Giriş yap

Şifremi unuttum

En son konular
» Laptop bu hale getirdi!
Çarş. Ekim 20, 2010 10:05 pm tarafından AMEDEUS

» .........
Perş. Ekim 14, 2010 3:56 pm tarafından AMEDEUS

» manzara
Çarş. Ekim 13, 2010 9:26 pm tarafından Deniz

» manzara fotoğrafları
Çarş. Ekim 13, 2010 9:18 pm tarafından Deniz

» Paydos/ C.Sıtkı Tarancı
Salı Ekim 05, 2010 2:49 pm tarafından AMEDEUS

» logo..........
C.tesi Ekim 02, 2010 11:45 pm tarafından ezgi

» ..................
C.tesi Ekim 02, 2010 2:09 pm tarafından DicLe

» Çile
Salı Eyl. 21, 2010 2:01 pm tarafından AMEDEUS

» Görmemişin bebeği olmuş...
Salı Eyl. 21, 2010 12:27 pm tarafından DicLe

» facebooktan video indirme
Salı Eyl. 21, 2010 10:08 am tarafından ezgi

» Taş atan çocuk
Ptsi Eyl. 20, 2010 5:00 pm tarafından DicLe

» BARIŞ
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:27 pm tarafından DicLe

» BEKLENTİSİZ....
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:24 pm tarafından DicLe

» UZAKTAN ...
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:22 pm tarafından DicLe

» CAN YÜCEL'DEN MAL BEYANI
Perş. Eyl. 16, 2010 1:36 pm tarafından yoll

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:20 am tarafından ezgi

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:15 am tarafından ezgi

» ŞİİR
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:08 am tarafından ezgi

» Kamuflaj
C.tesi Eyl. 11, 2010 5:32 pm tarafından AMEDEUS

» UZAK
Çarş. Eyl. 08, 2010 5:05 pm tarafından ezgi

» Yeşillik
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:59 pm tarafından ezgi

» Salam Gibi
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:57 pm tarafından ezgi

» Benlik_Oruç Aruoba
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:56 pm tarafından ezgi

» BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:54 pm tarafından ezgi

» Pembe Deniz
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:51 pm tarafından ezgi

» HAYAT
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:48 pm tarafından ezgi

» Benim Yazdığım Sen
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:47 pm tarafından ezgi

» Seviyorum Seni
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:46 pm tarafından ezgi

» BERFİN
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:44 pm tarafından ezgi

» Bahar Gelmiş
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:43 pm tarafından ezgi

Anket
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En iyi yollayıcılar
DicLe
 
AMEDEUS
 
yoll
 
Deniz
 
yelken
 
ezgi
 
NezBe
 
Devrim
 
mad men
 
Surgun
 

Kimler hatta?
Toplam 2 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 2 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 111 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 7:00 am tarihinde online oldu.

Devrim İçin Devrimci Okul

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Devrim İçin Devrimci Okul

Mesaj  Misafir Bir Salı Ocak 26, 2010 12:33 am

Halkı kazanmak,

halka inanmaktan,

emek vermekten geçer



Halk başlıklı önceki dersimizi, "halkı kazanmak" başlığıyla devam ettiriyoruz. Aslında halkı kazanmak, bir yerde kitle çalışmasıdır ve biz bu anlamda Devrimci Okul'un ikinci dersindeki kitle çalışması dersini de devam ettirmiş olacağız. Ama orada daha çok işin pratik yanına değinmiştik, şimdi ise, politik yanlarını işleyeceğiz ağırlıkla.

Halkı kazanmak, halkı devrimcileştirmektir. Halkı devrimcileştirmek, bilinçlendirmektir. Bilinçlendirmek, en başta burjuvazinin hakim hale getirdiği önyargılardan kurtarmak, yalanları yıkıp gerçekleri göstermektir. Sonrası... diyerek, ilk sorumuzu soralım bu noktada.


– Halkı kazanmaktan ne anlamalıyız?

Halkı kazanma konusunda en önemli sorunlardan biri dilde, düşüncede, duyguda küçük burjuva tarzın etkisi altında kalarak halka yabancılaşmadır.

Bu tarz bir yabancılaşmanın en gözle görülür sonuçları nelerdir:

- Propaganda ve ajitasyonda soyutluk, ilk sonuçtur.

- Eğitim çalışmalarının işlevsiz, verimsiz, sonuçsuz kalması bir diğer sonuçtur.

- Duyguda, düşüncede, eylem biçimlerinde halkçı bir tarzdan giderek uzaklaşmak, kaçınılmaz diğer sonuçlardır.

Bunlar aslında biraz önce de işaret ettiğimiz gibi, küçük-burjuvaziye özgü yanlardır, zaten halkın içinden çıkmış devrimcilerde bu tür özelliklerin olmaması gerekir, ama oluyor işte.

Bu sapma, bu kayma, bir yanıyla da halka bakış açısındaki eksikliklerin, çarpıklıkların bir devamıdır. Bir gecekondu semtinde devrimci çalışma yapıyorsunuz? Oradaki halk sizin için ne ifade ediyor ve buna bağlı olarak halkı kazanmaktan ne anlıyoruz?

Bu soruyu bir sorun kendinize ve bir kaç kelimede cevaplamaya çalışın.

Devrim için bir "destekçi" kesim mi?.. Dergi satışı yapılacak bir kitle mi?.. Kalacak ev mi?.. Mitinglerde, yürüyüşlerde kortejleri dolduran bir kalabalık mı?... Bunların hepsi veya hiçbiri mi?

Şöyle diyelim; halkı kazanmak, bunların hepsi ve ancak daha fazlasıdır. Halkı kazanmak, halkı DEVRİM İÇİN kazanmaktır. Devrim saflarına kazanmaktır. Yukarıda sayılanlar, bunun biçimleri ve sonuçlarıdır sadece. Kitleleri gerçek anlamda kazanmak için öncelikle, onları sadece "devrimin destekçisi" olarak, "kitle ilişkisi" olarak gören yaklaşımları terketmeliyiz.

Halkı kazanmak, esas olarak iki noktada somutlanır: Birincisi, ideolojik olarak kazanmak, ikincisi, örgütlemek. Sadece biri söz konusu ise, orada "halkı kazandık" diyemeyiz.


– Halkı kazanmak hangi anlayışla mümkündür?

Halkı kazanmak, büyük bir ideolojik savaştır. Kitle çalışmasını şöyle bir benzetmeyle de anlatabiliriz: Ortada bir kitle var, bir yanından burjuvazinin ideolojisi ve değerleri çekiyor, diğer tarafından devrimci ideoloji ve değerlerle biz çekiyoruz... İki yanından çekiştirilen kitlenin kafası karışacak, tereddütler, kuşkular duyacaktır doğal olarak... Düzen onu adeta 24 saat kendine çekmeye çalışır. Eğer biz de kendi cephemize çekmekte ısrarlı olmazsak, ona denk düşecek bir karşı emek ortaya koymazsak, onu kazanamayız. İşte bu anlamda haftada, 15 günde bir birini görmekle yürütülen kitle çalışmaları, bir anlamda baştan kaybetmeye mahkumdur.

Doğrudan veya dolaylı, her gününü doldurmaya çalışmalıyız, her olayda burjuvazinin görüşünün karşısına kendi görüşümüzü dikmeliyiz ki bu çekiştirmeden galip çıkabilelim. Bu ise, sürekli olarak yazılı, sesli, görsel yayınlarımızla, bildirilerimizle, toplantılarımızla, ev, işyeri, kahvehane konuşmalarımızla, ve akla gelebilecek başka her türlü araç ve biçimde, kitlelere ulaşmaktır.

Kitle çalışmasının en temel unsurların Somutluk, anlaşılabilirlik, güncellik ve süreklilik, kitle çalışmasının en temel unsurlarının başında gelir. Bunları sağlayamadığımızda, halkı kazanmak mümkün değildir. Burada özellikle sürekliliğe dikkat çekmek istiyoruz. 24 saat, düzenin ideolojik kuşatması altında olan birine, siz ayda bir dergi götürseniz, sonuç alabilir misiniz?

Bu tarz ilişkilerin, örgütlülüğe dönüşmesi zordur. Propaganda ve ajitisyonda süreklilik sağlanamıyorsa, orada sağlanacak etki geçici olacak, sonuç yaratmayacaktır. Süreklilik, aynı zamanda bizim ciddiyetimizdir, iddiamızdır, halkı kazanmaktaki ısrar ve kararlılığımızdır.

Örgütlemek, aslında bu iddiayı her kadronun, taraftarın kendinde somutlamasıyla gelişir. Bu iddia, daha tam bir deyişle, iktidar perspektifi somutlanmadığında, kurulan ilişkiler bir türlü örgütlülüklere dönüşmez. Halkı kazanmak, örgütlemektir. İlişki kurmak, gerçekleri anlatmaya başlamak, kazanmanın sadece başlangıcıdır. Ona gerçekleri göstermiş olsak bile, ilişki orada kalmışsa, örgütlülüğe dönüşmemişse, henüz maddi anlamda kazanamamışız demektir. Bu anlamdadır ki, "Örgütlemek; anlatmak, paylaşmak, pratikte göstermek, yol gösterici olmak, o ilişkiyi dönüştürebilmek, somut bir ilişkiye, işe, göreve kanalize edebilmek" bütünlüğünü içerir. Kitle çalışmasında yeni kurulan ilişkileri kaldıramayacağı işlere, eylemlere sokmak ne kadar yanlışsa, ideolojik, politik olarak bir noktaya gelmiş ilişkileri örgütlülüğe dönüştürmemek de o kadar yanlıştır. Hem sabırlı, hem sonuç alıcı olacağız ve bu ikisini birlikte gerçekleştireceğiz.


– Halkı kazanmanın araçları ve yöntemleri nelerdir?

Halkın kazanılmasında halk örgütlülükleri kilit bir öneme sahiptir. Bunları biliyorsunuz, daha çok taban örgütlülükleri olarak da adlandırıyoruz. Bu nitelikteki örgütlülüklerin biçimleri ülkelere göre bir çok değişiklik gösterir. Keza, devrimlerde oynadıkları roller de farklı farklı olmuştur. Ama şu ortaktır: Kitleleri devrim için seferber edebilmekte hep önemli bir rol oynamışlardır.

Bu örgütlenmeler, birinci olarak kitlelerin bir araya geldiği ve onları "tek başınalık", "çaresizlik" duygusundan kurtaracak araçlardır.

İkincisi, kitlelerin söz ve karar haklarını kullanabileceği zeminlerdir. Bu anlamda da kitlelerin iradesini açığa çıkaran örgütlenmelerdir.

Bu örgütlenmeler, halk için birer okul gibidir. Bu okulun eğitimi ve pratiği içinde, halkın siyasallaştırılması, örgütlü bir güç haline getirilmesi, mücadeleye seferber edilmesi gerçekleşecektir. Başka bir deyişle şöyle özetleyebiliriz: Bu tür halk örgütlenmeleri, halkı devrime getirecek, devrime halka götürecek örgütlenmelerdir.

Ülkemizde bunun pratiklerinden biri Halk Meclisleri'nde gerçekleşti. Çok yaygınlaşmamış ve mevcut koşullarda süreklileşmiş olmasa da bu meclisler bize büyük deneyimler bıraktı. Denilebilir ki, bugün geçmişte meclislerin hayat bulduğu gecekondu semtlerinde, o meclislerin yarattığı gelenek hala sürüyor.

Bu tür örgütlenmelerin ve genel olarak tüm demokratik kitle örgütlerinin asıl işlevi, belirttiğimiz şekilde halkın iradesinin ortaya çıkmasını sağlamaktır. Fakat ülkemiz solunun tüm "örgüt içi demokrasi" sözlerine karşın en uzak olduğu noktalardan biri de budur. Bugün hemen hiçbir sendikada, demokratik kitle örgütünde böyle bir işleyiş yoktur. yönetiminde kendilerine devrimci, sosyalist diyenlerin yeraldığı sendikalarda da durum farklı değildir pek.

Bir taban örgütlülüğünü halk açısından önemli, yararlı kılan nedir; oradakı öneri, tartışma ve karar alma süreçlerine katılımdır. Düşüncelerini, duygularını ifade edebilmesidir. Yani başka bir deyişle, düzenin yok saydığı, aşağıladığı, horladığı, düşüncelerine değer vermediği halka, o değeri vermesidir. Bunu bir başka ifadeyle halkın iradesine saygı ve onu esas alma olarak da ifade edebiliriz. Böyle bir örgütlenmeyi sadece kararlarınızı onaylattıracağınız yer olarak görmek, işte bu temel düşünceye terstir. Biz doğru politikalar savunduğumuzda, halka doğru yaklaştığımızda, güvendiğimizde, o politika ve kararlarımızı halk sahiplenecektir. Buna inanmalıyız.


– Halkı kazanmanın önünde engel olabilecek yaklaşımlar?

Halkı kazanmak iddiasındaki devrimcilerin uzak durması gereken eksikliklerden biri de, "kolaycılık" tuzağına düşmemektir. Ne kastediyoruz bundan?

Kitle çalışmasında en kolay olana yönelme, ülkemiz solunda zaman zaman görülen bir özelliktir; Mesela gençlik, anlatılanı kolay anlaması, düzen bağları, aile yükü gibi yanlarının güçlü olmaması nedeniyle, öncelikle yönelinen kesim olur. Mesela bu bir gecekondu veya ilçe çalışmasında da geçerlidir. Gençliği örgütlemek elbette kötü değildir, ama halkın her kesiminin bulunduğu yerde sadece gençliği örgütlemekle yetiniyorsak, bu kolaycılıktır. Veya Alevi kesimlere yönelik çalışmayla yetinme de solda görülen kolaycılığın bir başka biçimidir... Dinci kesimlerin veya şovenizmin etkisi altındaki kesimlere uzak durmak da bir kolaycılıktır ve devrimin halkı kazanma iddiasına denk düşmez.

Halk, farklı mesleklerden, farklı inançlardan, farklı milliyetlerden, farklı cinsiyetlerden, farklı yaş gruplarından oluşuyor, bu noktada halk kesimlerinden birini devrim saflarının dışında bırakamayız, bu kendimizi daraltmak, devrimi güçsüzleştirmektir. Buna yeterince özen göstermediğimizde, oligarşinin çok çeşitli biçimlerde uyguladığı böl parçala yönet politikalarını boşa çıkarmamız da zordur.

Burada bir başka nokta olarak şunu da vurgulamalıyız:

Halka değer vermeyen halkı kazanamaz. Burada sözde bir değer vermekten, teorik olarak halkı yüceltmekten söz etmiyoruz. Hayır, bizzat hayatın içinde, bizzat örgütlenmenin içinde o değeri vermekten ve ete kemiğe büründürmekten söz ediyoruz. Dersimizin başında söz ettiğimiz yabancılaşmanın karakteristik özelliklerinden biri de halka yukarıdan bakmaktır. Bu da halka seslenişte, "üstenci" bir tarzı beraberinde getirir.

Halk, düşüncelerine saygı gösterilip gösterilmediğini, kendisine değer verilip verilmediğini bir şekilde hisseder. Bir semtin örgütlenmesinde, işçi, memur veya gençlik, bir alanın örgütlenmesinde, halkın sözüne, sesine, sorunlarına, önerilerine ne karar kulak veriyorsunuz? Gerçekten onları mücadele sürecine ne kadar katmak istiyorsunuz? Bütün bunları da geçtik, onlarla konuşurken, onları ne kadar ve nasıl dinliyorsunuz? İşte bunlar çok önemli ölçülerdir ve bu noktada kitlelere güven vermeden onları kazanamazsınız.


– Halkı kazanmak, halkın özlemlerine cevap olmaktır!

Kitleler içinde çalışma yapan, kitleleri örgütlemeye çalışan herkes, o kitlenin sorunlarıyla, özlemleriyle bütünleşmelidir. Onların acılarını da, sevinçlerini de, kaygılarını da ta içten paylaşmak zorundadır. Bunu yapamayan, bunu başaramayan, halka biraz dıştan, küçük burjuva aydınlar gibi bakar.

Kitleler, büyük kalabalıkları içinde yalnızdırlar, Yalnız oldukları için kendilerini güçsüz hissederler. Zor durumlarda dayanışma tavrı görmediğinde kitlelere –yani aslında kendilerine– güvensizleşirler. Bu nedenlerle, aslında düzenin örgütlenme konusunda yarattığı tüm olumsuz önyargılara ve tehditlere rağmen, kitleler güç arayışı içindedir, bir yere dayanmayı, birileriyle dayanışma içinde olmayı ister... Kitle çalışması bir yerde, bu konudaki tereddütlerini aştırmak ve bu ihtiyaca cevap olmaktır.

Kitleleri kalabalıklar içinde yalnız olmaktan çıkarmanın temel yolu ve aracı da örgüt'tür, örgütlenmedir. Ekonomik demokratik haklar için örgütlenmeler, siyasal örgütlenmeler, dayanışma örgütlenmeleri, hepsi buna hizmet eder.

Halka yabancılaşma, en basitinden mesela propaganda ve ajitasyonda, teorik, akademik, aydınca bir dil kullanmakta gösterir kendini.

Bu yabancılaşma, eğitim çalışmalarına yansır. Emekçiler, ev kadınları, gençler derneğe toplanırlar, ama eğitim çalışmasında öğrenmenin, bilinçlenmenin coşkusunu duymazlar. Çünkü yapılan eğitim çalışması, bu coşkuyu duyurmayacak kadar soyuttur, kurudur, geneldir, onların ne sorunlarına, ne duygularına hitap ediyordur...

Bu tür soyutlukların ortaya çıktığı noktada orada, kitlelerden öğrenme ve kitlelere öğretme diyalektiğinin de tam hayata geçmediği söylenebilir. Kitlelerden öğrenen, ona nasıl hitap ederse, onun anlayabileceğini, ona hangi konuyu anlatırsa, onun bilgi ve bilinç açlığına cevap olabileceğini, ona nasıl davranırsa, onunla bütünleşebileceğini zaten bilir, öğrenir.

Eğer aklımızda, hedefimizde hep kitleleri kazanmak olursa, onlara neyi nasıl anlatacağımız konusunda daha az yanlış yaparız. Yazdığımız, söyledimiz her şeyi, karşımızdakilerin anlayıp anlamaması açısından süzgeçten geçiririz. Solun klasik hastalığı olan "herkes herşeyi biliyormuş gibi..." yazmaktan uzak dururuz.

Bir üniversiteliye belki bazı şeyleri anlatmak daha kolaydır. Veya kendi içimizde bir meseleyi anlatmak, daha kolaydır. Ama kitleleri kazanmak, o kolaylığın dışına çıkabilmeyi gerektirir. Bir ev kadınına, bir liseli, hatta ortaokullu öğrenciye, yaşlı bir emekliye, bir esnafa, bir inşaat işçisine, bir atölye işçisine anlatabilmeliyiz bütün bunları. Ve onların başkalarına anlatabilmesini sağlayacak tarzda anlatmalıyız.


– Devrime kazandığımız kitleleri nasıl kalıcılaştırırız?

Halkı kazanmaktan sadece halkı "kitle" olarak kazanmayı da anlamamalıyız.

Halkı kazanmak, halkı bilinçlendirmek, örgütlemek olduğu kadar, halkın en ileri unsurlarını da kadrolaştırmaktır. Halkı devrim saflarına kazanmanın en nitelikli hali budur.

Mücadelenin, savaşın halklaşmasıyla halkın kadrolaştırılması birbirine paralel gelişir. Biri diğerini besler. Halkın ileri kesimlerinin okuması, yazması, bilgi birikimi ne olursa olsun, devrim tercihi net halktan insanların kadrolaştırılması, halkın örgütlenmesinde, propaganda ve ajitasyonumuzun halka ulaştırılmasında büyük adımlar atılması demektir.

Halkı kazanmanın pekiştirici diğer ayağı da, halkın eğitilmesidir. Bunu gerçekleştirmediğimizde, kurduğumuz ilişkileri, örgütlülüklerimize kazandırdığımız insanları KALICILAŞTIRAMAYIZ. Çünkü düşman saldırılarına devam edecektir ve biz eğitim yapmadığımızda, o saldırıları karşılıksız bırakmış olacağızdır. Halkın eğitimi, halkın örgütlülüklerini dayanıklı kılacak temel yoldur.

Halkın okumayı sevmemesi, toplantılardan sıkılmaması ve benzeri ve benzeri hiçbir şey halk eğitiminin yapılmamasının mazereti olmamalıdır. Halk eğitimi, sürekli ve sistemli bir biçimde, halka düzenin niteliğini anlatacak, devrimin amaçlarını, sosyalizmin ne olup olmadığını kavratacak, halk geleneklerinin, değerlerininin sosyalizmle bütünleştirilmesini sağlayacaktır. Okumakta sorun varsa toplantılar sıkıcı oluyorsa, mutlaka çözümü vardır. Çözümü bulmak, halkı kazanma iddiasının gereğidir. Böyle bir sorun karşısında çözüm bulamıyorsak, halkı kazanamayız deyip vazgeçmemiz lazım.

Burada, burjuvazinin sahip olduğu iletişim araçlarının kapasitesiyle bizim bugün sahip olduklarımız arasındaki orantısızlık önemli değildir. Birincisi, bu iddiayı taşımak önemlidir. İkincisi, çeşitli vesilelerle belirttiğimiz gibi, onlar yalanın, biz gerçeğin progpandasını yapıyoruz. Onların işinin zorluğu ve bizim işimizin kolaylığı tam bu noktadadır.

Evet, meselenin özü, halkı biz kazanacağız iddiasında olmaktır. Önemli olan, hergün cebimize onlarca dergi, bildiri koyup tüm ilişkilerimizi dolaşmak, gerçeğin savaşçısı olarak her gün, her an, her saniye, bu savaşın içinde olmaktır. Düzene "size bir tek kişi bile kaptırmayacağız, çaldıklarınızı birer birer geri kazanacağız, 70 milyona gerçekleri ulaştıracağız" diye meydan okuyabilmektir.

Her insanımızın, her Cephelinin bu cüret ve iddiaya sahip olması, inanın bizi çok büyütecek, halkı kazanma savaşında çok daha somut sonuçlar almamızı sağlayacaktır.

Süreklilik, iddia, ısrar, kararlılık... bütün bu kavramlar bir başka kavram açısından önemlidir: İktidar. Bunlar (Süreklilik, iddia, ısrar, kararlılık) bizim iktidar iddiamızın göstergeleridir. Ve biz halkı kazanmak derken, elbette ki, genel geçer anlamda veya düzen için hedeflerle sınırlı bir "kitleselleşme"den değli, halkı iktidar hedefli bir mücadeleye kazanmaktan söz ediyoruz. Dolayısıyla, propaganda çalışmalarımız da, yayın organlarımız da, kitle çalışması yürüttüğümüz kesimlerle günlük ilişkilerimiz, politik ilişkilerimiz de, eylemlerimiz de, kısacası, herşey, buna uygun olmak durumundadır.

Unutmayalım ki, halkı kazanmak, temelde, halka güven vermektir. Halk güvenecek ki, sizin önderliğinizi kabul etsin, güvenecek ki, sizinle birlikte olsun, sizin örgütlenmelerinizde yer alsın.. Güven vermek ise, hayatın her alanına, her anına yayılan bir şeydir; sadece eyleminizle, sadece sözlerinizle, sadece tarihinizle, sadece kültürünüzle, sadece yayınlarınızla veremezsiniz bu güveni... Hepsi bir birini bütünleyecek ve halk, o bütünde kendi özlemlerini görecek, o bütünde ALTERNATİFİ GÖRECEK, o bütünde umut görecek... İşte bunları hayatın içinde somutladıkça halkı kazanırız...

Daha önce de dediğimiz gibi, "'Kitleler niye örgütlenmiyor?' sorusu yanlış bir sorudur. Doğrusu, kitleleri niye örgütleyemiyoruz?' sorusunu sormak durumundayız." Bu soruyu sorup cevaplarını vermeye başladığımızda, halkı kazanmak yolundayız demektir.

Sevgili arkadaşlar, bu haftaki dersimizi de burada sonlandırıyoruz. Haftaya başka bir derste görüşmek üzere, hoşçakalın.


Yani başka bir deyişle, düzenin yok saydığı, aşağıladığı, horladığı, düşüncelerine değer vermediği halka, o değeri vermesidir. Bunu bir başka ifadeyle halkın iradesine saygı ve onu esas alma olarak da ifade edebiliriz.

Meselenin özü, halkı biz kazanacağız iddiasında olmaktır. Önemli olan, hergün cebimize onlarca dergi, bildiri koyup tüm ilişkilerimizi dolaşmak, gerçeğin savaşçısı olarak her gün, her an, her saniye, bu savaşın içinde olmaktır. Düzene "size bir tek kişi bile kaptırmayacağız, çaldıklarınızı birer birer geri kazanacağız, 70 milyona gerçekleri ulaştıracağız" diye meydan okumaktır.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz