Giriş yap

Şifremi unuttum

En son konular
» Laptop bu hale getirdi!
Çarş. Ekim 20, 2010 10:05 pm tarafından AMEDEUS

» .........
Perş. Ekim 14, 2010 3:56 pm tarafından AMEDEUS

» manzara
Çarş. Ekim 13, 2010 9:26 pm tarafından Deniz

» manzara fotoğrafları
Çarş. Ekim 13, 2010 9:18 pm tarafından Deniz

» Paydos/ C.Sıtkı Tarancı
Salı Ekim 05, 2010 2:49 pm tarafından AMEDEUS

» logo..........
C.tesi Ekim 02, 2010 11:45 pm tarafından ezgi

» ..................
C.tesi Ekim 02, 2010 2:09 pm tarafından DicLe

» Çile
Salı Eyl. 21, 2010 2:01 pm tarafından AMEDEUS

» Görmemişin bebeği olmuş...
Salı Eyl. 21, 2010 12:27 pm tarafından DicLe

» facebooktan video indirme
Salı Eyl. 21, 2010 10:08 am tarafından ezgi

» Taş atan çocuk
Ptsi Eyl. 20, 2010 5:00 pm tarafından DicLe

» BARIŞ
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:27 pm tarafından DicLe

» BEKLENTİSİZ....
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:24 pm tarafından DicLe

» UZAKTAN ...
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:22 pm tarafından DicLe

» CAN YÜCEL'DEN MAL BEYANI
Perş. Eyl. 16, 2010 1:36 pm tarafından yoll

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:20 am tarafından ezgi

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:15 am tarafından ezgi

» ŞİİR
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:08 am tarafından ezgi

» Kamuflaj
C.tesi Eyl. 11, 2010 5:32 pm tarafından AMEDEUS

» UZAK
Çarş. Eyl. 08, 2010 5:05 pm tarafından ezgi

» Yeşillik
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:59 pm tarafından ezgi

» Salam Gibi
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:57 pm tarafından ezgi

» Benlik_Oruç Aruoba
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:56 pm tarafından ezgi

» BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:54 pm tarafından ezgi

» Pembe Deniz
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:51 pm tarafından ezgi

» HAYAT
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:48 pm tarafından ezgi

» Benim Yazdığım Sen
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:47 pm tarafından ezgi

» Seviyorum Seni
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:46 pm tarafından ezgi

» BERFİN
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:44 pm tarafından ezgi

» Bahar Gelmiş
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:43 pm tarafından ezgi

Anket
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En iyi yollayıcılar
DicLe
 
AMEDEUS
 
yoll
 
Deniz
 
yelken
 
ezgi
 
NezBe
 
Devrim
 
mad men
 
Surgun
 

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 111 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 7:00 am tarihinde online oldu.

Devrim için Devrimci okul

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Devrim için Devrimci okul

Mesaj  Misafir Bir Paz Ocak 10, 2010 1:32 pm

Sevgili okurlarımız merhaba. Geçen hafta, yeni yılın ilk dersine "Yönetmek"le başladık, bu hafta "Yöneticilik"le devam edeceğiz.
Bir soruyla başlayalım:

– Yönetici kimdir? Yöneticilik nedir?

Yöneticilik, kurmaylıktır.
- Ama peki emekçi olmayacak mı?

Yöneticilik, öğretmenliktir.
- Ama peki öğrenci olmayacak mı?

Yöneticilik, emir talimat vermektir!
- Ama peki dinlemeyecek mi? Kolektivizm olmayacak mı?

Ama peki... ama peki... ama peki... Yöneticilik için her ne söylenirse, onu böyle bir soru takip edecektir. Ve takip eden bu sorular, devrimci anlamdaki yöneticilik anlayışıyla, burjuva yöneticilik anlayışının farkını oluşturur.


– Somutlayalım...

Yöneticilik, en başta bir örnek oluşturmaktır, önder olmaktır, öncü olmaktır...

Yönetmek, önce ve en başta yapmaktır.

Kendisi yapmayan, başkasına yaptıramaz.

Kendisi inanmayan, insanları inandıramaz.

Kendisi emek harcamayan, insanları çalıştıramaz.

Kendisi okumayan, kendisi öğrenmeyen, insanların okumasını, öğrenmesini sağlayamaz.

Kendisi disiplin göstermeyen, insanları disipline edemez.

Bu listeyi böyle uzatıp gidebiliriz. Hepsi üç kelimede özetlenir: Örnek, önder, öncü... Yönetici asgari düzeyde bu niteliklere sahip olmayı hedeflemelidir. Yönetici, öğretmendir. Ama biliyoruz ki, iyi öğrenci olmayanlar, iyi öğretmen olamazlar. Öyleyse, yönetici, öğretmeye hazırlanacak. Eğer bir yazı, bir kitap işlenecekse, onu kendi okuyacak, notlarını çıkaracak... Hazırdan yemeyecek, eski bilgileriyle yetinmeyecek, genel geçer yorumlarla geçiştirmeyecek... Bunları yapmayan yönetici, öğretememesi, eğitememesi bir yana, yürütülen çalışmanın ciddiyeti, gerekliliği konusunda da bir bilinç yaratamaz. Yöneticinin önemsemediğini kimse önemsemez, Çünkü yöneticinin "bu çok önemlidir" sözü, bizzat kendi pratiği tarafından tekzip edilmiştir.

Yönetici, kurmaylıkla emekçilik, talimatla kolektivizm arasındaki dengeyi doğru kurmaya başladıkça yetkinleşecektir. Pratikteki soru şudur:


– Yönetici ne kadar yapacak, ne kadar yaptıracak?.. Bunu nasıl ayarlayacak?

Yöneticiyi, verimsiz hale getiren nedenlerden biri, her şeyi kendi yapmaya çalışmaktır. Her işe kendisi koşturan, her işi "bizzat" yapmaya çalışan yönetici, kaçınılmaz olarak yöneticilik işlevinden uzaklaşır. Bütüne vakıf olmaktan, bütün üzerine kafa yorup bütüne dair politikalar üretmekten uzaklaşır.

Yukarıda vurguladık zaten, her işe koşturan, her işi bizzat yapmaya kalkışan yönetici tipini eleştirirken yöneticilerin çalışmaması, iş yapmaması, pratiğin içinde olmamasını kastetmiyoruz. Özel olarak dikkat çektiğimiz nokta, yöneticinin temel görevi ve rolüdür. O, en fazla emek harcayan olacaktır, ama onun emeğini harcama biçimi, yeri, yöneticilik işlevini yerine getirmesine hizmet edecek biçimde olmalıdır.

Her işe koşup, her şeyi bizzat yapmaya çalışan yönetici, herşeyden önce, başta gelen görevlerinden biri olan eğitim görevini yapamayacaktır.

Pratik, ne kadar yoğun olursa olsun insanların pratik içinde boğulmamasını sağlamak durumunda olan yönetici, her şeyi bizzat yapmaya giriştiğinde en başta kendisi boğulacaktır. Oysa onun görevi, o işleri yapacak insanları eğitmek, yetiştirmektir; onun görevi o işler için insanlara seferber etmek, yönlendirmektir.

Şimdi yukarıda "kendisi şöyle yapacak" diye belirttiğimiz noktalarla bunu birleştirirsek, şöyle diyebiliriz:

Yönetici, emek harcayacak, emekçi olunmasını sağlayacak... koşacak, koşturacak... yapacak, yaptıracak... örgütleyecek, örgütlenmesini sağlayacaktır. Saydıklarımızın birincileri, zaten her zaman her koşulda olan ve olması gerekendir, yönetici, esas olarak burada ikinci yanlara, koşturma, yaptırma noktasına yoğunlaşacaktır.

Dersimize girerken, vurguladığımız ayrımların bizim yöneticilikten anladığımızla, burjuvazinin yöneticilikten anladığı arasındaki farka işaret ettiğini belirtmiştik. Fakat, devrimcilikte de tek bir yönetici tipi yok. Yanlış anlaşılmasın, devrimci yönetici anlayışı tek bir anlayıştır, ama pratikte farklı yönetici tipleri vardır.


– Yönetici tiplerini tanıyalım:

Mücadele içinde karşımıza çıkan yöneticileri tanımlamak gerekirse, üç yönetici tipi sayabiliriz:

Birinci yönetici tipi, liberal yönetici tipidir. İkinci yönetici tipi, despot yönetici tipidir. Üçüncü yönetici tipi, devrimci yönetici tipidir.

Herbirinin disiplinden anladığı, iş yapmaktan ve yaptırmaktan anladığı, yönetmekten anladığı farklı farklıdır. Despot yönetici tipiyle, liberal yönetici tipi, görünürde elbette birbirlerinden çok farklıdır. Ama aslında, bunları çakıştıran yönler de bir hayli fazladır.


– Liberal yönetici nasıl bir yöneticidir:

Herşeyi altındaki insanlara bırakır. Onların eksiklikleriyle, zaaflarıyla mücadele yerine onlara teslim olur. O, altındakileri değil, onlar onu yönetmeye başlar.

Liberal yöneticinin yönetiminde sorunlar, üzerine gidilmeyip çözümsüz bırakıldığı için önce küllenir ve ardından kronikleşir.

Liberal yönetici, liberalizmin doğal sonucu olarak, zaaflarla çatışmaz, görmezden gelir... çevresinde yaşanan olumsuzluklara müdahalede bulunmaz... örgüte zarar veren gelişmeler, tavırlar karşısında da çoğunlukla "karışmama" tavrını benimser. Karışmak çatışmaktır çünkü.

Liberal yönetici, idarei maslahatçıdır. Büyük hedeflerin değil, günü kurtarmanın peşindedir. Devrim iddiası gün geçtikçe zayıflar, iddia zayıfladıkça, zaaflarla uzlaşma güçlenir.

Stratejik hedeften kopan yönetici, kadrolaşmayı sağlamak için gereken emeği ve disiplini de gösteremez. Yukarıda sözünü ettiğimiz gerekçeler işte bu noktada gündeme gelir. Kendi eksikliğini görmeyen yöneteci, alanda kitleselleşmeyi, kadrolaşmayı sağlayamamayı, pratik içinde boğulmaya, zamansızlığa bağlar..

Diyelim ki bu iki sorunu(!) çözdük; liberal yöneticiyi pratikten çektik, zamanı bollaştı; ama onun kadrolaşma yapması yine zordur, hatta mümkün değildir. Çünkü kadrolaşma yapmak da, eğitmektir; eğitmek emektir, eğitmek, onun zaaflarıyla çatışmaktır; bunlar ise, liberal yöneticinin yapamayacağı şeylerdir zaten.

Liberallik ve liberal yöneticilik üzerine yine bir süre önce Yürüyüş'te şöyle denilmişti:

"Liberallik, hepimizin en genel anlamda bildiği gibi, zaafları görmezden gelmek, çevresinde yaşanan olumsuzluklara, devrimci mücadeleye ve örgütlenmeye zarar verici gelişmelere karşı duyarsızlık, görmezden gelme, karışmama durumudur... Liberal yöneticiliği besleyen, büyüten, çeşitli zaaflardır. Zaaflar, devrim hedefini bulanıklaştırır, devrim hedefini kaybetmiş bir yönetici, doğal olarak devrimi engelleyen olumsuzluklara karşı mücadele etmez, örgütünü eksiklerden, zaaflardan koruma refleksini gösteremez, varolan duyarlılıklarını ve devrimci refleksini de kaybeder." (Sayı 125)

Yönetici açısından sorunun özü budur.

İnsanları hareketin ihtiyaçları temelinde eğitmek, kadrolaştırmak, uzmanlaştırmak, elbette önemli bir görevdir. Burada bir insanı eğitmekten, yeni bir şekle sokmaktan ve mücadelenin yükünü omuzlayacak yeni insanlar yaratmaktan söz ediyoruz.

Bu hiç kuşku yok ki, yoğun bir emeği gerektirir, sabrı gerektirir. Çatışmaya cesaret edebilmeyi gerektirir. Denetim yapmayı gerektirir. Liberal yönetici de, despot yönetici de bunları yapamaz.


– Despot yönetici tipinin özellikleri nelerdir?

Onun temel özelliği, emir ve talimattır. Onun için yönetici olmanın en temel özelliği bunlardır. Emek ve fedakarlıkla değil, emir ve talimatla yönetmek ister.

Despot yönetici örnek olmak için, önder olmak için özel bir emek harcamaz, böyle olması gerektiğini bile düşünmez; insanlara pratikte önderlik ederek iş yaptırmayı düşünmez. Talimatın yeterli olacağını sanır.

Herşeyi emir talimatlardan ibaret gördüğü için, öğrenmeyi de düşünmez, sormaz, sorgulamaz, kolektivizmi işletmez. Talimatların her işi yaptırmaya "yettiği"(!) yerde, komitelere ne gerek var?!

Sorunların çözümü için çok fazla kafa yormaz; "öyle olmasın böyle olsun" talimatıyla neşteri vurur soruna. Pratik, ona sorunların öyle çözülemeyeceğini her seferinde gösterir, ama despot yönetici, bu anlayışın özeleştirisini yapmadığı sürece, yanlışı sürdürür.

Despot yöneticinin yönettiği birimde, devrimci coşku, kararlılık, paylaşım, moral yoktur. Yönetmeyi böyle anlayan bir yönetici, insanları seferber edemez.

Despot yönetici, kuralların, talimatların, kendisi dışındakiler için yayınlandığını düşünür. Başkalarından onlara katılıkla uymasını ister, kendisi uymaz.

Liberal yöneticiye göre ise, kurallar, talimatlar, ne kendisi için mutlaktır, ne sorumluluğu altındakiler için... Kendisi disiplinli bir şekilde onlara uymayacağı için, tabanı da bu konuda "sıkmaz".

Despot yönetici, emek sarfedip insan yetiştirmez. Eh, talimatlarla da insan yetiştirilemeyeceği için, geriye "hazır adam" istemek kalır. Hep ister. Varolanları da beğenmez genellikle. Kadrolaştırma görevinin de, varolan insanları dönüştürmenin de kendisine ait olduğunu aklına getirmez.

Yöneticiliği gerek liberal gerekse de despot bir tarzda uygulayan insanlarımız, açık ki mücadelenin ihtiyaçlarına cevap veremezler. Onlar, ya kendilerini değiştireceklerdir, ya kendileri değişecektir. Çünkü devrim onlarla ilerleyemez.


– Yöneticilikte devrimci tarzın temel özellikleri nelerdir?

Devrimci yönetici yukarıda sayılanların anti-tezidir. Çalışma tarzı, eğitim anlayışı, yönetme tarzı, yaşam tarzı farklıdır.

Plan ve program sahibidir. Genel geçer hedefler değil, somut hedefleri vardır.

Önce alanı, birimi öğrenir. Araştırır. Çalışır. İnsanları tanır, onların yaşamına girer. Düşünür, üretir. Kolektif bir işleyiş kurar. Eğitimi, kadrolaşmayı ve kitle çalışmasını sürekli kılmak onun temel faaliyetleridir.

Önceki bölümde de belirttiğimiz gibi, yönetici, bir yerde "stratejik çizgide kalmanın güvencesi, sigortası olmak durumundadır. Çünkü bazen stratejiyi unutmak, tüm faaliyetlerimizi işlevsizleştiren, amacın gözden kaçırılmasına neden olan bir hale dönüşmektedir.

Bu tür durumlar, herhangi bir birimde harcanan emekle paralel sonuç alınamamasının en başta gelen nedenlerinden biridir.

Bir sürü pratik faaliyet örgütlüyor ve buna rağmen o birimde örgütsel bir gelişme sağlayamıyorsak, öncelikli sorun yöneticidedir. "Zayıf yönetici, kendi varlığını ve görevini, stratejiyle bütünleştiremeyen yöneticidir."

Yönetici, her aşamada her işte eğitecek, öğretecek, denetleyecektir. Elbette bu noktada, yöneticinin sorumluluğu altında çalışan insanları iyi tanıması, onların eksikliklerini, zaaflarını, eğilimlerini, alışkanlıklarını bilmeli ve buna göre eğitip yönlendirmelidir.

Yöneticinin bu görevi, basit bir işte de, daha kapsamlı işlerde de değişmez. Verdiği görev bir pankart asma da olsa, bir miting düzenleme görevi de olsa, mahallede nöbet tutma da olsa, hepsinde nasıl yapılması, nelere dikkat edilmesi gerektiğini öğretmeli, görevi alacakların muhtemel eksikliklerini baştan tamamlamalı, içine düşülmesi muhtemel eksiklikler konusunda önlemlerini almalıdır.

En azından neyi bilip neyi bilmedikleri korusunda emin olmalıdır. Yönetici, "nasıl olsa biliyorlardır" diye düşünemez. "Nasıl olsa yaparlar" demez. Diyemez.

Yöneticinin görevi orada bitmez. Yani onun görevi sadece işi yaptırmak değildir. O iş yapıldığında da bu defa o iş üzerinden, alınan görevin nasıl yerine getirildiği, o sırada ortaya çıkan eksiklikler ve diğer konular üzerinden eğitim çalışmasını sürdürmek durumundadır.

Yönetici bu noktada da "yaptınız mı? Yaptık!", "Tamam mı? Tamam!" soru ve cevabıyla yetinmez. Yapılmışsa, nasıl yapılmış, tamamsa nasıl tamam? Ayrıntıya girilmelidir, somutlanmalıdır. Ki gelecek açısından somut sonuçlar çıkartılabilsin.

Yönetici, eğitimi ve kadrolaştırmayı hayatın her alanına ve zamanın tümüne yaydığı ölçüde hedefine ulaşabilir. Zaman yok, yer uygun değil ve benzeri gerekçeleri aşmanın en temel yolu da budur.

Yönetici, kadro adaylarıyla birlikte olduğu her anda, onlarla birlikte örgütlediği her işte, eğitim çalışması yapıyor gibidir. Kadrolaştırma zaten hayatın ve pratiğin içinde bir süreçtir. Teorik düzeydeki eğitimle bu süreç birleşir, iç içe geçer.

Bu anlamda, zamanın havadan-sudan sohbetlerle geçirilmesi tarzındaki ilişkiler, genel anlamda bir kayıptır.

Bir yöneticinin yayınlarımızı okumaması düşünülemez. Devrimci hareketin politikaları, yaklaşımları, çeşitli konularda geliştirdiği ideolojik mücadelesi, her alanın yöneticisinde ete kemiğe bürünür. Politikaları alana uyarlayacak olan öncelikle odur. İdeolojik mücadelenin o alandaki şekillenişini belirleyecek odur. Yayınları günü gününe takip etmeyen bir yönetici, görevlerini yerine getiremez.

Yönetici, bulunduğu alanda Parti'nin temsilcisidir. Onun düşünceleri, davranışları, sorunlara yönelik yaklaşımları, partinin olarak algılanacaktır.

Yönetici kolektivizmin mimarıdır. O, kolektivizmi teorik olarak savunmanın ötesinde, bulunduğu birimde ete kemiğe büründüren olmalıdır.

Devrimcilik, sadece yapılan pratik işte, günlük yaşam disiplininde değil, duygularda, düşüncelerde somutlaşır. Devrimciliğin duygularda düşüncelerde zayıflaması, her devrimci kadro için ciddi bir uyarıdır ve derhal önlemini almalıdır. Kahin olmak gerekmez, devrimci düşünceler, devrimci duygular zayıflıyorsa, yerini düzen doldurur.


– Her aksaklıkta, yönetici de sorumludur..

Herhangi bir birimde aksayan bir yan varsa, yapılmayan bir iş varsa, o sorun, yöneticinin dışında değildir. Yöneticinin buradaki sorumluluğu "söyledim yapmadılar" izahıyla geçiştirilemez. Evet, öyle de olabilir. Gerçekten o söylemiştir ve ona rağmen yapılmamıştır. Ama bu durum da yöneticinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Sorunların varlığını tesbit etmek hiç zor değildir. Yönetici kendi yaşam statükolarını oluşturmuştur. Altındaki insanların eğitimiyle ilgilenmemektedir. İşlerini zamanında yetiştirememesi artık kronikleşen bir durum olmuştur. Kolektivizm uygulanmamaktadır... Bu tablo örgütlülüğün felç edilmesidir ve felcin başladığı nokta yöneticidir.

Devrimci teori için, "doğru ama bizim koşullarımızda..." diyerek, sanki devrimci teorinin de başka koşullar, başka kişiler için üretilmiş olduğunu sanır.


– Yönetici adalettir..

Yönetici demek, adalet demektir. Örgütün adaleti de, sosyalizmin adaleti de bir yerde onda somutlanacaktır. Bu anlamda yönetici, en küçük bir adaletsizliğinin yolaçacağı sonuçları düşünmek zorundadır.

Başkalarına disiplin, kendilerine liberal olanların bu tavrının kendisi bir adaletsizliktir zaten. Bu adaletsizlik, yöneticinin kendine başka konularda da ayrıcalıklar tanımasına uzanabilir pekala..

Yönetici bir kadro, kendine de, sorumluluğu altındaki insanlara da aynı radikallikle, aynı ilkeler ve kuralların ölçüsüyle, aynı eleştirellik ve sorgulayıcılıkla bakabilmelidir.

Yönetici eksikleri karşısında da cüretli ve açık olmalıdır, ki aynı şeyi sorumluluğu altındaki insanlardan bekleyebilsin.

Kendi eksikleri karşısında mazeretlere başvuran, mazeretlerle karşılaşmaya hazır olmalıdır.

Özeleştiriden kaçan, karşısında özeleştiri yapmayan insanlar bulmaya hazır olmalıdır.

Kendine karşı çok liberal, başkalarına karşı çok keskin ve sekter olanların bu çelişkisi, insanlar tarafından mutlaka bir biçimde görülür.

Bir yöneticinin kendini değerlendirmesi için ölçüleri açıktır: Kaç kişi yetiştirdi? İlk temel ölçü budur.

Sorun, çoğunlukla yöneticilerin çalışmaması değildir. Hemen tüm yönetici yoldaşlarımız elbette bütün gün bir şeyler yapıyor, koşturuyorlar. Fakat bu yetmiyor. Mesele bunu hedefli, planlı bir şekilde yapmaktır. Sonuç alıcı bir çalışma tarzını hakim kılmaktır. Sonuç alınmıyorsa, orada mutlaka bir değerlendirme zorunludur, çünkü orada mutlaka aksayan bir yan vardır.

Gerçek şu ki, bir çok yönetici zaman yetmezliğinden, pratik yoğunluğundan sözetmektedir. Sadece görünüme bakıldığında "haklı" da görünmektedirler. Fakat sorun şudur; kadrolaşma yapılamadığı için bu sorunlar yaşanmaktadır. Yönetici, alanında kadrolaşma yaptığı ölçüde, iki sorun da –zaman darlığı, pratik yoğunluğu– büyük ölçüde ortadan kalkar. Her işe koşturmanın açmazından ancak böyle kurtulunabilir.


– Yöneticiliğe aday olalım!

Yönetici, pratik yoğunluk ve zaman darlığı nedeniyle kadro eğitmeye yeterince zaman ayıramamakta ve kadrolaşma yapmadığı için pratik yoğunluk içinde boğulmaktadır... İşte bu bir yönetici için apaçık bir kapandır. Bu kapandan çıkmanın tek yolu vardır: Kadrolaşmak. Yönetici ne yapıp edip bu görevi başa koymalıdır. "Birken iki olmayı" ilk hayata geçirmesi gereken yöneticidir. Herkes kendi alternatifini yetiştirme bakış açısıyla hareket etmelidir. Ve insanlarımız yoldaşlarının alternatifi olmaya aday olmalıdır.

Devrimci bir yönetici, eksikleri, zaafları olan insanlarla iş yapmasını bilen, iş yaparken eğitendir. İdealist değildir; tornadan çıkmış insanlar beklemez, ama eksiklikleri de olduğu gibi kabul etmeyip, değiştirmeyi, eğitmeyi, geliştirmeyi hedefler.

Yöneticilik konusunda temel bazı anlayışlarımız, bir kültürümüz vardır; bunun en önemli yanlarından biri de şudur: Cepheliler için, sorumluluk duymak, sorumluluk üstlenmek, bir işi yönetmeye talip olmak, yetki sorunu değil, devrimci sorumluluk anlayışımızın bir sonucudur.

Düşünün; sorumluluk üstlenmeye hazır, bir işin yönetimi üzerine düştüğünde, onu yerine getirmeye tüm gücüyle sarılan bir kadro ve taraftar ordusuna sahip bir hareket, doğan her boşluğu anında dolduracaktır. Bir çok yoldaşımız da, kendilerine verilen görevler karşısında bu görevi yapabilecek düzeyde olmadığını düşünür, kendine güvensizlik duyar. Oysa, gelişme de böyle sağlanır. Kendine güven nasıl kazanılır, insan nasıl inisiyatifli olur, nasıl cüretli olur, bunlar "allah vergisi" midir, hayır. Her insanımız bunları kazanabilir..

Bir yazımızdaki şu benzetmeyi tekrar hatırlatmakta yarar görüyoruz: "Yöneticinin bulunduğu alandaki rolü, suya atılan bir taşın, suda yarattığı hareketin dalga dalga yayılmasına benzer; yöneticinin atacağı her olumlu adım, ... o alandaki gelişmeyi sağlar... Fakat... bunun tersi de geçerlidir. Yöneticiden kaynaklanan herhangi bir olumsuzluk da aynı şekilde dalga dalga... yayılacaktır."

Dersimize burada son verirken, tüm okurlarımıza sevgi ve selamlarımızı sunuyoruz.

***

Yönetici, emek harcayacak, emekçi olunmasını sağlayacak... koşacak, koşturacak... yapacak, yaptıracak... örgütleyecek, örgütlenmesini sağlayacaktır. Saydıklarımızın birincileri, zaten her zaman her koşulda olan ve olması gerekendir, yönetici, esas olarak burada ikinci yanlara, koşturma, yaptırma noktasına yoğunlaşacaktır.

Plan ve program sahibidir. Genel geçer hedefler değil, somut hedefleri vardır.

*

Önce alanı, birimi öğrenir. Araştırır. Çalışır. İnsanları tanır, onların yaşamına girer. Düşünür, üretir. Kolektif bir işleyiş kurar. Eğitimi, kadrolaşmayı ve kitle çalışmasını sürekli kılmak onun temel faaliyetleridir.

*

Sorun, çoğunlukla yöneticilerin çalışmaması değildir. Hemen tüm yönetici yoldaşlarımız elbette bütün gün bir şeyler yapıyor, koşturuyorlar. Fakat bu yetmiyor. Mesele bunu hedefli, planlı bir şekilde yapmaktır. Sonuç alıcı bir çalışma tarzını hakim kılmaktır. Sonuç alınmıyorsa, orada mutlaka bir değerlendirme zorunludur, çünkü orada mutlaka aksayan bir yan vardır.


Yürüyüş .

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz