Giriş yap

Şifremi unuttum

En son konular
» Laptop bu hale getirdi!
Çarş. Ekim 20, 2010 10:05 pm tarafından AMEDEUS

» .........
Perş. Ekim 14, 2010 3:56 pm tarafından AMEDEUS

» manzara
Çarş. Ekim 13, 2010 9:26 pm tarafından Deniz

» manzara fotoğrafları
Çarş. Ekim 13, 2010 9:18 pm tarafından Deniz

» Paydos/ C.Sıtkı Tarancı
Salı Ekim 05, 2010 2:49 pm tarafından AMEDEUS

» logo..........
C.tesi Ekim 02, 2010 11:45 pm tarafından ezgi

» ..................
C.tesi Ekim 02, 2010 2:09 pm tarafından DicLe

» Çile
Salı Eyl. 21, 2010 2:01 pm tarafından AMEDEUS

» Görmemişin bebeği olmuş...
Salı Eyl. 21, 2010 12:27 pm tarafından DicLe

» facebooktan video indirme
Salı Eyl. 21, 2010 10:08 am tarafından ezgi

» Taş atan çocuk
Ptsi Eyl. 20, 2010 5:00 pm tarafından DicLe

» BARIŞ
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:27 pm tarafından DicLe

» BEKLENTİSİZ....
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:24 pm tarafından DicLe

» UZAKTAN ...
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:22 pm tarafından DicLe

» CAN YÜCEL'DEN MAL BEYANI
Perş. Eyl. 16, 2010 1:36 pm tarafından yoll

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:20 am tarafından ezgi

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:15 am tarafından ezgi

» ŞİİR
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:08 am tarafından ezgi

» Kamuflaj
C.tesi Eyl. 11, 2010 5:32 pm tarafından AMEDEUS

» UZAK
Çarş. Eyl. 08, 2010 5:05 pm tarafından ezgi

» Yeşillik
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:59 pm tarafından ezgi

» Salam Gibi
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:57 pm tarafından ezgi

» Benlik_Oruç Aruoba
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:56 pm tarafından ezgi

» BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:54 pm tarafından ezgi

» Pembe Deniz
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:51 pm tarafından ezgi

» HAYAT
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:48 pm tarafından ezgi

» Benim Yazdığım Sen
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:47 pm tarafından ezgi

» Seviyorum Seni
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:46 pm tarafından ezgi

» BERFİN
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:44 pm tarafından ezgi

» Bahar Gelmiş
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:43 pm tarafından ezgi

Anket
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En iyi yollayıcılar
DicLe
 
AMEDEUS
 
yoll
 
Deniz
 
yelken
 
ezgi
 
NezBe
 
Devrim
 
mad men
 
Surgun
 

Kimler hatta?
Toplam 2 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 2 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 111 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 7:00 am tarihinde online oldu.

Felsefe Nedir ?

Aşağa gitmek

Felsefe Nedir ?

Mesaj  Misafir Bir Ptsi Ocak 11, 2010 2:01 am

Tarihin tanıdığı en büyük düşünürlerin birkaçını yetiştirtniş olan eski Yunanlılar, felsefeden, bilgi sevgisini anlıyorlardı. Philosophia'nın (Philo, sevgi; sophia, bilgi) sözcük anlamı budur, felsefe de buradan gelir.
"Bilgi", "dünyayı ve insanı bilme" demektir. Bu bilme belirli davranış kurallarının anlatılmasına, yaşam karşısında belirli bir tavır takınılmasına olanak veriyordu. Bilge, her durumda, dünyayı ve insanı bilmeye dayanan bu kurallara göre hareket eden insandı.
Felsefe sözcüğü, o çağdan beri tutundu kaldı, çünkü bir gereksinmeyi karşılıyordu. Sık sık, dünya konusundaki görüşlerin çeşitliliğine göre, çok farklı anlamlar aldı. Ama felsefenin en kalımlı anlamı şöyledir: "Genel bir dünya anlayışıdır ki, bu anlayıştan, belli bir davranış tarzı çıkabilir."
Ülkemizin tarihinden alınmiş bir ömek, bu tanımlamayı daha iyi açıklayacaktır:
18. yüzyılda, Fransa'nın burjuva filozofları, bilimlere dayanarak, dünyanın bilinebilir olduğunu düşünüyor ve bunu öğretiyorlardı; buradan, dünyanın, insanın iyiliği için değiştirilebileceği sonucuna varılıyordu. Ve birçoğu, örneğin, İnsan Ruhundaki Gelişmeler Üzerine Tarihsel Bir Tablo Taslağı'nın (1794) yazan Condorcet, sonuç olarak, insanın gelişebileceğini, daha iyi olabileceğini ve toplumun da daha iyi olabileceğini kabul ediyordu.
Bir yüzyıl sonra, gene Fransa'da, burjuva filozoflarının çoğunluğu, tersini, yani dünyanın bilinemeyeceğini, "şeylerin aslı"nı bilemediğimizi ve hiçbir zaman da bilemeyeceğimizi düşünüyorlar ve bunu öğretiyorlardı. Ve dünyayı dönüştürmek istemenin saçma olduğu kanısı da, bu sonuçtan çıkarılıyordu. Elbette ki, doğa üzerinde etki yapabileceğimizi kabul ediyorlardı, ama, "şeylerin aslı" bilinemeyeceği için, doğa üzerindeki etki de ancak yüzeyde kalan bir etki olabilirdi. İnsana gelince, o, her zaman olmuş olduğu gibidir ve her zaman o olacaktır. Bir "insan doğası" vardır ki, bunun sırrını biz bilemeyiz. "Öyleyse, toplumu iyileştirmek için kafa yormak neye yarar?"
GÖRÜYORUZ Kİ, dünya anlayışı (yani felsefe), yararı olmayan bir sorun değildir. Çünkü birbirine karşıt iki anlayış, birbirine karşıt pratik sonuçlara götürmektedir.
Gerçekten de. 18. yüzyıl filozofları, toplumu dönüştürmek istiyorlar; çünkü o zaman devrimci sınıf olan ve feodaliteye karşı savaşım veren burjuvazinin çıkarlarını ve dileklerini ifade ediyorlardı. 19. yüzyılın filozoflarına gelince, bunlar (ister gizlesinler, ister gizlemesinler), artık tutucu olan bu burjuvazinin, artık egemen sınıf olan ve proletaryanın devrimci yükselişinden korkan burjuvazinin çıkarlarını ifade ediyorlar. Burjuvazi, kendisine en iyi payı veren bir dünyada değiştirilecek hiçbir şey olmadığı kanısındadır. Filozoflar, insanları, toplumu değiştirmeye çalışan bütün girişimlerden döndürürlerken, bu gibi çıkarları haklı gösteriyorlar. Örnek: olgucular (pozitivistler) (en başta geleni, Auguste Comte, birçok kimsenin gözünde bir "toplumsal reformcu"dur; ama gerçekten, o, burjuvazinin egemenliğinin sonsuz olduğuna kuvvetle inanır, ve onun "toplumbilim"i üretici güçlerden ve üretim ilişkilerinden habersizdir,
bu da, bu toplumbilimi güçsüzlüğe mahkum eder); seçmeciler (eklektikler), (en başta geleni, Victor Cousin, burjuvazinin resmi filozofu oldu; o, "doğru", "güzel", "iyi", "adalet" vb. adına, proletaryaya yapılan baskıyı ve hele 1848 Haziranında kitle halinde kurşuna dizilmelerini haklı gösteriyordu); bergsonculuk (burjuvazinin, 1900 yıllarında, yani emperyalizm çağında, onur direğinde taşıdığı Bergson, bütün aklını, insanı somut gerçekten, dünya üzerinde etki yapmaktan, toplumun biçimini değiştirmek için savaşımdan döndürmeye veriyor; insan, kendisini, kendi "iç benliği"ne, "iç" yaşamına feda etmelidir; geriye kalan hiç de önemli değildir ve sonuç olarak, başkalarının emeğinden yararlananlar güven içinde rahat rahat uyuyabilirler).
Demek ki, aynı toplumsal sınıf, Fransız burjuvazisi, bir yüzyıldan ötekine, birbirinden tamamen farklı iki felsefeye sahip oldu; çünkü 18. yüzyılda devrimci olan burjuvazi, 19. yüzyılda tutucu, ve hatte gerici olmuştu. Hiçbir şey şu iki metni karşılaştırmaktan daha anlamlı değildir. Birincisi, burjuva devrim, 1789 tarihini taşıyor. Yazar, şu sözleriyle yeni zamanları selamlamayan bir burjuva devrimci Cammille Desmoulins'dir: "Evet, bu uğurlu Devrim, bu yeniden canlanma tamamlanacak; hiçbir güç ona engel olacak durumda değildir. Felsefenin, özgürlüğün ve yurtseverliğin yüce etkisi! Biz yenilmez olduk."
Ve işte öteki metin, 1848 tarihini taşıyor. iktidardaki sınıfının, proletaryaya karşı çıkarlarını savunan burjuva devlet adamı M. Thiers'nin sözleri:
"Ah! Eskisi gibi olsaydı. Okullara hep rahipler ya da onların yardımcıları baksaydı, şimdi okulların halk çocukları için gelişmesine karşı çıkmamış olacaktım. Pekçoğu insana tiksinti veren şu laik öğretmenler yerine başka bir şey istiyorum; kardeşleri istiyorum, her ne kadar eskiden onlara karşı güvensizlik duydumsa da artık din adamlarının etkisinin salt egemen olmasını istiyorum; papazın etkisinin, olduğundan da daha güçlü olmasını talep ediyorum; çünkü, insana, zevkine bak, çünkü ... sen, bu ölümlü dünyada kendi küçük mutluluğunu [asıl metinde de altı çizilmiş yaratmak için bulunuyorsun, ve bu mutluluğu şimdi içinde bulunduğun durumda bulamıyorsun, bencilliği, sana bu mutluluk payını vermeyi reddeden zengine korkmadan vur; zenginin fazla servetini elinden alarak, kendi rahatını ve seninle aynı durumda olanların hepsinin mutluluğunu sağlayacaksın, diyen felsefe için değil, tersine, insana acı çekmek için dünyada bulunduğunu öğreten bu iyi felsefenin yayılması için yalnızca rahipler sınıfına güveniyorum."
Görülüyor ki, Thiers, felsefeyle ilgileniyor. Neden? Çünkü felsefenin bir sınıf niteliği vardır. Her ne kadar filozofların, genel olarak, bundan kuşkuları yoksa da, kesindir bu. Ama, her dünya anlayışının pratik bir anlamı vardır: bazı sınıflara yararlı, ötekilere zararlı olur. Göreceğiz ki, marksizmin de bir sınıf felsefesi vardır.
Burjuva devrimci Camille Desmoulins, felsefeyi, devrimin hizmetinde bir silah gibi görürken; tutucu Thiers, felsefeyi toplumsal gericiliğin hizmetinde bir silah olarak görür: "İyi felsefe", emekçileri boyun eğmeye çağıran felsefedir. Daha sonra Komün yandaşlarını kurşuna dizdirecek olan adam, işte böyle düşünüyor.

.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Niçin Felsefeyi incelemeliyiz

Mesaj  Misafir Bir Ptsi Ocak 11, 2010 2:02 am

Bugün, Birleşik Devletler'de olduğu gibi Fransa'da da M. Thiers'nin ardından gelenler, marksistler hakkında fikir davaları açıyorlar. Yalnız marksistleri değil ellerinden gelse onların felsefesini de yok etmek istiyorlar. M. Thiers'nin, Komün yandaşlarıyla birlikte onların toplumsal gelişme fikirlerini öldürmek istemesi gibi. İşçilerin ve genel olarak emekçilerin görevi bununla çizilmiş oluyor; bu görev, sömürücülere hizmet eden felsefenin karşısına, sömürücülere karşı savaşıma yardımcı olabilecek bir felsefe çıkarmaktır. Şu halde, felsefe okuyup öğrenmek, emekçiler için çok önemlidir. Bu önem, zaten olgularla karşılaşılınca kendini gösterir.
Olaylar, günümüzün egemen sınıfı burjuvazinin, ülkemizin tüm emekçileri üzerinde sürdürdüğü baskı siyasetinin gitgide sertleştiğini ortaya koymaktadır: işsizlik ve yaşam pahalılığı, gençlere kapıların kapanması, toplumsal yasalara, grev hakkına, demokratik özgürlüklere saygı gösterilmemesi, baskı, silahlı saldırı (14 Temmuz 1953'te Paris'te), ülkenin Amerikan emperyalizmi tarafından sömürgeleştirilmesi, kanlı ve yıkıcı Vietnam Savaşı, Wehrmacht'ın yeniden canlandırılması vb., vb.. Bu durumda, emekçiler, kendilerine şunu sormalıdır: Bu durumdan nasıl kurtulmalı? Olanların niçinini bilmek gereksinmesi, gittikçe daha genel, gittikçe daha had bir durum alıyor. Savaş tehlikesi nereden geliyor? Faşizm nereden geliyor? Yoksulluk nereden geliyor? Ülkemizin emekçileri, olup bitenleri anlamak istiyorlar, bu durumu değiştirmek için anlamak istiyorlar.
Ama o zaman, eğer felsefe bir dünya anlayışı, pratik sonuçları olan bir dünya anlayışı ise, dünyayı değiştirmek isteyen emekçiler için doğru bir dünya anlayışına sahip olmanın çok değerli bir şey olduğu açıkça ortaya çıkmaz mı? Nasıl ki, nişan tahtasını vurmak için doğru nişan almak gerekiyorsa.
Kabul edelim ki, tüm emekçiler, gerçeğin bilinemeyeceğini düşünüyorlar. O zaman, savaş, işsizlik, açlık karşısında kendilerini savunamayacaklardır. Başlarına gelen her şey, onlar için anlaşılmaz bir şey olarak kalacaktır, bunları bir alınyazısı olarak karşılayacaklardır. Burjuvazinin, emekçileri sürüklemek istediği nokta tamıtamına budur. Dolayısıyla kendi çıkarlarına uygun bir dünya anlayışını yaymak için hiçbir çareyi ihmal etmeyecektir. Örneğin "her zaman zenginler ve yoksullar olacaktır" gibi düşüncelerin yayılması böyle açıklanabilir. Ya da, "toplum bir cengel ormandır ve her zaman öyle olacaktır, o halde, herkes kendi başının çaresine bakmalıdır! Eğer başkasının seni yemesini istemiyorsan, sen başkasini ye. İşçi, ücretlerinizi hep birlikte savunmak için iş arkadaşlarınla birleşeceğine, arkadaşlarının zararına patronun lütuflarını kazanmaya bak. Kadın memur, patronun metresi olmaya çalış, güzel bir yaşamın olur. Boşver ötekiler ne olursa olsun..." gibi düşünceler.
Bu gibi düşünceleri (Reader's Digest'in) Selection gibi dergilerde, "mide basını"nda bol bol bulabilirsiniz. Burjuvazi, emekçilerin bilincini, bu zehirle zehirlemek ister, onun için, emekçiler kendilerini bundan korumalıdırlar. Ayrıca bu zehir, çok çeşitli biçimlerde karşımıza çıkar.
Bunun içindir ki, emekçiler hâlâ Franc-Tireur okuyorlar, bilmeksizin, günde onbeş franklık zehir satın alıyorlar. Bilmeksizin; çünkü, Franc-Tireur, bu gidiş iyi değildir ve bunun sonu kötü olacak diye tepiniyor, bağırıyor, ama Franc-Tireur, işlerin niçin iyi gitmediğini söylemeye ve nedenlerini göstermeye hiç yanaşmıyor, ve hele emekçilerin birliğini, "kurtulma"nın tek çaresi olan bu birliği önlemek ya da bozmak için elinden geleni yapıyor.
Bütün bu düşünceler, son tahlilde, bir dünya anlayışından, bir felsefeden doğuyor: Toplum dokunulmazdır, onu olduğu gibi kabul etmek gerekir, yani ya sömürüye katlanacaksın, ya da toplum içinde dirseklerinle ite ite kendine ufak bir yer açacaksın.
"Tanrım! daima başımıza gelen şeylerin niçinini ve nasıl olduğunu bilmeye çalışmak zorunda mıyız? Adaletsizlik her gün yapılıyor ve kuvvet, hakka üstün geliyor!"
İşte, burjuvazinin, emekçilerin çocuklarına sunduğu sayısız gazetelerden biri olan Super-boy'da bunları okuyabiliyoruz. Şiddet, insanı aşağılama, gerçekten de bunlar, fetih savaşını normal bir eylem haline getiren saldırgan burjuvazinin gereksinmelerine uygun gelen şeylerdir.
Burada Lenin'in, 1920'de Rusya Komünist Gençlik Birliklerinin III. Kongresinde söylediklerini anımsatmak yerinde olur. Lenin, kapitalist toplumu şöyle çiziyordu:

"Eski toplum şu ilkeye dayanıyordu: soy ya da soyul, başkaları için çaliş ya da başkalarını kendin için çalıştır, köle sahibi ol ya da köle ol. Doğal olarak, böyle bir toplumda yetişen insanlar, deyim yerindeyse, analarının sütüyle birlikte şu ruh halini, alışkanlığı, anlayışı da alırlar: ya bir köle sahibisin ya köle, ya da bir küçük mülk sahibi, bir küçük görevli, bir küçük memur, bir aydın � kısacası yalnızca kendini düşünen ve başkasını umursamayan bir insan.
"Eğer ben şu toprak parçacığını ekip biçiyorsam, başkaları benim için önem taşımaz; eğer bir başkası açsa, daha iyi, buğdayımı daha pahalı satacağım demektir. Eğer benim önemsiz bir hekim, mühendis, öğretmen, müstahdem olarak bir işim varsa, başkalarının benim için ne önemi var? Ola ki bu dünyanın güçlüleri karşısında dalkavukluk ede ede ve yaltaklana yaltaklana işimi koruma ve hatta sivrilme, bir burjuva olma başarısını göstereceğim."
Egemen burjuvazi için çok değerli olan bu eski felsefeye karşı kendi dışımızda ve kendi içimizde amansız bir savaş açmamız gerekir; çünkü bü felsefenin elinde, geleneklerden, boşinanlardan başka; basın, radyo, sinema gibi araçlar da var... Eski zehirli düşüncelere karşı bu savaşımı anarak: "Gerekiyorsa, büyük bir dürüstlükle kendi kendini yenile!"diyen Barbusse'ün çağrısına uymak gerekir.
Umutsuzluk değil güven, yazgıya boyun eğme değil savaşım taşıyan yeni fikirler edinmeye çalışmak gerekir. Bu, emekçiler için, ikincil bir sorun değildir. Bu, varolmak ya da olmamak sorunudur, çünkü emekçiler, ancak bir dünya anlayışına onu gerçekten değiştirebilecekleri bir dünya anlayışına sahip oldukları zaman, sınıf baskısının üstesinden gelebileceklerdir.
Böylece, Gorki, Ana'da, çarlık Rusyası'nda, o zamana kadar her şeye boyun eğmiş, umutsuz, yaşlı bir kadının, kahramanca savaşan sosyalist oğlu sayesinde, halkının çektiği acıların kaynağını anladığı için, ve bu acılara bir son vermenin olanaklı olduğunu anladığı için, nasıl durdurulamaz bir devrimci haline geldiğini anlatır.
Savaşıma henüz başlayanlara, yazgıya boyun eğmeyi reddedenlere, felsefe öğrenmek yararsız olmayacaktır: Gerçekte yalnız nesnel bir dünya anlayışı, onlara savaşımlarının kanıtlarını verebilir.
Doğu bir teori olmaksızın, savaşım başarıya ulaşamaz. Bazıları, başarmak için, başarı koşullarının gerçekleşmesinin yeterli olduğunu sanırlar. Yanlıştır, çünkü, bu koşulları gerçekleştirmeyi bilmek de gerekir. Ve işler karmaşıklaştıkça, ne yapacağını bilmek, daha büyük bir önem kazanır.
Bu gözlemler, devrimci bir savaşım, sosyalizm ve komünizm için savaşım sözkonusu olduğu zaman değer kazanır. "Devrimci teori olmadan, devrimci eylem olmaz", diyordu Lenin.
Ama bu gözlemler, aynı zamanda, başka amaçlar için yapılan savaşımda da: demokratik özgürlükler için savaşımda da, ekmek için ya da barış için savaşımda da değerlidirler.
Demek ki, pratik zorunluluk dolayısıyla, felsefeyi incelememiz, genel dünya anlayışıyla ilgilenmemiz gerekir.
Şimdi de, bize, dünyayı anlamak olanağını sağlayacak, bunun sonucu olarak dünyayı değiştirmek için savaşım vermek olanağını sağlayacak olan hangi felsefedir, bunu, daha yakından görelim.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

HANGİ FELSEFE İNCELENMELİ?

Mesaj  Misafir Bir Ptsi Ocak 11, 2010 2:03 am

Eğer gerçeği (doğayı ve toplumu) değiştirmek istiyorsak, onu tanımak gerekir. İnsan, çeşitli bilimler yoluyla dünyayı tanır. Öyleyse, daha iyi bir yaşam için savaşımlarında, emekçilere yalnız bir tek bilimsel dünya anlayışı uygun düşebilir. Bu bilimsel anlayış, marksist felsefedir, diyalektik materyalizmdir.
Burada akla şöyle bir soru geliyor: "Bilim" ile "felsefe" arasında nasıl bir ayrım yapıyorsunuz? Birincisini ikincisiyle bir tutmuyor musunuz? Marksist felsefe, gerçekten de, bilimlerden ayrılamaz, ama onlardan ayırdedilir. Bilimlerin her biri (fizik, biyoloji, psikoloji vb.) gerçeğin tamamen belirli bir kesimine özgü yasaları incelemeyi ister. Diyalektik materyalizme gelince, onun ikili bir amacı vardır:
diyalektik olarak, evrenin en genel yasalarını, fizik doğadan düşünceye kadar, canlı doğaya ve topluma geçerek, gerçeğin bütün görünümleri için ortak olan yasaları inceler. Önümüzdeki derslerde, bu yasaların incelenmesi ele alınacaktır. Ama, diyalektik materyalizmin kurucuları Marx ve Engels, diyalektiği, hiç akıldan çıkarmadılar. Bilimlerin ilerlemesi, onlara, felsefenin ortaya koyduğu en genel, bütün bilimler için ortak olan yasaları bulup ortaya koymak ve dile getirmek olanağını verdi.

materyalizm olarak, marksist felsefe, bilimsel bir dünya anlayışıdır, bilimsel, yani bilimlerin bize öğrettiklerine uygun tek dünya anlayışıdir. Öyleyse, bilimler neyi öğretirler? Evrenin maddi bir gerçek olduğu, insanın bu gerçeğe yabancı olmadığını, bu gerçeği bilebileceğini, ve bu sayede evreni değiştirebileceğini (çeşitli bilim kollarıyla elde edilen pratik sonuçların gösterdikleri gibi) öğretirler. Felsefi materyalizmin incelenmesini 8-11. derslerde ele alacağız. Marksist materyalizm, bilimlerle özdeş değildir, çünkü onun konusu, gerçeğin bu sınırlı yönü değildir (bu, bilimlerin konusudur), ama, dünyanın bütünüyle kavranmasıdır; bilginler marksist olmasalar bile, tüm bilimlerin alttan alta kabul ettikleri bir dünya anlayışıdır.

"Materyalist doğa görüşü, der Engels, doğanın olduğu gibi, yabancı bir şey katmadan, yalın biçimde kavranmasından başka bir şey değildir." Bilimlerin her biri, "doğanın, olduğu gibi" bir yönünü inceler. Marksist felsefe ise, "doğanın, olduğu gibi, genel olarak kavranılması"dır. Onun için her ne kadar bilimlerle özdeşleşmese de, bilimsel bir felsefedir.
Diyalektik materyalizmin bilimlerle özdeşleşmediğini söyledik. Ama şimdi gördük ki, bilimler, zorunlu olarak diyalektiktir (çünkü, bilimler evrenin en genel yasalarını tanımazlıktan gelirlerse kurulamazlar) ve materyalisttir (çünkü bilimlerin konusu maddi evrendir). O halde, diyalektik materyalizm, bilimlerden ayrılamaz. Ancak bilimlere dayanarak ilerleyebilir, onlardan sentez yapar. Ama karşılık olarak da, ilerde göreceğımız gibi, bilimlere geniş ölçüde yardım eder. Öte yandan, kendini, bilimsel olmayan dünya anlayışlarını, anti-diyalektik ve anti-materyalist felsefeleri eleştirmek görevine verir.
Tarihsel materyalizm, diyalektik materyalizmin ilkelerini topluma uygular, (bunu da 15-21. derslerde inceleyeceğiz).
Diyalektik materyalizm ve tarihsel materyalizm, bilimsel sosyalizmin ve bunun sonucu olarak komünizmin teorik temelini oluştururlar.
Stalin, bütün bu nitelikleri özetleyerek şöyle yazar:

"Marksizm, doğanın ve toplumun gelişmesinin yasalarının bilimidir, ezilen ve sömürülen sınıfların devriminin bilimidir, bütün ülkelerde sosyalizmin zaferinin bilimidir, komünist toplumun kuruluşunun bilimidir."

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

proletaryanın felsefesi

Mesaj  Misafir Bir Ptsi Ocak 11, 2010 2:04 am

Tamamen bilimsel ve, bilimsel olduğu gibi, kanıtlarını olgulardan �çünkü pratik, teoriyi doğrular� alan marksist felsefe, aynı zamanda, tarihsel rolü burjuvaziyi altetmek, kapitalizmi ortadan kaldınmak, sosyalizmi kurmak olan proletaryanın felsefesi, devrimci sınıf proletaryanın partisinin teorisidir.
Ondördüncü derste, proletaryayı marksizme bağlayan bağın önemi üzerinde yeniden duracağız. Ama bunu şimdiden açıklığa kavuşturmak uygun olur.
Eğer, gerçekten de, proletarya, marksist felsefeye bağlanıyorsa, bu felsefeyi kendine malediyorsa ve onu zenginleştiriyorsa, bu, proletaryanın, toplumu �kurbanı olduğu toplumu� değiştirme savaşımının, ona bu toplumu anlamak ve onu bilimsel olarak incelemek görevini yüklemesindendir. Burjuvazi, ayrıcalıklı sınıfının çıkarlarını savunurken, emek-gücünün sömürüsü üzerine kurulmuş bulunan egemenliğini unutturmaya çalışır. Kapitalist sömürü gerçeğini bile reddeder, günkü gerçeği kabul etmek, kendi sömürücü sınıf çıkarlarına aykırı olurdu. Sınıf çıkarları yüzünden, burjuvazi, gittikçe gerçeğe sırt çevirir.
Proletaryanın durumu tamamen başkadır. Boyunduruktan kurtulmayı isteyen sömürülen sınıfın çıkarı dünyaya doğrudan bakmaktır. Sömürücü sınıfın, sömürüyü sürdürmek için yalana gereksinmesi vardır; devrimci sınıfın ise sömürüden kurtulmak için gerçeğe gereksinmesi vardır. Devrimci görevini iyi yürütebilmek için, doğru bir dünya görüşüne gereksinmesi vardir.
Dünyaya doğrudan bakmak materyalizmdir.
Dünyaya gerçek gelişmesi içinde bakmak, diyalektik materyalizmdir (diyalektik, toplumun gelişmesini açıklayan yasaları inceler).
Diyebiliriz ki, bilimsel felsefe, diyalektik materyalizm, bundan dolayı, devrimci sınıfın, sömürüden kurtulabilmek için toplumu anlamakta çıkan olan sınıfın felsefesi olmuştur. Marksizm, proletaryanın bilimsel felsefesidir.
A. Jdanov eöyle demişti:

"Proletaryanın bilimsel felsefesi olan marksizmin ortaya çıkışı, felsefenin, köşesine çekilmişlerin bir uğraşı olduğu, dış dünya ile bağıntısı olmayan, yaşamdan ve halktan kopmuş, halka yabancı, az sayıda filozofun ve öğretilisinin oluşturdukları okulların tekelinde olan felsefe tarihinin eski dönemine son verir.
"Marksizm, bu çeşit bir felsefe okulu değildir. Tersine, marksizm, birkaç seçkinin, bir fikir aristokrasisinin tekelinde olan eski felsefenin aşılması olarak, ve felsefenin, kurtuluşları için savaşımda, proletarya yığınlarının elinde bilimsel bir silah haline geldiği büsbütün yeni bir dönemin başlangıcı olarak ortaya çıkar.
İşte biz, bu felsefeyi inceleyeceğiz, çünkü bilimsel felsefe, emekçilere, savaşımlarını aydınlatan ışığı verir. Emekçilere, ve yalnızca proietaryaya değil, devrimci proletaryanın müttefiği olan, kapitalist burjuvaziye karşı çıkarları aynı olan kol ve kafa emekçilerine, savaşımlarını aydınlatan ışığı verir. Demek ki, marksizmin, proletaryanın bilimsel felsefesinin incelenmesi, proleter olsun ya da olmasın burjuvazinin egemenliğine yardım eden yalanları yıkmak isteyen herkesin işidir. Her bilim gibi, marksist teoriyi, hangi sınıftan olursa olsun, her insan benimseyebilir: Bir burjuva, proletaryanın yanında yeralır, proletaryanın görüşünü benimserse, marksist olabilir.
Ama, marksizmi proletaryaya bağlayan çözülmez bağ, marksist felsefenin, proletaryanın felsefesinin, zorunlu olarak bilr parti felsefesi olduğu anlamamızı sağlar. Gerçekten de proletarya, toplumlar bilimine sahip bir devrimci parti olmadan, burjuvaziye karşı savaşım veremez. Bu fikir, Marx ve Engels tarafından Komünist Parti Manifestosu'nda açıklanmıştır ve Lenin de şöyle der: "Marx ve Engels, felsefede, başından sonuna kadar, hep belli bir yanın adamları oldular."

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Teori ve Pratiğin birliği

Mesaj  Misafir Bir Ptsi Ocak 11, 2010 2:05 am

Emekçiler için, ve özellikle proleterler için
marksist felsefenin ineelenmesi bir lüks değildir: bu bir sınıf görevidir.
Bu görevi yerine getirmemek, burjuva baskısına hizmet eden bilim-dışı ve
gerici görüşlere alanı boş bırakmaktır, işçi hareketini, yolgösterici
kılavuzdan yoksun bırakmaktır.

Burjuvazi, proletarya felsefesinden korkmakta
ve her yola başvurarak onunla savaşmaktadır. On yıllar boyunca, marksizmi
üniversitelerden uzaklaştırarak, marksist teorinin ışığını kapadı.
Sonra, diyalektik materyalizmin etkisi büyüyünce (aynı zamanda işçi sınıfının
otoritesi artınca) hile yapmak gerekti: o zaman burjuva ideologlarının
havası değişti. Dediler ki: "Elbette, marksizm, eskiden iyiydi. Ama
bugün, marksizm aşılmıştır." Sayısız marksizmi
"aşma" girişimleri, buradan ileri geliyor. Bütün bu girişimlerin,
marksizmin felsefi temellerinin tasfiyesi ya da tahrifi, diyalektik
materyalizmin tasfiyesi ya da tahrifi gibi hazırlık ve giriş niteliğinde
bir ön işlemden geçmeleri anlamlıdır.

Burjuvazi, bu iş için, uluslararası
sosyal-demokrasi liderlerinden gayretkeşçe bir yardım gördü. Özellikle,
bizim ülkemizde Léon Blum'un yardımı. A l'echelle Humaine'de
(1946), Marx'ın kuşku götürmez öğretilerini hiçe sayarak, sosyalizm için
materyalist bir felsefenin gereğini yadsır. Ve Sosyalist Enternasyonalin
liderleri, açıkça dinin kanatları altında yeralıyorlar: "Marksizm,
diyalektik ve tarihsel materyalizm, sosyalizm için hiç de gerekli değiller;
dinsel telkin de onun kadar değerlidir."


Bu görüşlerin, sınıf savaşımına, yani
devrime yasak koymak gibi bir amaç taşıdığını ilerde göreceğiz.

Ama, susmak ve tahrif etmek, diyalektik
materyalizmin ve tarihsel materyalizmin gerçeğini hiçbir şekilde değiştiremez.
Gerçek gerçektir. Ve, örneğin, şu sırada, sosyalist ülkelere karşı,
bir koalisyonda biraraya toplanmış olsalar bile, çeşitli kapitalist
devletler arasındaki çelişkilerin gene de şiddetlendiği görülmektedir.
Kapitalistlerin kendileri de bu durumu kabul ediyorlar. Marksist teoriyi geliştirdiği
ve zenginleştirdiği SSCB'de Sosyalizmin Ekonomik Sorunlarıadlı yapıtında, Stalin, bunu belirtmiş ve anlatmıştı.

Gerçekler ortadadır. Ve sosyalizmin başarısı,
SSCB'de komünizmin kurulmaya başlamasından sonra halk demokrasisinin
ilerleyişi, marksist-leninist işçi partisinin gelişmesi, marksist teorinin
ne ölçüde güçlü olduğunu kanıtlamaktadır. Burjuva filozoflara
gelince, onlar, ancak, kapitalizmin genel bunalımını (ve açıklamaksızın
haklı göstermeye çalışarak) yazabilirler.

Marksist felsefeyi incelemeye başlayacak
olanların hiçbir zaman unutmaması gereken bir nokta vardır. Devrimci
proletaryanın bilimsel felsefesi, marksizm, hiçbir zaman teoriyi
(yani bilgiyi) pratikten (yani eylemden) ayırmaz. Marx, Engels
ve onların öğretilileri, aynı zamanda, hem düşünür, hem de eylem adamıydılar.
Zaten teori ile pratik arasındaki bu organik bağdır ki, marksizme zenginleşmek
olanağını sağladı: devrimci hareketin her aşaması, teoride yeni bir
ileri hamleyi hazırladı. Eğer marksizmin verimliliğini ortaya koyan
devrimci eyleme katılınmazsa, marksizmin ilkeleri sindirilemez.
"Marksist teori bir dogma değil, eylem için bir kılavuzdur."

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz