Giriş yap

Şifremi unuttum

En son konular
» Laptop bu hale getirdi!
Çarş. Ekim 20, 2010 10:05 pm tarafından AMEDEUS

» .........
Perş. Ekim 14, 2010 3:56 pm tarafından AMEDEUS

» manzara
Çarş. Ekim 13, 2010 9:26 pm tarafından Deniz

» manzara fotoğrafları
Çarş. Ekim 13, 2010 9:18 pm tarafından Deniz

» Paydos/ C.Sıtkı Tarancı
Salı Ekim 05, 2010 2:49 pm tarafından AMEDEUS

» logo..........
C.tesi Ekim 02, 2010 11:45 pm tarafından ezgi

» ..................
C.tesi Ekim 02, 2010 2:09 pm tarafından DicLe

» Çile
Salı Eyl. 21, 2010 2:01 pm tarafından AMEDEUS

» Görmemişin bebeği olmuş...
Salı Eyl. 21, 2010 12:27 pm tarafından DicLe

» facebooktan video indirme
Salı Eyl. 21, 2010 10:08 am tarafından ezgi

» Taş atan çocuk
Ptsi Eyl. 20, 2010 5:00 pm tarafından DicLe

» BARIŞ
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:27 pm tarafından DicLe

» BEKLENTİSİZ....
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:24 pm tarafından DicLe

» UZAKTAN ...
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:22 pm tarafından DicLe

» CAN YÜCEL'DEN MAL BEYANI
Perş. Eyl. 16, 2010 1:36 pm tarafından yoll

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:20 am tarafından ezgi

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:15 am tarafından ezgi

» ŞİİR
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:08 am tarafından ezgi

» Kamuflaj
C.tesi Eyl. 11, 2010 5:32 pm tarafından AMEDEUS

» UZAK
Çarş. Eyl. 08, 2010 5:05 pm tarafından ezgi

» Yeşillik
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:59 pm tarafından ezgi

» Salam Gibi
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:57 pm tarafından ezgi

» Benlik_Oruç Aruoba
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:56 pm tarafından ezgi

» BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:54 pm tarafından ezgi

» Pembe Deniz
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:51 pm tarafından ezgi

» HAYAT
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:48 pm tarafından ezgi

» Benim Yazdığım Sen
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:47 pm tarafından ezgi

» Seviyorum Seni
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:46 pm tarafından ezgi

» BERFİN
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:44 pm tarafından ezgi

» Bahar Gelmiş
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:43 pm tarafından ezgi

Anket
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En iyi yollayıcılar
DicLe
 
AMEDEUS
 
yoll
 
Deniz
 
yelken
 
ezgi
 
NezBe
 
Devrim
 
mad men
 
Surgun
 

Kimler hatta?
Toplam 2 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 2 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 111 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 7:00 am tarihinde online oldu.

Karl Marx-Frederick Engels

Aşağa gitmek

Karl Marx-Frederick Engels

Mesaj  Misafir Bir Ptsi Ocak 11, 2010 1:21 am

F. Engels, Komünizmin İlkeleri,
Marks-Engels: Seçme Yapitlar, Cilt: I
Soru 1: Komünizm nedir?

Yanit: Komünizm, proletaryanin kurtulus kosullarinin ögretisidir.
Soru 2: Proletarya nedir?
Yanit: Proletarya, toplumun, geçim araçlarini herhangi bir sermayeden elde edilen kârdan degil, tamamiyla ve yalnizca kendi emeginin satisindan saglayan; sevinci ve üzüntüsü, yasamasi ve ölmesi, tüm varligi emek talebine, dolayisiyla islerin iyi gittigi dönemler ile kötü gittigi dönemlerin birbirlerinin yerini almasina, sinirsiz rekabetten dogan dalgalanmalara dayanan sinifidir. Proletarya, yani proleterler sinifi, tek sözcükle, 19. yüzyilin çalisan sinifidir.
Soru 3: Su halde proleterler her zaman varolmamislardir?
Yanit: Hayir. Yoksul halk ve çalisan siniflar her zaman varolmustur,ve bu çalisan siniflar çogunlukla yoksuldular. Ama demin sözü edilen kosullar altinda yasayan bu tür yoksullar, bu tür isçiler, yani proleterler her zaman varolmamislardir, nasil ki rekabet her zaman serbest ve sinirsiz olmamissa.
Soru 4: Proletarya nasil dogdu?
Yanit: Proletarya, geçen yüzyilin ikinci yarisinda Ingiltere'de ortaya çikan ve o zamandan bu yana dünyanin bütün uygar ülkelerinde kendini yinelemis olan sanayi devriminin bir sonucu olarak dogdu. Bu sanayi devrimine, buhar makinesinin, çesitli dokuma makinelelerinin, buharli tezgahin ve daha birçok baska mekanik aygitlarin icadi neden oldu. çok pahali olan ve, bunun sonucu, ancak büyük kapitalistler tarafindan satin alinabilen bu makineler, o güne dek varolan tüm üretim biçimini degistirdi ve makineler isçilerin derme çatma çikriklariyla ve el tezgahlariyla ürettiklerinden daha ucuz ve daha iyi metalar ürettigi için, eski isçileri safdisi birakti. Böylece bu makineler, sanayii tümüyle büyük kapitalistlere teslim etti ve isçilerin sayica pek az olan mülklerini (aletler, el tezgahlari, vb.) degersizlestirdi, öyle ki, kapitalistler çok geçmeden her seye el attilar ve isçlere hiç bir sey kalmadi. Fabrika sistemi, bu yolla, giyim esyalari imalatina girmis oldu. -Makine ve fabrika sisteminin harekete geçmesinin ardindan, fabrika sistemi çok geçmeden öteki sanayi dallarinda da, özellikle pamuklu dokuma ve matbaa islerinde, çanak-çömlek ve madeni esya sanayiinde kullanilmaya baslandi. Tek tek isçiler arasinda giderek daha çok isbölümü oldu, öyle ki, daha önce tüm bir nesneyi yapan isçi, artik onun yalnizca bir kismini üretiyordu. Bu isbölümü ürünlerin daha hizli ve dolayisiyla daha ucuza ikmal edilmelerini olanakli kildi. Bu, her isçinin eylemini, bir makinenin yalnizca ayni yetkinlikte degil, hatta bundan çok daha iyi bir biçimde yapabildigi çok basit, sürekli yinelenen mekanik bir isleme indirgedi. Bu yolla, sanayiin bütün bu dallari, tipki iplikçilik ve dokumacilik gibi, birbiri ardindan buhar gücünün, makinenin ve fabrika sisteminin egemenligi altina girdiler. Ama böylece, bunlar, ayni zamanda, tamamiyla büyük kapitalistlerin ellerine geçtiler ve buralarda da isçiler bagimsizligin son kirintilarini yitirdiler. Yavas yavas, gerçek manüfaktürlere ek olarak zanaatlar da, ayni sekilde, giderek daha çok fabrika sisteminin egemenligi altina girdiler, çünkü burada da, maliyetlerden birçok tasarruflarin yapilabildigi ve çok yüksek bir isbölümünün olabildigi büyük atelyelerin kurulmasiyla, büyük kapitalistler, küçük zanaatçinin yerini giderek daha çok aldi. Böylece simdi, uygar ülkelerde hemen bütün çalisma dallarinin fabnka sistemi altinda yürütüldügü, ve hemen bütün dallarda zanaatin ve manüfaktürün büyük sanayi tarafindan safdisi edildigi noktaya ulasmis bulunuyoruz.- Bunun sonucu olarak, eski orta siniflar, özellikle küçük zanaat ustalari, giderek daha çok yikildilar, isçilerin eski konumlari tamamiyla degisti, ve bütün öteki siniflari yavas yavas yutan iki yeni sinif çikti ortaya:
I. Bütün uygar ülkelerde bütün geçim araçlarina ve bu geçim araçlarinin üretimi için gerekli hammaddelere ve aletlere (makineler, fabrikalar, vb.) daha simdiden hemen tamamiyla sahip büyük kapitalistler sinifi. Bu sinif, burjuvalar sinifi, ya da burjuvazidir.
II. Tamamiyla mülksüz olan ve bu yüzden, emeklerini, karsiliginda zorunlu geçim araçlari edinmek için burjuvalara satmak zorunda kalanlar sinifi. Bu sinifa proleterler sinifi, ya da proletarya denir.
Soru 5: Proleterlerin burjuvalara bu emek satisi hangi kosullar altinda yer alir?
Yanit: Emek herhangi bir baska meta gibi bir metadir, ve fiyati da herhangi bir baska metain fiyatini belirleyen ayni yasalar tarafindan belirlenir. Büyük sanayiin ya da serbest rekabetin -ki görecegimiz gibi, ikisi de ayni kapiya çikar- egemenligi altindaki bir metain fiyati, ortalama olarak, her zaman, o metain üretim maliyetine esittir. Emegin fiyati da, demek ki, ayni sekilde emegin üretim maliyetine esittir. Emegin üretim maliyeti, tamamen, isçinin, kendisini çalisabilir bir durumda tutmak ve isçi sinifinin yok olmasini önlemek için gereksindigi geçim araçlari miktarindan ibarettir. Demek ki isçi, emegi karsiliginda, bu amaç için gerekli olandan daha fazlasini almayacaktir; emegin fiyati ya da ücret, geçim için gerekli en düsük, asgari olacaktir. Isler bazan kötü, bazan da iyi olduguna göre, isçi de bir durumda daha fazla, öteki durumda daha az alacaktir, tipki fabrika sahibinin kendi metai karsiliginda bir durumda daha fazla, öteki durumda daha az almasi gibi. Ama fabrika sahibi nasil ki islerin iyi oldugu zaman ile kötü oldugu zaman arasinda ortalama olarak kendi metai için, bu metain üretim maliyetinden ne daha fazla, ne de daha az aliyorsa, isçi de ortalama olarak bu asgariden ne fazla, ne de az alacaktir. Bütün çalisma dallari ne denli büyük sanayiin eline geçerse, ücretlere iliskin bu iktisadi yasa da o denli daha siki uygulanir.
Soru 6: Sanayi devriminden önce hangi çalisan siniflar vardi?
Yanit: Çalisan siniflar, toplumun gelismesinin farkli asamalarina bagli olarak, farkli kosullar içinde yasarlar ve mülk sahibi ve egemen siniflar karsisinda farkli konumlara sahip bulunurlardi. Antikçagda, çalisan halk, tipki birçok geri ülkede ve hatta Birlesik Devletler'in güney kesiminde hâlâ oldugu gibi, sahiplerinin köleleri idiler. Ortaçagda, tipki Macaristan'da, Polonya'da ve Rusya'da hâlâ oldugu gibi, toprak sahibi soylularin serfleri idiler. Ortaçagda ve sanayi devrimine dek, kentlerde, bir de küçük-burjuva zanaatçilarin hizmetinde çalisan kalfalar vardi, ve manüfaktürün gelismesiyle birlikte, yavas yavas, daha o siralar, büyükçe kapitalistler tarafindan çalistirilan manüfaktür isçileri ortaya çikti.
Soru 7: Proleter köleden hangi bakimdan farklidir?
Yanit: Köle ancak bir kez satilir, proleter ise kendisini günbegün, saatbesaat satmak zorundadir. Tek bir efendinin mülkü olan bireysel köle, efendisinin çikari bunu gerektirdiginden, ne denli sefil olursa olsun, güvence altina alinmis bir geçime sahiptir; emegi ancak birisi buna gereksinme duydugu zaman kendisinden satin alinan ve, deyim yerindeyse, tüm burjuvalar sinifinin mülkü olan bireysel proleter ise, güvence altina alinmis bir geçime sahip degildir. Bu geçim ancak tüm proleter sinif için güvence altina alinmistir. Köle rekabetin disindadir, proleter ise onun içindedir ve bunun bütün dalgalanmalarindan etkilenir. Köle, uygar toplumun bir üyesi olarak degil, bir sey olarak hesap edilir; proleter ise bir kisi olarak, uygar toplumun bir üyesi olarak kabul edilir. Su halde, köle proleterden daha iyi bir geçime sahip olabilir, ama proleter, toplumun gelismesinin daha yüksek bir asamasina mensuptur ve kendisi de köleden daha yüksek bir asamada bulunur. Köle, kendisini, bütün özel mülkiyet iliskileri arasindan yalnizca kölelik iliskisini kaldirmakla özgür kilar ve böylelikle ancak o zaman bizzat bir proleter haline gelir; proleter ise kendisini, ancak genel olarak özel mülkiyeti kaldirmakla özgür kilabilir.
Soru 8: Proleter serften hangi bakimdan farklidir?
Yanit: Serf, ürünün bir bölümünü teslim etme ya da is yapma karsiliginda, bir üretim aletine, bir toprak parçasina ve bunun kullanimina sahiptir. Proleter ise, ürünün bir bölümünü alma karsiliginda, bir baska kisiye ait üretim aletleri ile, bu baska kisinin hesabina çalisir. Serf verir, proletere ise verilir. Serfin güvence altina alinmis bir geçimi vardir, proleterin yoktur. Serf rekabetin disindadir, proleter ise içinde. Serf, kendisini, ya kente kaçarak ve orada bir zanaatçi haline gelerek, ya da toprakbeyine emek ve ürün vermek yerine para vererek ve özgür bir kiraci haline gelerek, ya da kendi feodal beyini kovup kendisi mülk sahibi haline gelerek, kisacasi, su ya da bu biçimde mülk sahibi sinifa ve rekabete dahil olarak özgür kilar. Proleter ise kendisini, rekabeti, özel mülkiyeti ve her türlü sinif ayrimini kaldirarak özgür kilar
Soru 9: Soru 9- 10 :Proleter zanaatçidan hangi bakimdan farklidir? Proleter manüfaktür isçisinden hangi bakimdan farklidir?
Yanit: 16-18. yüzyil manüfaktür isçisi, hemen her yerde, hâlâ bir üretim aletine, tezgaha, aile çikrigina, ve bos zamanlarinda isledigi küçük bir miktar topraga sahipti. Proleter bunlardan hiç birisine sahip degildir. Manlüfaktür isçisi, hemen her zaman, kirsal kesimde ve kendi toprakbeyi ve isvereni ile azçok ataerkil iliskiler içerisinde yasar; proleter ise, çogunlukla büyük kentlerde yasar ve isvereni ile yalnizca para iliskisi içerisindedir. Manüfaktür isçisi, büyük sanayi tarafindan ataerkil iliskilerinden kopartilir, hâlâ sahip oldugu mülkünü yitirir ve böylelikle ancak o zaman bizzat bir proleter haline gelir.
Soru 11: Sanayi devriminin, ve toplumun burjuvalar ve proleterler olarak bölünmesinin ilk sonuçlari neler oldu?
Yanit: Birincisi, makine emeginin sonucu sinai ürünlerin fiyatlarinin sürekli ucuzlamasi yüzünden, el emegine dayali eski manüfaktür ya da sanayi sistemi, dünyanin bütün ülkelerinde tamamiyla yikildi. Simdiye dek tarihsel gelisimin azçok disinda kalmis bulunan ve sanayileri simdiye dek manüfaktüre dayanmis olan bütün yari-barbar ülkeler, böylece, yalitilmis durumlarindan zorla kopartildilar. Ingilizlerin daha ucuz olan metalarini satin aldilar ve kendi manüfaktür isçilerini yok olmaya terkettiler. Böylece, binlerce yildir hiç bir ilerleme göstermemis olan ülkeler, örnegin Hindistan, gittikçe devrimcilestiler, ve artik Çin bile bir devrime dogru ilerliyor. Ingiltere'de bugün icat olunan yeni bir makinenin, bir yil içerisinde, Çin'de milyonlarca isçiyi issiz biraktigi bir noktaya gelmis bulunuyoruz. Büyük sanayi, böylece, dünyanin bütün halklarini birbirleriyle iliski içerisine sokmus, bütün küçük yerel pazarlari dünya pazarina katmis, her yerde uygarlik ve ilerleme için zemin hazirlamis ve uygar ülkelerde olan her seyin bütün öteki ülkelerde de yankilar uyandirmasina neden olmustur. Böylece, eger Ingiltere ya da Fransa'da isçiler su anda kendilerini kurtaracak olsalar, bu, bütün öteki ülkelerde de, bu ülkelerin isçilerine er veya geç kurtulus getirecek devrimlere yolaçacaktir. Ikincisi, büyük sanayiin manüfaktürün yerini aldigi her yerde, sanayi devrimi, burjuvaziyi, servetini ve gücünü en yüksek düzeye ulastirmis ve onu ülkenin en önde gelen sinifi yapmistir. Sonuç, bunun oldugu her yerde, burjuvazinin, siyasal gücü ele geçirmesi ve o güne kadarki egemen siniflari -aristokrasiyi, lonca ustalarini (guild-burghers) ve bunlarin her ikisini de temsil eden mutlak monasiyi- tasfiye etmesi olmustur. Burjuvazi, aristokrasinin, soylulugun gücünü, mesrutalan ya da toprak mülkiyetinin satisi üzerindeki yasagi, ve soylulugun bütün ayricaliklarini kaldirmakla yok etti. Lonca ustalarinin (guild-burghers) gücünü ise, bütün lonca ve zanaat ayricaliklarini kaldirmakla kirdi. Her ikisinin de yerine serbest rekabeti, yani herkesin istedigi her sanayi daliyla ugrasma hakkina sahip oldugu ve gerekli sermaye yoklugu disinda onu bu ugrasini sürdürmekten hiç bir seyin alikoyamadigi bir toplum düzenini koydu. Serbest rekabetin getirilmesi, bu nedenle, toplum üyelerinin bundan böyle ancak sermayelerinin esit olmamasi ölçüsünde esit olmadiklarinin, sermayenin belirleyici güç haline geldiginin ve, dolayisiyla, kapitalistlerin, burjuvalarin, toplumun en önde gelen sinifi olduklarinin resmen ilani demektir. Ama büyük sanayiin baslamasi için serbest rekabet zorunludur, çünkü büyük sanayiin üzerinde büyüyebilecegi tek toplum düzeni budur. Soylulugun ve lonca ustalarinin (guild-burghers) toplumsal güçlerini böylece yok etmis olan burjuvazi, onlarin siyasal güçlerini de yok etti. Toplumun en önde gelen sinifi olarak burjuvazi, siyasal alanda da kendisini en önde gelen sinif ilan etti. Bunu, yasa karsisinda burjuva esitligine ve serbest rekabetin yasal olarak taninmasina dayanan, ve Avrupa ülkelerine anayasal monarsi biçiminde girmis olan temsil sistemini kurmakla yapti. Bu anayasal monarsiler altinda yalnizca belli bir miktarda sermaye sahibi olanlar, yani burjuvalar seçmendirler; bu burjuva seçmenler milletvekillerini seçerler, ve bu burjuva milletvekilleri de, vergileri reddetme hakki aracilikiyla bir burjuva hükümet seçerler. Üçüncüsü, sanayi devrimi burjuvaziyi ne ölçüde yaratmissa, ayni ölçüde proletaryayi da yaratmistir. Burjuvalarin zenginlesmeleri oraninda proleterler de sayica artmislardir. Çünkü proleterler ancak sermaye tarafindan istihdam edilebildiklerinden ve sermaye de ancak emek istihdam etmekle arttigindan, proletaryanin büyümesi, sermayenin büyümesiyle atbasi gider. Ayni zamanda bu, burjuvalari da, proleterleri de, sanayiin en kârli bir biçimde isletilebildigi büyük kentlerde yogunlastirir, ve büyük yiginlari bu bir tek yere yigmakla proleterleri kendi güçlerinin bilincine vardirir. Ayrica, bu ne denli gelisirse, el emegini yerinden eden o denli çok makine icat olunur, büyük sanayi, daha önce de söyledigimiz gibi, ücretleri o denli asgariye indirir, ve böylelikle proletaryanin durumunu giderek daha da çekilmez hale getirir. Böylece, bir yanda proletaryanin büyüyen hosnutsuzlugu, öte yanda büyüyen gücü ile, sanayi devrimi, proletaryanin yapacagi bir toplumsal devrim hazirlar.
Soru 12: Sanayi devriminin öteki sonuçlari neler oldu?
Yanit: Buhar makinesi ve öteki makineler ile, büyük sanayi, sinai üretimi kisa bir zamanda ve küçük bir masrafla sinirsiz bir ölçüde artirmanin araçlarini yaratmis oldu. Bu üretim kolayligi ile, büyük sanayiin zorunlu sonucu olan serbest rekabet, çok geçmeden son derece yogun bir nitelik kazandi; çok sayida kapitalist, sanayie atildi, ve çok geçmeden kullanilabilecek olandan daha fazlasi üretilmeye baslandi. Sonuç, imal edilen mallarin satilamamasi ve ticaret bunalimi denen seyin ortaya çikmasi oldu. Fabrikalar durmak zorunda kaldi, fabrika sahipleri iflas etti, ve isçiler ekmek kapilarini yitirdiler. Her yerde büyük bir sefalet vardi. Bir süre sonra fazla ürünler satildi, fabrikalar gene çalismaya basladi, ücretler yükseldi ve isler her zamankinden daha bir canlilik kazandi. Ama çok geçmeden gene çok fazla metalar üretildi, bir baska bunalim ortaya çikti ve bir öncekiyle ayni yolu izledi. Böylece, bu yüzyilin basindan beri sanayiin durumu, bolluk dönemleri ile bunalim dönemleri arasinda dalgalandi durdu, ve hemen hemen her bes ya da yedi yilda bir, düzenli olarak, benzer bir bunalim meydana geldi, ve her keresinde isçilerde en büyük sefalete, genel devrimci coskuya ve tüm mevcut sistem içinde en büyük tehlikeye yolaçti.
Soru 13: Düzenli olarak yinelenen bu ticaret bunalimlarindan ne gibi sonuçlar çikartilabilir?
Yanit: Birincisi, serbest rekabeti gelismesinin baslangiç, asamalarinda büyük sanayiin kendisi varatmissa da, simdi artik, her seye karsin, serbest rekabete sigmiyor; rekabet, ve genel olarak sinai üretimin bireyler tarafindan sürdürülmesi, büyük sanayi için kirmasi gereken ve kiracagi bir ayakbagi haline gelmistir; büyük sanayi, mevcut temeller üzerinde yürütüldügü sürece, her keresinde tüm uygarligi tehdit eden, yalnizca proleterleri sefalete sürüklemekle kalmayip çok sayida burjuvalari da yikan ve her yedi yilda bir tekrarlanan genel bir kargasalik sayesinde ayakta kalabilir; dolayisiyla ya büyük sanayiin kendisi terkedilmelidir, ki bu kesinlikle olanaksizdir, ya da bu durum, sinai üretimin artik birbirleriyle rekabet eden tek tek fabrika sahipleri tarafindan yönetilmeyip, belli bir plan uyarinca ve herkesin gereksinmeleri uyarinca toplumun tümü tarafindan yönetildigi, tamamiyla yeni bir toplum örgütlenmesini mutlaka zorunlu kilar. Ikincisi, büyük sanayi ve onun olanakli kildigi üretimin sinirsiz genislemesi, toplumun her üyesinin bütün yeti ve yeteneklerini tam bir özgürlük içerisinde gelistirip kullanabilmesine yetecek miktarda zorunlu yasam nesnelerinin üretildigi bir toplumsal düzen yaratabilir. Böylece, büyük sanayiin mevcut toplum içerisinde bütün sefaleti ve bütün ticaret bunalimlarini yaratan bu niteligidir ki, farkli bir toplumsal örgütlenme içerisinde bu ayni sefaleti ve bu feci dalgalanmalari yok edecektir. Su halde, en açik bir biçimde tanitlaniyor ki: 1. Bundan böyle, bütün bu hastaliklar, yalnizca, varolan kosullara artik tekabül etmeyen bu toplumsal düzene mal edilecektir; 2. Bu hastaliklari yeni bir toplumsal düzen sayesinde tamamiyla ortadan kaldirmanin çareleri mevcuttur.
Soru 14: Bu nasil bir yeni toplumsal düzen olmalidir?
Yanit: Her seyden önce, sanayiin isletilmesini ve genel olarak üretimin bütün dallarini, birbirleriyle rekabet eden ayri ayri bireylerin ellerinden almak ve bunun yerine, bütün bu üretim dallarinin bir tüm olarak toplum tarafindan, yani toplumsal bir plan uyarinca ve toplumun bütün üyelerinin katilmalariyla, toplum yararina isletilmesini saglamak zorunda olacaktir. Demek ki, rekabeti kaldiracak ve onun yerine birlikteligi koyacaktir. Sanayiin bireyler tarafindan isletilmesi zorunlu olarak özel mülkiyet sonucunu verdigine göre, ve rekabet sanayiin tek tek özel sahipler tarafindan isletilme biçiminden baska bir sey olmadigina göre, özel mülkiyet, sanayiin bireysel olarak isletilmesinden ve rekabetten ayrilamaz, su halde, özel mülkiyet de kaldirilmak zorunda olacaktir, ve onun yerine bütün üretim araçlarinin ortaklasa kullanimi ve bütün ürünlerin ortak riza ile dagitimi, ya da mülkiyetin ortaklasaligi denilen sey olacaktir. Özel mülkiyetin kaldirilmasi, gerçekten de, sanayiin gelismesini zorunlu olarak izleyen bu tüm toplumsal sistem dönüsümünün en özlü ve en karakteristik özetidir, ve dolayisiyla, bu, hakli olarak, komünistlerin temel istemleri oluyor.
Soru 15: Su halde, özel mülkiyetin daha önce kaldirilmasi olanakli degildi?
Yanit: Hayir. Toplum düzenindeki her degisiklik, mülkiyet biçimlerindeki her devrim, eski mülkiyet iliskileriyle artik bagdasmayan yeni üretici güçlerin yaratilmasinin zorunlu sonucu olmustur. Özel mülkiyetin kendisi de bu sekilde dogmustur. Çünkü özel mülkiyet her zaman varolmamistir, ama ortaçagin sonlarina dogru, manüfaktür biçimi olarak, ortaya, o siradaki mevcut feodal ve lonca mülkiyetine tâbi kilinamayan yeni bir üretim biçimi çikti, eski mülkiyet iliskilerine sigmayan manüfaktür, yeni bir mülkiyet -özel mülkiyet- biçimi yaratti. Manüfaktür için ve büyük sanayiin gelisiminin birinci asamasi için, özel mülkiyetten baska hiç bir mülkiyet biçimi ve özel mülkiyet üzerine, kurulmus olandan baska hiç bir toplum düzeni olanakli degildi. Yalnizca herkese yetecek kadarla kalmayip, toplumsal sermayenin artmasi ve üretici güçlerin daha da gelismesi için bir fazlalik da üretmek olanakli olmadigi sürece, toplumun üretici güçlerini kullanan bir egemen sinif ve bir de yoksul ezilen sinif her zaman olacaktir. Bu siniflarin nasil olustuklan üretimin gelisme asamasina bagli olacaktir. Tarima bagli olen ortaçagda, bey ile serfi buluyoruz: ortaçagin sonlarina dogru, kentlerde, lonca ustasini ve kalfayi ve gündelikçi emekçiyi görüyoruz; 17. yüzyil, manüfaktürcüye ve manüfaktür isçisine sahiptir; 19. yüzyil ise büyük fabrika sahibine ve proletere. Açiktir ki, üretici güçler, simdiye dek, henüz herkes için yeterli miktarda üretebilecek ya da özel mülkiyeti bu üretici güçler için bir ayakbagi, bir engel haline getirecek kadar gelismemislerdi. Ama birincisi, büyük sanayiin gelismesinin simdiye dek duyulmamis ölçekte sermaye ve üretici güç yaratmis oldugu ve bu üretici güçleri kisa bir sürede sinirsiz ölçüde artirmasi çarelerinin varoldugu; ikincisi, bu üretici güçlerin birkaç burjuvanin ellerinde yogunlasmis olmasina karsin, genis halk yiginlarinin giderek daha çok proleterler haline geldigi ve bunlarin durumlarinin burjuvalarin zenginliklerinin artmasi ölçüsünde daha da perisanlastigi ve çekilmez bir hal aldigi; üçüncüsü, kolayca artirilabilecek bu kuvvetli üretici güçlerin, özel mülkiyetin ve burjuvalarin boyutlarini toplumsal düzende her an en siddetli patlamalara yolaçacak kadar asmis oldugu bugün ise, özel mülkiyetin kaldirilmasi yalnizca olanakli hale gelmemis, hatta mutlak bir zorunluluk olmustur.
Soru 16: Özel mülkiyetin kaldirilmasini barisçil yöntemlerle gerçeklestirmek olanakli olacak midir?
Yanit: Bunun olabilmesi istenilen bir seydir, ve buna karsi direnecek en son kisiler elbette komünistler olurdu. Komünistler, komplonun hiç bir türlüsünün, hiç bir yarar saglamadigi gibi, hatta zararli oldugunu çok iyi biliyorlar. Devrimlerin kasten ve keyfi olarak yapilmadiklarini, bunlarin her yerde ve her zaman belirli partilerin ve koskoca siniflarin irade ve önderliklerinden tamamiyla bagimsiz kosullarin zorunlu sonuçlari olduklarini çok iyi biliyorlar. Ama, proletaryanin gelismesinin, hemen her uygar ülkede, zorla bastirildigini ve komünistlerin muhaliflerinin, böylece, bütün güçleriyle, bir devrime dogru gittiklerini de görüyorlar. Ezilen proletarya, sonuçta bir devrime zorlanacak olursa, biz komünistler, nasil simdi sözle yapiyorsak, o zaman fiilen de proleterlerin davasini savunacagiz.
Soru 17: Özel mülkiyeti bir çirpida kaldirmak olanakli olacak midir?
Yanit: Hayir, mülkiyetin ortaklasaligini kurmak için mevcut üretici güçleri, bir çirpida gereken ölçüde artirmak ne kadar olanaksizsa, böyle bir sey de o kadar olanaksizdir. Su halde, nasil olsa yaklasan proleter devrim, mevcut toplumu ancak yavas yavas degistirecek ve özel mülkiyeti ancak gerekli miktarda üretim araci yaratildigi zaman kaldirabilecektir.



Soru 18: Bu devrim
nasil bir yol izleyecektir?



Yanit: Her
seyden önce, bir demokratik yapiyi, ve
böylelikle de, dolaysiz ya da dolayli
biçimde, proletaryanin siyasal
egemenligini yürürlüge koyacaktir.
Proletaryanin simdiden halkin
çogunlugunu olusturdugu Ingiltere'de
dolaysiz olarak. Halkin çogunlugunun
yalnizca proleterlerden degil, henüz
yeni yeni proleterlesen ve siyasal
çikarlari bakimindan proletaryaya
gittikçe daha çok bagimli hale gelen ve
bu yüzden de çok geçmeden proletaryanin
istemlerine uymak zorunda kalacak olan
küçük köylülerden ve kent
küçük-burjuvazisinden olustugu Fransa ve
Almanya'da ise, dolayli olarak. Bu belki
de ikinci bir savasi gerektirecektir,
ama ancak proletaryanin zaferiyle
sonuçlanabilecek bir savasi. Özel
mülkiyete dogrudan saldiran daha ileri
önlemleri gerçeklestirmenin ve
proletaryaya geçim araçlari saglamanin
bir araci olarak ivedilikle
kullanilmayacak olduktan sonra,
demokrasinin proletaryaya hiç bir yarari
olmaz. Mevcut kosullarin simdiden
zorunlu hale getirdigi bu önlemler
arasinda baslicalari sunlardir: 1.
Müterakki vergilendirme, yüksek veraset
vergileri, ikinci dereceden akrabalarin
(erkek kardesler, yegenler, vb.) veraset
haklarinin kaldirilmasi, zorunlu
ikrazlar, vb. yoluyla özel mülkiyetin
sinirlandirilmasi.



2. Toprak
maliklerinin, fabrika sahiplerinin,
demiryolu ve gemicilik ayricaliklarini
ellerinde bulunduranlarin, kismen devlet
sanayiinin rekabetiyle, kismen dogrudan
ferat tazminatlariyla yavas yavas
mülksüzlestirilmeleri.



3. Bütün
mültecilerin ve halkin çogunluguna karsi
baskaldiran isyancilarin mülklerinin
zoralimi.



4. Proleterlerin çalismasinin
ya da istihdaminin, ulusal mülklerde,
ulusal fabrika ve atelyelerde
örgütlendirilmesi, böylelikle isçilerin
kendi aralarindaki rekabete son
verilmesi ve, hâlâ varolduklari sürece,
fabrika sahiplerinin devletin ödedigi
kadar yüksek ücret ödemeye zorlanmalari.



5. Özel mülkiyet tamamiyla
kaldirilincaya kadar, toplumun tüm
üyeleri için esit çalisma yükümlülügü.
Sanayi ordularinin kurulmasi, özellikle
tarim için. 6. Sermayesi devletin olan
bir ulusal banka araciligi ile kredi ve
bankacilik sisteminin devlet elinde
merkezilestirilmesi ve bütün özel
bankalarin ve bankerlerin faaliyetlerine
son verilmesi.



7. Ulusun elindeki
sermayenin ve isçilerin artmasi
oraninda, ulusal fabrikalarin,
atelyelerin, demiryollarinin ve
gemilerin artirilmasi, bütün bos
topraklarin ekime açilmasi ve halen
ekilen topraklarin iyilestirilmesi.



8.
Ilk ana bakimina gereksinme duymayacak
kadar büyür büyümez, bütün çocuklarin
ulusal kurumlarda ve ulus hesabina
egitilmeleri. Üretimle birlestirilmis
egitim.



9. Ulusal mülkler üzerinde,
sanayi ile oldugu kadar tarimla da
ugrasan yurttas topluluklari için ortak
barinak olarak kullanilmak üzere, büyük
saraylarin insaasi, ve her ikisinin de
tekyanliliklari ve sakincalari
olmaksizin hem kentsel ve hem de kirsal
yasamin üstünlüklerinin birlestirilmesi.



10. Sagliga aykiri ve kötü insa edilmis
bütün konutlarin ve mahallelerin
yikilmasi.



11. Gayrimesru ve mesru
çocuklarin miras hakkindan esit olarak
yararlandirilmalari.



12. Bütün ulasim
araçlarinin ulusun elinde yogunlasmasi.
Bütün bu önlemler, elbette ki, bir anda
uygulanamazlar. Ama bunlardan herbiri,
her zaman, bir ötekini gerektirecektir.
Özel mülkiyete karsi ilk köklü saldirida
bir kez bulunuldu mu, proletarya,
durumdan daha ileriye gitmek, bütün
sermayeyi, bütün tarimi, bütün sanayii,
bütün ulasimi, ve bütün degisimi
gittikçe daha çok devletin elinde
yogunlastirmak zorunda kaldigini
görecektir. Bu önlemlerin hepsi de, bu
gibi sonuçlara yolaçarlar; ve ülkenin
üretici güçlerinin proletaryanin emegi
ile çogaltilmasi oraninda bunlar,
gerçeklesebilir hale gelecekler ve
merkezilestirici etkilerini
gelistireceklerdir. Nihayet, bütün
sermaye, bütün üretim ve bütün degisim
ulusun ellerinde yogunlastiginda, özel
mülkiyet kendiliginden ortadan kalkacak,
para gereksiz olacak, ve üretim o denli
artmis ve insanlar o denli degismis
olacaklardir ki, eski toplumsal
iliskilerin son biçimleri de yok
olabilecektir.



Soru 19: Bu devrimin
yalnizca tek ülkede yer almasi olanakli
olacak midir?



Yanit: Hayir. Dünya
pazarini yaratmis olan büyük sanayi,
yeryüzündeki bütün halklari, ve
özellikle de uygar halklari öylesine
birbirlerine baglamistir ki, her halkin
basina gelecekler, bir ötekine baglidir.
Ayrica, büyük sanayi bütün uygar
ülkelerde toplumsal gelismeyi öylesine
esitlemistir ki, bütün bu ülkelerde
burjuvazi ve proletarya, toplumun iki
belirleyici sinifi, ve bunlar arasindaki
savasim da, günün temel savasimi
olmustur. Komünist devrim, bu yüzden,
hiç de salt ulusal bir devrim
olmayacaktir; bu, bütün uygar ülkelerde,
yani en azindan Ingiltere, Amerika,
Fransa ve Almanya'da, ayni zamanda yer
alan bir devrim olacaktir. Bu ülkelerin
herbirinde devrim, o ülkenin daha
geliskin bir sanayie, daha çok
zenginlige, ve daha hatiri sayilir bir
üretici güçler kitlesine sahip olup
olmayisina bagli olarak, daha çabuk ya
da daha yavas gelisecektir. Dolayisiyla,
bunu gerçeklestirmek, en yavas ve en güç
Almanya'da, en çabuk ve en kolay da
Ingiltere'de olacaktir. Bunun dünyanin
öteki ülkeleri üzerinde de önemli
etkileri olacak ve bunlarin daha önceki
gelisme biçimlerini tamamiyla
degistirecek ve büyük çapta
hizlandiracaktir. Bu, dünya çapinda bir
devrimdir, ve dolayisiyla kapsami da
dünya çapinda olacaktir.



Soru 20: Özel
mülkiyetin nihai olarak kaldirilmasinin
sonuçlari neler olacaktir?



Yanit: Her
seyden önce, toplumun, hem bütün üretici
güçlerin ve haberlesme araçlarinin
kullanimini ve hem de ürünlerin degisim
ve dagitimini özel kapitalistlerin
ellerinden alarak, bunlari elde bulunan
olanaklara ve tüm toplumun
gereksinmelerine uygun düsen bir plan
uyarinca yönetmesiyle, büyük sanayiin su
andaki isletilisinin bütün kötü
sonuçlari ortadan kaldirilmis olacaktir.
Bunalimlar son bulacaktir; mevcut toplum
sistemi altinda asiri üretim demek olan
ve sefaletin bunca büyük bir nedeni olan
genisletilmis üretim, o zaman yeterli
bile olmayacak ve çok daha genisletilmek
zorunda kalacaktir. Toplumun ivedi
gereksinmelerinin ötesindeki asiri
üretim, sefalet yaratmak yerine,
herkesin gereksinmelerinin karsilanmasi
demek olacak, yeni gereksinmeler ve ayni
zamanda da bunlari karsilayacak araçlar
yaratacaktir. Bu, yeni ilerlemelerin
kosulu ve nedeni olacak, ve bu
ilerlemeleri, böylelikle, toplum
düzeninde simdiye dek hep oldugu gibi
kargasaliga yolaçmaksizin basaracaktir.
Manüfaktür sistemi zamanimizin büyük
sanayii ile kiyaslandiginda ne denli
zavalli kaliyorsa, büyük sanayi de, özel
mülkiyetin baskisindan bir kez kurtuldu
mu, bugünkü gelisme düzeyini o denli
zavalli birakacak bir ölçekte
gelisecektir. Sanayiin bu gelismesi,
topluma, herkesin gereksinmelerini
karsilamaya yeterli miktarda ürün
saglayacaktir. Ayni sekilde özel
mülkiyetin baskisiyla ve topraktaki
parçalanmayla kösteklenen tarimda,
mevcut iyilestirmelerin uygulamaya
konmasindan ve bilimsel ilerlemelerden
yepyeni bir hiz kazanacak ve toplumun
emrine bol miktarda ürün sunacaktir.
Toplum böylece dagitimini bütün
üyelerinin gereksinmelerini karsilayacak
sekilde düzenleyebilmesine yeterli
miktarda ürün üretecektir. Toplumun
çesitli karsit siniflara bölünmesi,
böylelikle, gereksiz hale gelecektir.
Yalnizca gereksiz olmakla kalmayacak,
bu, yeni toplum düzeni ile
bagdasmayacaktir da. Siniflar isbölümü
yüzünden varoldular, bu isbölümünün
bugüne kadarki varlik biçimi tamamiyla
yok olacaktir. Çünkü sinai ve tarimsal
üretimi tanimlanan düzeye getirmek için,
mekanik ve kimyasal araçlar tek
baslarina yeterli degildir; bu araçlari
harekete geçiren insanlarin yetenekleri
de buna tekabül eden bir ölçüde
gelistirilmelidir. Nasil ki geçen
yüzyilda köylüler ve manüfaktür isçileri
tüm yasam biçimlerini degistirmisler ve
büyük sanayie sürüklendiklerinde bizzat
çok farkli insanlar haline gelmislerse,
üretimin toplumun tamami tarafindan
ortak yönetimi ve bunun sonucu üretimin
gösterecegi yeni gelisme de çok farkli
insanlari gerektirecek ve ayni zamanda
bunlari yaratacaktir. Üretimin ortak
yönetimi, herbiri tek bir üretim dalina
baglanmis, ona zincirlenmis, onun
tarafindan sömürülen, herbiri bütün
öteki yetenekleri pahasina
yeteneklerinden yalnizca bir tekini
gelistirmis ve toplam üretimin yalnizca
bir tek dalini, ya da o dalin
dallarindan birini bilen bugünün
insanlari tarafindan gerçeklestirilemez.
Bugünün sanayii bile, bu gibi
insanlardan gittikçe daha az
yararlaniyor. Toplumun tümü tarafindan
ortaklasa ve planli olarak yürütülen
sanayi, ayrica, her yönden gelismis,
üretim sisteminin tamamini kavrama
yetenegine sahip insanlar öngörür.
Böylece birini köylü, ötekini
ayakkabici, bir üçüncüsünü fabrika
isçisi, bir dördüncüsünü borsa tellali
yapan -ki makineler bu kimselerin
ayaklarini daha simdiden kaydirmistir-
isbölümü tamamiyla yok olacaktir.
Egitim, genç insanlara üretim sisteminin
tamamini bastanbasa çarçabuk görme
olanagini verecek, toplumun
gereksinmelerine ya da kendi
egilimlerine göre onlarin sanayiin bir
dalindan ötekine geçebilmelerini
saglayacaktir. Dolayisiyla, mevcut
isbölümünün bunlardan herbirine zorla
kabul ettirdigi bu tek-yanliliktan
onlari kurtaracaktir. Toplumun
komünistçe örgütlenmesi, böylece,
üyelerine, her yönde gelismis bulunan
yeteneklerini, her yönde kullanma
sansini verecektir. Bununla, çesitli
siniflar zorunlu olarak yok
olacaklardir. Su halde, toplumun
komünistçe örgütlenmesi, bir yandan
siniflarin varligi ile bagdasmaz, öte
yandan bu toplumun kurulmasi da, bu
sinif farkliliklarini yoketmenin
araçlarini saglar. Bundan, kent ile köy
arasindaki karsitligin da, ayni sekilde,
yok olacagi sonucu da çikar. Tarimin ve
sanayiin iki farkli sinif yerine, ayni
insanlar tarafindan yürütülmesi, zaten,
salt maddi nedenlerden ötürü, komünist
birlikteligin temel bir kosuludur.
Tarimsal nüfusun kirdaki daginikligi ile
sinai nüfusun büyük kentlere
yigilmasinin yanyana bulunmasi, tarimin
ve sanayiin ancak az gelismislik
asamasina tekabül eden bir durumdur,
kendisini daha simdiden siddetle
hissettiren bütün daha ileriki
gelismeler için bir engeldir. Üretici
güçlerin ortak ve planli olarak
isletilmesi amaciyla toplumun bütün
üyelerinin genel birlikteligi; üretimin
herkesin gereksinmelerini karsilayacak
ölçüde genisletilmesi; kimilerinin
gereksinmelerinin baskalarinin pahasina
karsilanmasi durumunun son bulmasi;
siniflarin ve bunlarin karsitliklarinin
tamamiyla yok edilmesi; bugüne kadar
mevcut olan isbölümünün kaldirilmasiyla,
sinai egitimle, is alaninin
degistirilmesiyle, herkesçe saglanan
zevklerden herkesin yararlanmasiyla,
kent ile kirin kaynasmasiyla toplumun
bütün üyelerinin yeteneklerinin her
bakimdan gelismesi - özel mülkiyetin
kaldirilmasinin temel sonuçlari iste
bunlardir.


Soru 21: Komünist toplum düzeninin aile üzerindeki
etkisi ne olacaktir?
Yanit: Bu, cinsiyetler arasindaki
iliskiyi, yalnizca ilgili
kisileri ilgilendiren ve toplumun hiç
bir müdahale isteminde
bulunmayacagi salt özel bir iliski
haline getirecektir. Bunu yapabilecek durumdadir, çünkü özel mülkiyeti
kaldirmakta ve çocuklari komünal olarak egitmekte, böylece bugüne kadar
mevcut evliligin ikiz temelini -özel mülkiyet sayesinde kadinin kocaya
ve çocuklarin da ana-babaya olan bagimliligini- yoketmektedir. Ahlak
dersi veren darkafalilarin kadinlarin komünist ortaklasaligina
karsi kopardiklari yaygaranin yaniti da buradadir. Kadinlarin ortaklasaligi
tümüyle burjuva toplumuna ait bir iliskidir ve bugün eksiksiz bir biçimde
fuhus ile gerçeklesmektedir. Ama fuhsun kökleri özel mülkiyettedir ve
onunla birlikte o da kalkar.
Su halde, komünist örgütlenme,
kadinlarda ortaklasaligi getirmek yerine, ona son verir.

Soru 22: Komünist örgütlenmenin mevcut
milliyetler karsisindaki tutumu ne olacaktir? -Kalacak

Soru 23: Mevcut dinler karsisindaki
tutumu ne olacaktir? -Kalacak

Soru 24: Komünistler sosyalistlerden hangi bakimdan farklidirlar?

Yanit: Sosyalist denilenler üç gruba
ayrilirlar. Birinci grup, büyük sanayi, dünya ticareti ve bunlarin ikisinin var ettigi burjuva toplumu tarafindan yikilmis, ya da hâlâ gün be gün yikilmakta olan feodal ve ataerkil
toplum yanlilarindan olusur. Bugünkü toplumunun hastaliklarindan, bu
grup, feodal ve ataerkil toplumun yeniden kurulmasi gerektigi,
çünkü onun bu hastaliklardan uzak
oldugu sonucunu çikartiyor. Bu grubun
bütün önerileri, dogrudan ya da dolambaçli olarak, bu hedefe yöneliktir.
Proletaryanin sefaleti
karsisindaki bütün yakinlik
gösterilerine ve yakinmalara karsin, komünistler, bu gerici sosyalistler
grubuna siddetle karsi koyacaklardir, çünkü
1. bu grup tamamen olanaksiz bir sey
için ugrasiyor;
2. bu grup, mutlakiyetçi ya da feodal
hükümdarlardan, bürokratlardan,
askerlerden ve rahiplerden olusan
maiyetleriyle birlikte aristokrasinin, lonca ustalarinin ve manüfaktürcülerin
egemenligini; bugünkü toplumun kusurlarindan gerçekten de uzak olan,
ama pesinden en azindan bir o kadar baska kötülük getiren ve ezilen
siniflarin bir komünist örgütlerime yoluyla kurtuluslari için umut dahi
vermeyen bir toplumu kurmaya çalisiyor;
3. proletarya ne zaman devrimci ve
komünist olsa, bu grup, proleterlere
karsi burjuvaziyle derhal baglasiklik
kurarak gerçek niyetlerini her zaman açiga vuruyor. Ikinci grup, bugünkü toplumun ayrilmaz
kötülüklerinin onlari kendi varliklari konusunda telasa düsürdügü
mevcut toplum yandaslarindan olusur. Bunlar, bu yüzden, mevcut
toplumu korumaya, ama ona bagli olan kötülükleri kaldirmaya çabalarlar. Bu
amaci gözönüne alarak, bunlardan bazilari salt hayirsever
önlemler; ötekiler ise, toplumu yeniden örgütleme bahanesi altinda,
mevcut toplumun temellerini, ve dolayisiyla mevcut toplumun kendisini
koruyacak tantanali reform sistemleri önerirler. Komünistler bu
burjuva sosyalistlerine karsi da durmadan savasmak durumunda
olacaklardir, çünkü bunlar komünistlerin düsmanlari için
çalisiyorlar ve komünistlerin yikmak amacinda olduklari toplumu savunuyorlar. Nihayet, üçüncü grup, Soru ... 'da
siralanan önlemlerden bir kismini
komünistlerle ayni sekilde, ama
komünizme geçisin bir araci olarak degil de, mevcut toplumun sefaletini
kaldirmaya ve kötülüklerini yoketmeye yeterli önlemler olarak
arzulayan demokratik sosyalistlerden olusur. Bu demokratik
sosyalistler, ya kendi siniflarinin kurtulus kosullari
konusunda henüz yeterince aydinlanmamis proleterlerdir, ya da demokrasi
kazanilana ve bunu izleyen sosyalist önlemler gerçeklesene dek proletarya ile
birçok bakimlardan ayni çikarlara sahip olan bir sinifin,
küçük-burjuvazinin üyeleridirler. Eylem anlarinda komünistler, bu nedenle,
bu demokratik sosyalistlerle bir anlasmaya varmak ve, bu demokratik
sosyalistler egemen burjuvazinin
hizmetine girmedikleri ve komünistlere
saldirmadiklari sürece, bunlarla genel olarak simdilik olabildigince
ortak bir politika izlemek durumundadirlar. Açiktir ki, bu ortak
eylem, onlarla olan ayriliklarin tartisilmasini distalamaz.

Soru 25: Komünistlerin günümüzün öteki
siyasal partileri karsisindaki tutumu nedir?

Yanit: Bu tutum ülkeden ülkeye degisir.
- Burjuvazinin egemen oldugu Ingiltere, Fransa ve Belçika'da,
komünistler, çesitli demokratik
partilerle, halen her yerde savunduklari
sosyalist önlemlerde demokratlar komünistlere ne kadar yaklasacak
olurlarsa, yani bunlar proletaryanin
çikarlarini ne kadar açik ve kesin bir
biçimde savunacak ve proletaryaya ne kadar çok dayanacak
olurlarsa o kadar büyük olan ortak
bir çikara simdilik hâlâ sahiptirler.
Örnegin Ingiltere'de, hepsi de isçi olan çartistler komünistlere,
demokratik küçük-burjuvaziden ya da radikal denenlerden çok daha
yakindirlar. Demokratik bir anayasanin getirilmis
oldugu Amerika'da, komünistler, bu anayasayi burjuvaziye
karsi çevirecek ve onu proletaryanin çikarlari dogrultusunda
kullanacak olan parti ile, yani ulusal tarim reformculari ile dava
ortakligi yapmalidirlar.
Isviçre'de, hâlâ çok karisik bir parti
olmalarina karsin, radikaller, gene de komünistlerin
birlikte herhangi bir sey yapabilecekleri tek kimselerdir, ve
ayrica, bu radikaller arasinda Vaud ve Cenevre kantonlarinda bulunanlar en
ileri olanlardir. Nihayet, Almanya'da burjuvazi ile mutlak
monarsi arasindaki kesin savasim uzak degildir. Ne var ki komünistler,
kendileri ile burjuvazi arasindaki kesin savasimi burjuvazi egemen oluncaya
dek hesaba katamayacaklarina göre, kendisini bir an önce devirmek
için burjuvazinin bir an önce iktidara gelmesinde ona yardimci olmak
kömünistlerin çikarinadir.
Dolayisiyla komünistler, her zaman,
hükümetler karsisinda liberal burjuvazinin yaninda yer almali, ama
burjuvazinin kuruntularini paylasmaya, ya da burjuvazinin zaferinin
proletaryaya getirecegi yararlar tetikte olmalidirlar. Burjuvazinin
zaferinin komünistlere saglayacagi tek yarar sunlar olacaktir: 1. komünistler
için kendi ilkelerini savunmayi, tartismayi ve yaymayi ve böylece
proletaryayi sikica örülmüs, militan ve örgütlü bir sinif halinde
birlestirmeyi kolaylastiran çesitli ödünler, ve 2. mutlakiyetçi hükümetlerin
düstügü gün, siranin, burjuvalar ile proleterler arasindaki
savasa geleceginin kesin olusu. Komünistlerin parti politikasi, o günden
sonra, burjuvazinin halen egemen oldugu ülkelerdeki ile ayni
olacaktir.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ÜCRETLI EMEK VE SERMAYE-I

Mesaj  Misafir Bir Ptsi Ocak 11, 2010 4:06 pm

Çesitli çevreler tarafindan, bugünün sinif savasimlarinin ve ulusal
savasimlarin maddi temelini olusturan ekonomik iliskileri
ortaya koymamis olmakla kinandik. Biz bu iliskilere, kasitli olarak,
yalnizca siyasal çatismalarda kendilerini dogrudan ön plana
çikardiklari yerde degindik.

Sorun, her seyden önce, sinif savasimlarini günümüzün tarihi içinde izlemek ve elimizde zaten bulunan ve her gün tazelenen tarihsel malzeme ile isçi sinifinin, Subat ve Martla gerçeklestirilen bagimliliginin, ayni zamanda isçi sinifinin karsitlarinin da -Fransa'da cumhuriyetçi burjuvalarin ve bütün Avrupa kitasi üzerinde feodal mutlakiyete karsi savasim veren burjuva ve köylü siniflarinin da- yenilgisine yolaçtigini; Fransa'da "hilesiz cumhuriyet"in zaferinin, ayni zamanda, Subat Devrimine kahramanca bagimsizlik savaslari ile yanit vermis olan uluslarin da düsüsü oldugunu; ve son olarak, Avrupa'nin, devrimci isçilerin yenilgisi ile, yeniden eski çifte köleligine, Ingiliz-Rus

köleligine düstügünü ampirik olarak tanimlamakti. Paris'teki Haziran savasimi, Viyana'nin düsüsü, Berlin'in Kasim 1848 traji-komedisi, Polonya'nin, Italya'nin ve Macaristan'in umutsuz çabalari, Irlanda'nin açliktan kirilmasi - Avrupa'da burjuvazi ile isçi sinifi arasindaki sinif savasimini niteleyen ve bize de, amaci sinif savasimindan ne kadar uzak görünürse görünsün her devrimci ayaklanmanin devrimci isçi sinifi zafere ulasincaya dek basarisizlikla sonuçlanmak zorunda oldugunu, her türlü toplumsal reformun, proleter devrimi ile feodal karsi-devrimin bir dünya savasi içinde silahlarla boy ölçüsecekleri ana kadar bir hamhayal olarak kalacagini göstermek olanagini vermis olan bellibasli etmenler iste bunlardi. Gerçekte oldugu gibi bizim sunus biçimimizde de, Belçika ile Isviçre, biri burjuva monarsisinin model devleti, öteki burjuva cumhuriyetinin model devleti olarak, kendilerinin Avrupa devriminden oldugu kadar sinif savasimindan da bagimsiz devletler olduklarini sanan, ve büyük tarihsel tabloda karikatüre yakin, traji-komik fresklerdi.
Okurlarimiz, 1848 yilinda sinif savasiminin koskoca siyasal biçimler alarak gelistigini görmüs olduklarina göre, simdi, artik, burjuvazinin varliginin ve sinif egemenliginin oldugu kadar, isçi sinifinin köleliginin dayandigi ekonomik iliskilerle de daha yakindan ilgilenmenin zamani gelmistir.
Üç büyük kesim halinde su konulari açiklayacagiz:
1. Ücretli emek ile sermaye arasindaki iliski, isçinin köleligi, kapitalistin egemenligi;
2. orta burjuva siniflarin ve köylü denen katmanin bugünkü sistem altindaki kaçinilmaz çöküsleri;
3. çesitli Avrupa uluslarinin burjuva siniflarinin, dünya pazarinin zorbasi -Ingiltere- tarafindan ticari boyunduruk altina alinmasi ve sömürülmesi.
Ekonomi politigin en ilkel kavramlarinin bile önceden bilindigini varsaymaksizin, mümkün oldugu kadar yalin ve herkesin anlayabilecegi bir açiklama yapmaya çalisacagiz. Isçiler için anlasilabilir olmayi istiyoruz. Zaten Almanya'nin her yaninda, en basit ekonomik iliskiler konusunda, bugünkü düzenin patentli savunucularindan tutun da Almanya'da prenslerden de daha bol olan sosyalist kerametçilere ve bilinmedik siyasal dehalara varincaya kadar herkeste, bilgisizlik ve en garip fikirlerden meydana gelme bir karisiklik hüküm sürmektedir.
O halde, ilk soruyu ele alalim: Ücret nedir? Nasil belirlenir?
Eger isçilere, "ücretiniz ne kadar?" diye bir soru sorulsaydi, kimi, "isverenimden günde bir mark aliyorum", kimi de, "iki mark aliyorum" vb. diyeceklerdi. Hepsi de, bagli bulunduklari çesitli iskollarina göre, belirli bir isin yapilmasi, örnegin bir yardalik bezin dokunmasi, ya da bir sayfalik bir yazinin dizilmesi karsiliginda kendi patronlarindan aldiklari farkli para tutarlari siralayacaklardi. Bu isçilerin hepsi, bildirdikleri tutarlarin çesitliligine karsin, bir noktada birleseceklerdir: ücret, kapitalistin belirli bir iszamani karsiliginda ya da belirli bir isin yapilmasi karsiliginda ödedigi para tutaridir.
Kapitalist, bundan ötürü, para ile onlarin emeklerini satin aliyor görünür. Onlar da, kapitaliste bu para karsiliginda emeklerini satarlar. Ama bu, ancak görünüste böyledir. Oysa gerçekte onlarin para karsiliginda kapitaliste sattiklari isgücüdür. Kapitalist bu isgücünü bir günlügüne, haftaligina, ayligina vb. satin alir. Ve satin aldiktan sonra da, isçileri bastan sart kosulan süre boyunca çalistirarak, bu isgücünü kullanir. Kapitalist, isçilerin isgüçlerini satin aldigi bu ayni para, örnegin iki mark karsiliginda, iki kilo seker, ya da belirli bir miktarda herhangi bir baska meta satin alabilirdi. Iki kilo seker satin aldigi bu iki mark, iki kilo sekerin fiyatidir.
Isgücünün oniki saatlik kullanimini satin aldigi bu iki mark, oniki saatlik isin fiyatidir. Demek ki, isgücü bir metadir, sekerden ne eksik, ne fazla. Birincisi saatle ölçülür, ikincisi ise teraziyle.
Isçiler, metalarini, yani isgüçlerini kapitalistin metai ile, yani para ile degisirler, ve bu degisim, belirli bir oranda olur. Su kadar paraya, isgücünün su kadar süreyle kullanilmasi. Oniki saatlik dokuma karsiliginda 2 mark. Peki bu 2 mark, 2 mark karsiliginda satin alabilecegim bütün öteki metalari da temsil etmez mi? Su halde isçi, kendi metaini, yani isgücünü, her türden öteki metalarla degismistir ve bu, belirli bir orana göre olmustur. Kapitalist, isçiye 2 mark vermekle, günlük emegi karsiliginda ona su kadar et, su kadar giyecek, su kadar yakacak, isik vb vermistir. Buna göre, bu 2 mark, isgücünün öteki metalarla degisilme oranini, yani isgücünün degisim-degerini ifade eder.
Bir metain para olarak hesaplanan degisim-degeri, onun fiyati denen seydir. Ücret, genellikle emegin fiyati denilen isgücü fiyatina, ancak insanin etinde, kaninda sakli bulunan bu özgün metain fiyatina verilen addan baska bir sey degildir.
Herhangi bir isçiyi, örnegin bir dokumaciyi alalim. Kapitalist ona dokuma tezgâhini ve ipligi saglar. Dokumaci ise koyulur, ve iplik beze dönüsür. Kapitalist, bezi alir ve onu örnegin 20 marka satar. O halde, dokumacinin ücreti, bezin, 20 markin, kendi emeginin ürününün bir bölümü müdür? Hiç de degil. Dokumaci, bez satilmadan çok önce belki de bezin dokunmasi bitmeden önce, ücretini almistir. Su halde kapitalist, bu ücreti, bezin satisindan alacagi paradan degil, önceden biriktirilmis paradan öder.
Nasil ki, isveren tarafindan saglanan dokuma tezgâhi ve iplik dokumacinin ürünü degilse, ayni sey dokumacinin kendi metai, yani kendi isgücü karsiliginda aldigi metalar için de geçerlidir. Olabilir ki, kapitalist, bezi için hiç bir alici bulamaz. Olabilir ki, bezin satisindan elde ettigi miktar, ücreti bile çikaramaz. Ya da bezini dokumacinin ücretine kiyasla çok kârli bir biçimde satabilir. Bütün bunlarin dokumaciyla hiç bir ilgisi yoktur. Kapitalist, dokumacinin isgücünü, servetinin, sermayesinin bir bölümüyle satin alir, tipki servetinin öteki bölümüyle de hammaddeyi -ipligi- ve is aletini -dokuma tezgâhini- satin aldigi gibi.
Bunlari satin aldiktan sonra, ki bu satin alinan seyler arasinda bezin üretimi için gerekli olan isgücü de vardir, artik yalniz kendisinin olan hammaddelerle ve is aletleri ile üretim yapar. Çünkü simdi is aletleri, üründe ya da ürünün fiyatinda dokuma tezgâhi ne kadar pay sahibiyse o kadar pay sahibi olan bizim dokumaciyi da içermektedir.
Su halde ücret, isçinin kendi ürettigi meta içinde sahip oldugu pay degildir. Ücret, kapitalistin onlarla kendisi için belirli bir miktarda üretken isgücü satin aldigi daha önceden varolan metalarin bir bölümüdür.
Isgücü, demek ki, onu elinde bulunduranin, yani ücretli isçinin kapitaliste sattigi bir metadir. Ücretli isçi bunu neden satar? Yasamak için.
Ama, isgücünün uygulanmasi, emek, isçinin kendi yasam faaliyetidir, kendi yasaminin tezahürüdür. Ve iste, isçinin gerekli geçim araçlarini saglamak için bir baskasina sattigi bu yasam faaliyetidir. Böylece, yasam faaliyeti, kendisi için bir varolabilme aracindan baska bir sey degildir. O, yasamak için çalisir. Hatta kendisine göre çalismak, kendi yasaminin bir bölümü degil, daha çok, yasamindan yapilan bir özveridir. Bir baskasina devrettigi bir metadir. Bundan ötürü, kendi faaliyetinin ürünü de, bu faaliyetinin amaci degildir. Kendisi için ürettigi sey, dokudugu ipek, madenden çikardigi altin, yaptigi saray degildir. Kendisi için ürettigi sey, ücrettir, ve ipek, altin, saray onun gözünde belirli bir miktar geçim aracina, belki de pamuklu bir fanilaya, bir miktar bakir paraya ve bir bodrum katina indirgenir. Peki ya bu oniki saat boyunca dokuyan, iplik egiren, yol açan, tornaya çeken, ev yapan, kürek sallayan, tas kiran, yük tasiyan vb. isçi, bu oniki saatlik dokumaciliga, iplik egirmeye, yol açmaya, tornaciliga, duvarciliga, kürek sallamaya, tas kirmaya kendi yasaminin bir belirtisi gibi, kendi yasami gibi mi bakar? Tam tersine, onun için yasam, bu isin bittigi yerde, masada, kahvede, yatakta baslar. Öte yandan, bu oniki saatlik emek, kendisi için dokuma, egirme, yol açma vb. olarak degil, kendisini masaya, kahveye, yataga götüren kazanç olarak anlam tasir. Eger ipekböcegi, varligini bir tirtil olarak sürdürmek için koza örseydi, tam bir ücretli isçi olurdu.
Isgücü, her zaman bir meta olmamistir. Emek, her zaman ücretli emek, yani özgür emek olmamistir. Köle kendi isgücünü köle sahibine satmiyordu, nasil ki öküz de yaptigi hizmeti köylüye satmazsa. Köle, efendisine isgücü ile birlikte, bir defada ve tümden satilir. Köle, bir efendinin elinden ötekinin eline geçebilen bir metadir. Kendisi bir metadir ama, isgücü onun kendi metai degildir. Serf, isgücünün yalniz bir bölümünü satar. Toprak sahibinden bir ücret almaz; daha çok o, kendisi, toprak sahibine bir haraç öder.
Serf topraga aittir ve topraktan elde edilenleri topragin sahibine teslim eder. Öte yanda, özgür emekçi, kendisini satar ve hem de parça parça satar. Yasaminin 8, 10, 12, 15 saatini, gün be gün açik artirmayla, en çok artiranlara, hammaddelerin, is aletlerinin ve geçim araçlarinin sahiplerine, yani kapitalistlere satar. Isçi, ne bir köle sahibine, ne de topraga aittir, ama günlük yasaminin 8, 10, 12, 15 saati bunu satin alana aittir. Isçi, kendisini kiralayan kapitalisti istedigi an terkeder, ve kapitalist de, artik onun sirtindan kâr elde etmedigi, ya da umdugu kâri elde etmedigi anda kendisine yol verir. Ama yasaminin biricik kaynagi kendi isgücünün satimi olan isçi, kendi varligini reddetmeksizin alicilar sinifinin tümünü, yani kapitalist sinifi terkedemez. Isçi su ya da bu kapitaliste degil, kapitalist sinifa aittir, ve dahasi, kendisini satmak, yani bu kapitalist sinif içinden bir alici bulmak ona düser.
Sermaye ile ücretli emek arasindaki iliskilerde daha derinlere dalmadan önce, simdi kisaca, ücretin belirlenmesinde hesaba katilan en genel iliskileri açiklayacagiz.
Ücret, görmüs oldugumuz gibi, belirli bir metain, isgücünün fiyatidir. Demek ki, ücret de bütün öteki metalarin fiyatlarini belirleyen ayni yasalarla belirlenir. O halde burada sorulacak soru sudur: bir metain fiyati nasil belirlenir?

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Bir metain fiyatini belirleyen nedir?

Mesaj  Misafir Bir Ptsi Ocak 11, 2010 4:10 pm

Bunu belirleyen, alicilarla saticilar arasindaki rekabettir, yani arz ve talep arasindaki iliskidir. Bir metain fiyatini belirleyen rekabet, üç yönlüdür.
Ayni meta, çesitli saticilar tarafindan piyasaya sürülür. Ayni nitelikte metalari en ucuz fiyata satan, öteki saticilarin ayagini kaydiracagindan ve en büyük sürümü saglayacagindan emindir. Demek ki, saticilar, mallarin sürümü için, pazar için karsilikli çekisir dururlar. Herbiri, satmak, olabildigince çok satmak ve elinden gelirse öteki saticilari safdisi ederek yalniz kendisi satmak ister. Bunun içindir ki, biri ötekinden daha ucuza satar. Bunun sonucu olarak, saticilar arasinda piyasaya sürdükleri metalarin fiyatini düsüren bir rekabet çikar ortaya.
Ama, buna karsilik, alicilar arasinda da rekabet vardir ki, bu da piyasaya sürülen metalarin fiyatlarinin yükselmesine yolaçar.
Son olarak, alicilarla saticilar arasinda da rekabet vardir; alicilar olabildigince ucuza almak, saticilar ise, olabildigince pahali satmak isterler. Alicilar ile saticilar arasindaki bu rekabetin sonucu, bu rekabetin yukarida sözü edilen iki yaninin nasil bir iliski içinde olduklarina, yani rekabetin alicilar ordusunda mi, yoksa saticilar ordusunda mi daha güçlü olduguna bagli olacaktir. Sanayi bu iki orduyu karsi karsiya getirir ki, bunlardan herbiri gene kendi saflari arasinda, kendi birlikleri arasinda da bir savas yürütmektedir. Kendi birlikleri arasinda en az vurusma olan ordu, hasmina karsi zaferi kazanir.
Piyasada 100 balya pamuk ve, ayni zamanda, 1.000 balya pamuk alicisi oldugunu varsayalim. Bu durumda, demek ki, talep arzdan on kat daha büyüktür. Herbiri bu yüz balyadan bir tane, ve eger mümkünse hepsini almak isteyen alicilar arasindaki rekabet çok çetin olacaktir. Bu örnek keyfi bir varsayim degildir. Ticaret tarihinde, aralarinda birlik kurmus birkaç kapitalistin 100 balya degil, dünyanin tüm pamuk stoklarini satin almaya çalistiklari pamuk rekoltesinin kötü oldugu dönemleri yasadik. Böylece, verilen bu örnekte, bir alici, pamuk balyasi basina göreli olarak daha yüksek bir fiyat vererek öteki aliciyi piyasadan uzaklastirmaya çalisacaktir. Düsman ordunun birliklerinin kendi aralarinda zorlu bir kavgaya tutustuklarini gören ve 100 balya pamugun tümünün de satilacagindan emin bulunan pamuk saticilari, karsi taraftakilerin pamuk fiyatini yükseltmek için birbirleriyle rekabete giristikleri bir sirada, birbirlerine girip pamuk fiyatini düsürmemeye dikkat edeceklerdir. Iste böylece, saticilar ordusunda birdenbire bir iç baris meydana gelir. Simdi onlar, alicilarin karsisina tek bir kisi gibi dikilirler, kollarini filozofça kavustururlar, ve eger en israrli ve hevesli alicilarin bile fiyat tekliflerinin kesin bir siniri bulunmazsa, bunlarin isteklerinin de siniri olmaz.
Demek ki, bir metain arzi bu mala karsi olan talepten daha az ise, saticilar arasinda hemen hemen, ya da hiç bir rekabet olmaz. Bu rekabetin azalmasi oraninda, alicilar arasindaki rekabet artar. Sonuç, meta fiyatlarinda oldukça önemli bir artistir.
Bunun karsiti durumun, tam tersi bir sonuçla, çok daha sik meydana geldigi bilinmektedir. Arzin talebe göre hatiri sayilir bir fazlalik göstermesi; saticilar arasinda amansiz bir rekabet; alici yoklugundan mallarin gülünç derecede düsük fiyatlarla satilmasi.
Ama fiyatlarda bir yükselme, bir düsme ne demeye gelir; yüksek fiyatin, düsük fiyatin anlami nedir? Bir kum tanecigi, mikroskopla bakildiginda yüksektir, ve bir kule, dag ile kiyaslandiginda alçaktir. Ve eger fiyat, arz ile talep arasindaki iliski ile belirleniyorsa, o zaman arz ile talep arasindaki iliskiyi belirleyen nedir?
Karsimiza çikan ilk burjuvaya basvuralim. Bir an bile duraksamayacak, bir baska Büyük Iskendermis gibi, bu metafizik kördügümü çarpim cetveli ile kesip atacaktir. Bize diyecektir ki, sattigim mallarin üretimi bana 100 marka maloluyorsa, ve ben bu mallarin satisindan, ama bütün bir yil içerisindeki satisindan, 110 mark elde ediyorsam - o zaman bu, akla-uygun, dürüst, mesru bir kârdir. Ama eger bunun karsiliginda 120 ya da 130 mark elde ediyorsam, bu, yüksek bir kârdir; ve eger elde ettigim 200 marki buluyorsa, bu, olaganüstü, çok büyük bir kâr olur. Peki burjuvanin kârini ölçmekte kullandigi ölçü nedir? Metainin üretim maliyeti. Bu meta karsiliginda, üretimleri daha ucuza malolmus bir miktar baska meta alacak olursa, zarar etmis olur. Kendi metai karsiliginda, üretilmeleri daha pahaliya malolmus bir miktar baska meta alacak olursa, kazançli çikmis olur. Ve kârdaki yükselme ve düsmeleri, kendi metainin degisim-degerinin sifir göstergesinin -üretim maliyetinin- üstünde ya da altinda duruyor olmasina göre hesaplar.
Böylece arz ile talep arasindaki degisen iliskinin fiyatlarda nasil kimi kez bir yükselise, kimi kez bir düsüse, kimi kez yüksek, kimi kez düsük fiyatlara yolaçtigini görmüs bulunuyoruz. Eger bir metain fiyati arz yetersizligi ya da talepte görülen orantisiz bir artis yüzünden oldukça önemli bir yükselme göstermisse, mutlaka bir baska metain fiyati buna orantili olarak düsmüs demektir, çünkü bir metain fiyati, o metain baska metalarla degisilme oraninin para olarak ifadesinden baska bir sey degildir. Örnegin, bir metre ipekli kumasin fiyati 5 marktan 6 marka çikarsa, gümüsün degeri ipekli kumasa göre düsmüs, ve eski fiyatlarinda kalmis olan bütün öteki metalarin fiyatlari, ayni sekilde, ipekli kumasa oranla düsmüs demektir. Ayni miktarda ipekli kumas alabilmek için, karsiliginda, bu metalardan daha fazla miktarda vermek gerekir. Bir metadaki fiyat artisinin sonucu ne olacaktir? Bir miktar sermaye, gelismekte olan bu sanayi dalina atilacak ve sermayenin bu yeglenen sanayi alanina akimi, sermayeye olagan kârlar getirene dek, ya da daha dogrusu, ürünlerinin fiyati, asiri üretim yüzünden, üretim maliyetinin altina düsene dek sürecektir.
Bunun tersine, eger bir metain fiyati, üretim maliyetinin altina düserse, sermaye, bu metain üretiminden çekilecektir. Modasi geçmis ve bundan ötürü de yokolmasi gereken bir sanayi dali olma durumu disinda, böyle bir metain üretimi, yani arzi, sermayenin kaçmasindan dolayi, talebe uygun düsene dek, ve bunun sonucu fiyati yeniden üretim maliyetinin düzeyine çikincaya dek, ya da daha dogrusu, arz, talebin altina düsünceye dek, yani fiyati yeniden üretim maliyetinin üstüne çikincaya dek düsmeye devam edecektir, çünkü bir metain yürürlükteki fiyati, her zaman, üretim maliyetinin ya altinda ya da üstünde bulunur.
Sermayenin bir sanayi alanindan bir baskasina nasil ileri geri hareket ettigini görüyoruz. Yüksek fiyatlar çok büyük bir içe dogru göç, düsük fiyatlar ise çok büyük bir disa dogru göç getirirler.
Bir baska görüs açisindan, yalniz arzin degil, talebin de üretim maliyeti tarafindan belirlendigini gösterebilirdik. Ama bu bizi konumuzdan çok uzaklastirir.
Arz ve talepteki dalgalanmalarin bir metain fiyatini sürekli olarak nasil yeni bastan üretim maliyetine getirmekte oldugunu görmüs bulunuyoruz. Bir metain gerçek fiyati, gerçekten, her zaman üretim maliyetinin ya altinda ya da üstündedir; ama yükselis ve düsüsler karsilikli olarak birbirlerini dengelerler, öyle ki, belirli bir süre içersinde, sanayideki çekilme ve kabarmalar birlikte alindiklarinda, metalar birbirleriyle üretim maliyetlerine uygun olarak degisilirler ve, demek ki, fiyatlari üretim maliyetleri tarafindan belirlenir.
Fiyatin üretim maliyeti tarafindan bu belirlenisi, iktisatçilarin anladiklari anlamda anlasilmamalidir. Iktisatçilar, metalarin ortalama fiyatinin üretim maliyetine esit oldugunu; bunun bir yasa oldugunu söylerler. Yükselmenin alçalmayla alçalmanin da yükselmeyle dengelendigi anarsik hareketi bir raslanti sayarlar. Ama, baska iktisatçilarca da gerçekten yapildigi gibi, dalgalanmalari yasa, ve üretim maliyeti tarafindan belirlenmeyi raslanti kabul etmek de ayni ölçüde dogru olurdu. Ancak daha yakindan bakildiginda, yalnizca bu dalgalanmalardir ki, kendileriyle birlikte en korkunç yikimlari getirirler ve burjuva toplumunu, yersarsintilari gibi, temellerine dek sarsarlar - yalnizca bu dalgalanmalarin akisi içersindedir ki, fiyatlar üretim maliyeti tarafindan belirlenir. Bu düzensizlik hareketinin tümü, onun düzeninin ta kendisidir. Bu sinai anarsinin akisi içinde, bir daire çevresindeki bu hareket içinde, rekabet, sözgelimi, bir asiriligi bir baskasiyla telâfi eder.
Su halde, görüyoruz ki, bir metain fiyati kendi üretim maliyeti tarafindan öyle bir biçimde belirlenir ki, bu metain fiyatinin kendi üretim maliyetinin üstüne çiktigi dönemler, üretim maliyetinin altina düstügü dönemler tarafindan telâfi edilir, ve vice versa. Bu, elbette, ayri ayri, belirli sinai ürünler için degil, ancak tüm bir sanayi dali için geçerlidir. Bunun sonucu olarak, bu, gene, tek tek sanayiciler için degil, ancak tüm sanayiciler sinifi için geçerlidir.
Fiyatin üretim maliyeti tarafindan belirlenmesi, fiyatin bir metain yapimi için gerekli-emek zamani tarafindan belirlenmesi ile ayni seydir, çünkü üretim maliyeti (1) hammaddelerden ve aletlerin yipranmasindan, yani üretimleri belli bir miktarda isgününe malolmus ve bundan ötürü de belli miktarda bir emek zamanini temsil eden sanayi ürünlerinden, ve (2) ölçüsü bizzat zaman olan dolaysiz emekten olusur.
Bu durumda, genel olarak metalarin fiyatini düzenleyen bu ayni genel yasalar, elbet, ücreti, emegin fiyatini da düzenlerler.
Ücret, arz ve talep arasindaki iliskiye göre, isgücü alicilari, yani kapitalistler ile, isgücü saticilari, yani isçiler arasindaki rekabetin aldigi biçime göre yükselip düsecektir. Ücretteki dalgalanmalar genel olarak metalarin fiyatindaki dalgalanmalara tekabül eder. Ama bu dalgalanmalarin çerçevesi içerisinde, emegin fiyati üretim maliyeti ile, bu metain -isgücünün- üretimi için gerekli-emek zamani ile belirlenir.
O halde, isgücünün üretim maliyeti nedir?
Bu, isçiyi isçi olarak muhafaza etmek ve isçiyi isçi durumuna getirmek için gerekli olan masraflardir.
Bundan ötürü, herhangi bir isin gerektirdigi egitim süresi ne denli kisa olursa, isçinin üretim maliyeti o denli az, ve emeginin fiyati, ücreti o denli düsük olur. Çiraklik döneminin hemen hiç gerekli olmadigi, isçinin kabaca maddi varliginin yeterli oldugu sanayi dallarinda, isçinin üretimi için gerekli masraflar, hemen hemen yalnizca kendisini yasatmak ve çalisabilir durumda tutmak için zorunlu metalardan ibarettir. Bunun içindir ki, emegin fiyati, zorunlu geçim araçlarinin fiyati ile belirlenecektir.
Bununla birlikte, burada isin içine bir baska düsünce daha girer. Imalâtçi, üretim maliyetini ve, buna göre, ürünlerin fiyatlarini hesaplarken is aletlerinin yipranmasini da hesaba katar. Örnegin eger bir makine ona 1.000 marka malolmussa ve ömrü on yilsa, on yilin sonunda eskimis olan makinenin yerine bir yenisini koyabilmek için metalarin fiyatina her yil 100 mark ekler. Ayni biçimde, basit isgücünün üretim maliyeti hesaplanirken üreme masraflari da hesaba katilmalidir, ki böylelikle, isçi soyunun çogalabilmesi ve eskimis isçilerin yerini yenilerin alabilmesi saglanmis olur. Demek ki, isçinin yipranmasi da, makinenin yipranmasi gibi ayni sekilde hesaba katilir.
Basit isgücünün üretim maliyeti, demek ki, isçinin varolus ve üreme masraflarindan olusur. Bu varolus ve üreme masraflarinin fiyati, ücreti meydana getirir. Bu biçimde belirlenen ücrete, asgari ücret denir. Bu asgari ücret, metalarin fiyatlarinin genel olarak üretim maliyetleri ile belirlenmesi gibi, bir tek birey için degil, bu bireylerin meydana getirdikleri tür için gereklidir. Varolmak ve üremek için tek tek yeterli ücret alamayan milyonlarca isçi vardir; ama tüm isçi sinifinin ücretleri gösterdikleri dalgalanmalar içerisinde, bu asgariye esitlenirler.
Herhangi bir baska metain fiyati gibi ücreti de düzenleyen en genel yasalari simdi artik anlamis oldugumuza göre, konumuza daha ayrintili bir biçimde girebiliriz.
Sermaye, yeni hammaddeler, yeni is aletleri ve geçim araçlari üretmede kullanilan her çesit hammaddelerden, is aletlerinden ve geçim araçlarindan olusur. Sermayeyi olusturan bütün bu parçalar, emegin yarattigi seylerdir, emegin ürünleridir, birikmis emektir. Yeni bir üretimin araci olarak isgören birikmis emek, sermayedir.
Iktisatçilar böyle derler iste.
Bir zenci köle nedir? Kara irktan bir insandir. Bu açiklama ne denli yeterliyse, bundan önceki de o denli yeterlidir.
Bir zenci, bir zencidir. Ancak belirli kosullar altinda, bir köle durumuna gelir. Bir pamuk egirme makinesi, pamuk egirme makinesidir. Ancak belirli kosullar altinda sermaye durumuna gelir. Bu kosullardan koparildi mi, artik sermaye degildir, tipki altinin kendi basina para olmamasi ya da sekerin seker fiyati olmamasi gibi.
Üretimde, insanlar, yalniz doga üzerinde degil, birbirleri üzerinde de etkili olurlar. Ancak belirli bir biçimde isbirligi yaparak ve etkinliklerini karsilikli olarak degis-tokus ederek üretimde bulunurlar. Üretmek için birbirleriyle belirli baglantilar ve iliskiler içine girerler, ve ancak bu toplumsal baglanti ve iliski sinirlari içindedir ki, doga üzerinde etkili olur, üretimde bulunurlar.
Üreticilerin kendi aralarindaki bu toplumsal iliskiler, etkinliklerini degis-tokus etme ve tüm üretim eylemine katilma kosullari, üretim araçlarinin niteliklerine göre, dogal olarak farkli olacaktir. Yeni bir savas aletinin, atesli silahin icadi ile ordunun tüm örgütlenmesi zorunlu olarak degismistir; bireylerin bir ordu olusturabilme ve bir ordu olarak davranabilme iliskileri degisik bir biçim almis ve farkli ordularin birbirleriyle olan iliskileri de degismistir.
Demek ki, insanlarin, içinde üretimde bulunduklari toplumsal iliskiler, toplumsal üretim iliskileri, maddi üretim araçlarindaki, üretici güçlerdeki degisme ve gelisme ile birlikte degisir, degisik bir biçim alir. Üretim iliskileri bir bütün halinde toplumsal iliskiler denilen seyi, toplumu, ve özellikle, belirli bir tarihsel gelisme asamasindaki bir toplumu, özgün, ayirdedici nitelikte bir toplumu olusturur. Antik toplum, feodal toplum, burjuva toplum, herbiri, ayni zamanda, insanlik tarihinde özel bir gelisim asamasini belirten bu türden üretim iliskileri bütününü olustururlar.
Sermaye de bir toplumsal üretim iliskisidir. Bir burjuva üretim iliskisi, burjuva toplumunun üretim iliskisidir. Sermayeyi olusturan geçim araçlari, is aletleri, hammaddeler, belli toplumsal kosullar altinda, belirli toplumsal iliskiler içinde üretilmis ve biriktirilmis degiller midir? Bunlar yeni üretim için belli toplumsal kosullar altinda, belirli toplumsal iliskiler içinde kullanilmiyorlar mi? Ve yeni seyler üretilmesine hizmet eden ürünleri sermaye haline dönüstüren de iste bu belirli toplumsal nitelik degil midir?
Sermaye sadece geçim araçlarindan, is aletlerinden ve hammaddelerden, sadece maddi ürünlerden ibaret degildir; bunlari oldugu kadar degisim-degerlerini de içerir. Sermayenin içerdigi bütün ürünler metadirlar. Demek ki, sermaye, yalniz bir maddi ürünler toplami degildir; sermaye, bir metalar, bir degisim-degerleri, bir toplumsal büyüklükler toplamidir.
Yünün yerine pamugu, bugdayin yerine pirinci, ya da demiryollarinin yerine buharli gemileri koysak da, sermaye ayni kalir, yeter ki pamuk, pirinç, buharli gemi -sermayenin kitlesi- daha önce yünün, bugdayin, demiryollarinin sahip olduklari ayni degisim-degerine, ayni fiyata sahip olsunlar. Sermaye en ufak bir degisiklige ugramaksizin, sermayenin kitlesi sürekli olarak degisebilir.
Ama, her sermayenin bir emtia, yani degisim-degerleri toplami olmasina karsilik, her emtia, her degisim-degerleri toplami sermaye degildir.
Her degisim-degerleri toplami, bir degisim-degeridir. Ayri ayri her degisim-degeri, bir degisim-degerleri toplamidir. Örnegin, 1.000 mark eden bir ev, 1.000 marklik bir degisim-degeridir. Bir fenik eden bir kâgit parçasi, yüz tane yüzdebir feniklik bir degisim-degeri toplamidir. Baska ürünlerle degisilebilir olan ürünler, metadirlar. Birbirleriyle belirli bir orana göre degisilebilirler; bu oran onlarin degisim-degerini, ya da para olarak ifade edildiginde, onlarin fiyatini olusturur. Bu ürünlerin miktari, onlarin meta olma, ya da bir degisim-degeri miktari, ya da belirli bir fiyata sahip olma niteliklerinde hiç bir degisiklik yapamaz. Bir agaç ister büyük, ister küçük olsun, bir agaçtir. Demiri öteki ürünlerle ister ons olarak ister yüzdelik agirlik birimlerine göre degisiyor olalim, bu, onun meta olma, degisim-degeri olma niteligini degistirir mi? Miktarina göre, daha büyük ya da daha küçük degere, daha yüksek ya da daha düsük fiyata sahip bir metadir.
O zaman, herhangi miktarda bir metain, degisim-degerinin sermaye haline gelmesi nasil olur?
Bagimsiz bir toplumsal güç olarak, yani toplumun bir kesiminin gücü olarak varligini sürdürerek ve çogalarak, dolaysiz, canli isgücü karsiliginda degisilmek suretiyle. Çalisma yeteneginden baska hiç bir seye sahip bulunmayan bir sinifin varligi sermayenin zorunlu bir önkosuludur.
Birikmis emegi sermayeye dönüstüren tek sey, birikmis, geçmis, maddelesmis emegin, dolaysiz, canli emek üzerindeki egemenligidir.
Sermaye, yasayan emege yeni üretimin araci olarak hizmet eden birikmis emekten ibaret degildir. Sermaye, birikmis emege, kendi degisim-degerini korumasinin ve çogaltmasinin araci olarak hizmet eden yasayan emektir.
Kapitalist ile ücretli isçi arasindaki alisveris sirasinda olan nedir?
Isçi, kendi isgücü karsiliginda geçim araçlari alir, ama kapitalist, verdigi geçim araçlari karsiliginda isçinin emegini, üretken faaliyetini, isçinin tükettigi seyi karsilamakla kalmayip, birikmis emege bu emegin içerdiginden daha büyük bir deger veren yaratici gücünü alir. Isçi, mevcut geçim araçlarinin bir bölümünü kapitalistten alir. Bu geçim araçlari onun ne isine yarar? O anda tüketim yapmasina. Ama, bu geçim araçlarini tükettigim anda, bunlar benim için bir daha geri gelmemek üzere kaybolmustur, meger ki, bu araçlarin benim varligimi sürdürmemi sagladiklari süreyi yeni geçim araçlari üretmekte, tüketim sirasinda, tüketilmekle yokolan degerlerin yerine, emegimle yeni degerler yaratmakta kullanayim. Ama, aldigi geçim araçlari karsiliginda isçinin kapitaliste teslim ettigi iste bu soylu yeniden üretme gücüdür! Bu bakimdan, bu gücü kendisi için yitirmis olur.
Bir örnek alalim: bir kiraci çiftçi gündelikçisine günde 5 gümüs grosen veriyor. Bu 5 gümüs grosen karsiliginda gündelikçi bütün gün çiftçinin tarlasinda çalisiyor ve böylece ona 10 gümüs grosenlik bir hasilat sagliyor. Çiftçi gündelikçiye verdigi degeri yerine koymus olmakla kalmiyor, iki katina çikariyor. Demek ki, gündelikçiye verdigi 5 gümüs groseni verimli, üretken bir biçimde kullanmis, tüketmistir. Bu 5 gümüs grosen karsiliginda tam iki kati bir degerde tarimsal ürün üreten ve 5 gümüs groseni 10 gümüs grosen yapan emekçinin emegini ve gücünü satin almistir. Buna karsilik, gündelikçi, sonuçlarini çiftçiye biraktigi kendi üretici gücü yerine, azçok kisa bir süre içinde tükettigi geçim araçlariyla degistigi 5 gümüs grosen aliyor. Demek ki, 5 gümüs grosen ikili bir biçimde tüketilmistir, sermaye için yeniden üretici biçimde, çünkü 10 grosen getiren isgücü karsiliginda degisilmistir; isçi için üretici olmayan biçimde, çünkü bir daha geri gelmemek üzere yokolmus bulunan geçim araçlari ile degisilmistir ve isçi, ancak çiftçi ile ayni degisimi yineleyerek onlarin ayni degerini elde edebilir. Su halde sermaye ücretli emek varsayimina, ücretli emek de sermaye varsayimina dayanir. Bunlar birbirlerinin kosuludurlar; karsilikli olarak birbirlerini yaratirlar.
Bir pamuk fabrikasi isçisi, yalnizca pamuklu kumaslar mi üretir? Hayir, sermaye üretir. Kendi emegine yeniden kumanda etmeye ve onun araciligi ile yeni degerler yaratmaya hizmet edecek degerler üretir.
Sermaye, ancak isgücü karsiliginda degisilmek suretiyle, ancak ücretli emek yaratarak çogalabilir. Ücretli isçinin isgücü, sermaye ile ancak sermayeyi artirarak, kölesi oldugu gücü kuvvetlendirerek degisilebilir. O halde, sermayenin artmasi demek, proletaryanin artmasi yani isçi sinifinin artmasi demektir.
Burjuvalar ve burjuva iktisatçilari, kapitalistle isçinin çikarlarinin bundan ötürü ayni oldugunu iddia ederler. Gerçekten de! Kapitalist, isçiye is vermezse, isçi mahvolur. Sermaye de, isgücünü sömürmezse yokolur, ve onu sömürmesi için de satin almasi gerekir. Üretime ayrilmis sermaye, yani üretken sermaye, ne denli çabuk çogalirsa, bunun sonucu olarak sanayi de o denli gelisir, burjuvazi o ölçüde zenginlesir, isler o denli daha iyi gider, sermaye o denli daha çok isçiye gereksinme duyar, isçi o denli kendini daha pahaliya satar.
Isçi için katlanilabilir bir durumda olmasinin vazgeçilmez kosulu, böylece, üretken sermayenin olabildigince hizla büyümesidir.
Peki ama, üretken sermayenin büyümesi ne demektir? Birikmis emegin canli emek üzerindeki gücünün büyümesi, burjuvazinin isçi sinifi üzerindeki egemenliginin büyümesi demektir. Eger ücretli emek kendisine egemen olanlarin zenginliklerini, kendisine düsman olan gücü, sermayeyi üretiyorsa, o zaman istihdam araçlari, yani geçim araçlari, kendisini yeniden sermayenin bir parçasi haline getirmesi, sermayeyi büyümenin giderek hizlanan hareketi içerisine yeniden atan bir kaldiraç haline getirmesi kosuluyla, bu düsman güçten gerisin geriye kendisine geliyor demektir.
Sermayenin çikarlari ile isçilerin çikarlarinin bir ve ayni çikarlar oldugunu söylemek, sermaye ile ücretli emegin bir ve ayni iliskinin iki yani olduklarini söylemektir yalnizca. Biri ötekinin sonucudur, tipki tefeci ile borç alanin karsilikli olarak birbirini yaratmalari gibi.
Ücretli isçi, ücretli isçi oldukça, yazgisi sermayeye baglidir. Isçi ile kapitalist arasindaki o kadar övülen çikar ortakligi iste budur.
Sermaye artinca, ücretli emek kitlesi büyür, ücretli isçilerin sayisi çogalir; tek sözcükle, sermayenin egemenligi daha çok sayida bireyleri kapsar. En elverisli durumu varsayalim: üretici sermaye artinca emek talebi de artar. Buna göre de emegin fiyati, yani ücret yükselir.
Bir ev, büyük ya da küçük olabilir, çevresindeki evler de ayni ölçüde küçük olduklari sürece, bu ev, bir konuta olan bütün toplumsal talepleri karsilar. Ama küçük evin yaninda bir saray yükseliverse, küçük ev bir kulübe derecesine düser. O zaman bu küçük ev, sahibinin güç begenir bir kisi olamadiginin ya da ancak alçakgönüllü istekleri olabileceginin taniti olur. Ama, uygarligin ilerleyisi boyunca, küçük ev ne denli büyürse büyüsün, eger komsu saray da ayni hizla ya da daha büyük ölçüde büyürse, göreli olarak küçük evde oturan kisi, kendi dört duvari arasinda, kendini, gitgide daha rahatsiz, daha hosnutsuz, daha darda hissedecektir.
Ücrette hissedilir bir artis üretken sermayede hizli bir büyümeyi öngörür. Üretken sermayenin bu hizla büyümesi, zenginligin, lüksün, toplumsal gereksinme ve zevklerde de esit hizda büyümeye yolaçar. Su halde, her ne kadar isçinin zevk konulan artmissa da, bu zevklerin sagladiklari toplumsal tatmin, kapitalistin artmis bulunan ve isçi için erisilmez olan zevklerine kiyasla ve genellikle toplumun gelisme asamasina kiyasla, düsmüstür. Bizim isteklerimiz ve zevklerimiz toplumdan kaynaklanir; bu bakimdan, biz de bunlari, toplum ölçüsüne vururuz; yoksa bize tatmin veren nesnelerle ölçmeyiz. Bunlar toplumsal bir nitelik tasidiklarindan görelidirler.
Genel olarak ücret, yalniz karsiliginda elde edebilecegim metalar miktari ile belirlenmemektedir. Ücret çesitli iliskileri içerir.
Isçilerin isgüçleri karsiliginda aldiklari sey, her seyden önce, belirli bir miktar paradir. Ücret, sadece bu parasal fiyatla mi belirlenmektedir?
16. yüzyilda, Avrupa'da dolasimda bulunan altin ve gümüs, Amerika'daki daha zengin ve isletilmesi daha kolay madenlerin bulunusu sonunda artti. Bu nedenle, altin ve gümüsün degeri, öteki metalara oranla düstü. Isçiler isgüçleri karsiliginda para biçiminde ayni miktar gümüs almaya devam ettiler. Emeklerinin parasal fiyati ayni kaldi, ama bununla birlikte, ücretleri düsmüstü, çünkü ayni nicelikteki gümüs karsiliginda ellerine geçen metalar toplami daha azdi. Bu, 16. yüzyilda, sermayenin büyümesini, burjuvazinin yükselisini daha da ilerleten kosullardan biri oldu.
Baska bir durumu alalim. 1847 yili basinda en gerekli besin ürünlerinin, bugdayin, etin, yagin, peynirin vb. fiyatlari, kötü ürün alinmasi yüzünden önemli derecede artmisti. Isçilerin isgüçleri karsiliginda ayni para tutarini almakta devam ettiklerini varsayalim. Onlarin ücretleri düsmüs degil miydi? Elbette. Ayni para tutari karsiliginda daha az ekmek, daha az et vb. aliyorlardi. Ücretleri, gümüsün degeri azaldigi için degil de, geçim araçlarinin degeri yükselmis oldugundan ötürü düsmüstü.
Son olarak, bütün tarim ürünlerinin ve imalât sanayii ürünlerinin fiyatlari, yeni makinelerin kullanimi, daha elverisli bir mevsim geçirilmesi vb. sonucu düserken, emegin parasal fiyatinin ayni kaldigini varsayalim. Bu durumda isçiler, ayni miktar para karsiliginda her türden daha çok meta satin alabilirler. Su halde, salt ücretlerinin parasal degerinin degismemis olmasindan ötürü, ücretleri artmistir.
Demek ki, emegin parasal fiyati ile, yeni itibari (nominal) ücret ile gerçek ücret, yani ücret karsiliginda fiilen verilen metalarin niceligi, birbirleriyle çakismazlar. Su halde, ücretin yükselmesinden ya da düsmesinden sözettigimiz zaman, yalniz emegin parasal fiyatini, yani itibari ücreti düsünmemeliyiz.
Ama ne itibari ücret, yani karsiliginda isçinin kendini kapitaliste sattigi para tutari, ne de gerçek ücret, yani isçinin bu para ile satin alabildigi metalarin niceligi, ücretlerin içerdigi iliskilerin tümünü kapsamaz.
Ücret, her seyden önce, kapitalistin kazanci ile, kapitalistin kâri ile olan iliskisiyle de belirlenir -göreli, orantili ücret.
Gerçek ücret, emegin fiyatini öteki metalarin fiyatina göre ifade eder, öte yandan, göreli ücret, dolaysiz emegin yarattigi yeni degerdeki birikmis emege, yani sermayeye düsen paya oranla dolaysiz emegin payini ifade eder.
Daha yukarida, 14. sayfada, söyle demistik: "Su halde ücret, isçinin kendi ürettigi meta içinde sahip oldugu pay degildir. Ücret, kapitalistin onlarla kendisi için belirli bir miktarda üretken isgücü satin aldigi daha önceden varolan metalarin bir bölümüdür." Ama, kapitalistin, bu ücreti, isçi tarafindan üretilen ürünü sattigi fiyatin içinde tekrar ele geçirmesi gerekir; bunu öyle bir biçimde yapmalidir ki, kendisine, kural olarak, kendisi tarafindan harcanmis olan üretim maliyetinin üstünde bir arti, bir kâr kalsin. Isçinin ürettigi metain satis fiyati, kapitaliste göre, üç bölüme ayrilir: birincisi, önceden ödedigi hammaddelerin fiyati ile gene önceden ödedigi is aletlerinin, makinelerin ve öteki is araçlarinin yipranma payini karsilayan, onu yerine koyan bölüm; ikincisi, önceden ödedigi ücreti karsilayan bölüm; üçüncüsü ise, geriye kalan arti, kapitalistin kâri. Birinci bölümün yalnizca önceden varolan degerleri yerine koyuyor olmasina karsilik, hem ücretin ve hem de kapitalistin kârinin, bir tüm olarak, isçinin emegi tarafindan yaratilmis olan yeni degerden karsilandigi ve hammaddelere eklendigi açiktir. Ve bu anlamda, bunlari birbirleriyle kiyaslayabilmek için, ücrete ve kâra, isçinin ürününden alinan paylar gözü ile bakabiliriz.
Gerçek ücret ayni kalabilir, hatta yükselebilir de, ama göreli ücret gene de düsebilir. Varsayalim ki, örnegin bütün geçim araçlarinin fiyati 2/3 oraninda bir düsme gösterdigi halde, günlük ücret yalniz üçte-bir oraninda, yani örnegin 3 marktan 2 marka düsüyor. Her ne kadar isçi, iki marki ile daha önce 3 markla alabildiginden daha büyük miktarda meta alabilecekse de, onun ücreti, gene de, kapitalistin kârina oranla azalmistir. Kapitalistin (örnegin, fabrikatörün) kâri bir mark artmistir, yani isçiye ödedigi daha az degisim-degeri tutarina karsilik, isçinin eskisinden daha büyük bir miktarda degisim-degerleri üretmesi gerekmektedir. Sermayenin payi, emegin payina göre artmistir. Toplumsal servetin sermaye ile emek arasindaki bölüsümü daha da esitsiz bir hale gelmistir. Kapitalist, ayni sermaye ile, daha büyük bir nicelikte emege kumanda etmektedir. Kapitalist sinifin isçi sinifi üzerindeki gücü artmistir, isçinin toplumsal konumu kötülesmis, kapitalistinkinden bir adim daha asagiya düsmüstür.
Peki ama, karsilikli iliskiler içersinde, ücretin ve kârin yükselip alçalmasini belirleyen genel yasa nedir?
Ücret ve kâr birbirleriyle ters orantilidir. Emegin payi, yani ücret düstügü ölçüde, sermayenin payi, yani kâr yükselir, ve vice versa. Ücret düstükçe kâr yükselir; ücret yükseldikçe kâr düser.
Belki de buna söyle itiraz edilecektir: ister yeni pazarlarin açilmasi sonucu, ister eski pazarlarda talebin geçici olarak artmasi sonucu, vb. olsun, kendi metalarina olan talebin artmasiyla, kapitalist, ürünlerini öteki kapitalistlerle daha elverisli kosullarda degiserek kâr edebilir; kapitalistin kâri, demek ki, öteki kapitalistlerin safdisi kalmasindan dolayi, ücretteki, isgücünün degisim-degerindeki yükselis ve düsüslerden bagimsiz olarak artabilir; ya da kapitalistin kâri, is aletlerinin yetkinlesmesi, doga kuvvetlerinin yeni bir kullanimi vb. sayesinde de yükselebilir.
Her seyden önce sunu kabul etmek gerekecektir ki, ters yoldan giderek de varilsa, sonuç ayni kalir. Evet, kâr, ücret azaldigi için artmamistir, ücret, kâr arttigi için azalmistir. Kapitalist, baska kisilerin ayni miktardaki emegi ile, emege daha yüksek bir fiyat ödemeksizin, daha büyük bir miktarda degisim-degeri elde etmistir; yani bu duruma göre, emege ödenen, emegin kapitaliste biraktigi net kâra oranla daha azdir.
Ayrica, animsatalim ki, metalarin fiyatlarindaki dalgalanmalara karsin, her metain ortalama fiyati, yani metain baska metalarla degisilme orani, o metain üretim maliyeti ile belirlenir. Demek ki, kapitalist sinif içindeki birbirini geçmeler, zorunlu olarak, birbirlerini dengelerler. Makinelerin gelisip yetkinlesmesi, yeni dogal güçlerin üretim için kullanilmasi, belli bir süre içersinde ayni nicelikteki emek ve sermaye ile daha çok miktarlarda ürün yaratilmasini saglar, yoksa daha büyük degisim-degeri yaratilmasini degil. Egirme makinesi sayesinde bir saat içinde, bu makinenin icadindan önce çikartabildiginin iki kati, örnegin elli yerine yüz kilo iplik çikarabiliyorsam da, bu yüz kilo iplik karsiliginda, uzun vadede, daha önce elli kilo karsiliginda alabildigimden daha fazla meta alamam, çünkü üretim mafiyeti yari yariya düsmüstür, ya da çünkü, ayni üretim maliyeti ile iki kati ürün verebiliyorum.
Ister bir ülkenin, ister bütün dünya pazarinin kapitalist sinifi, burjuvazisi olsun, üretimin net kârini aralarinda ne oranda ülesirlerse ülessinler, bu net kârin toplam tutari, her zaman için, bir bütün olarak dolaysiz emegin birikmis emegi artirmis oldugu miktardan ibarettir. Demek ki, bu toplam miktar, emegin sermayeyi artirdigi oranda, yani kârin ücrete kiyasla yükseldigi oranda artar.
Su halde görüyoruz ki, sermaye ile ücretli emek arasindaki iliskinin sinirlari içinde kalsak bile, sermayenin çikarlari ile ücretli emegin çikarlari birbirlerine taban tabana karsittirlar.
Sermayede hizli bir artis, kârda da hizli bir artis demektir. Eger emegin fiyati, eger göreli ücret hizla azalirsa, kâr da, ancak bu ayni hizla artabilir. Gerçek ücretin, kâr ile ayni oranda olmasa bile, itibari ücretle, emegin parasal degeri ile birlikte ayni anda yükseliyor olmasina karsin, göreli ücret düsebilir. Örnegin islerin iyi gittigi dönemlerde, eger ücret yüzde-bes, öte yandan kâr da yüzde-otuz yükselse, orantili ücret, yani göreli ücret yükselmis degil, düsmüs olur.
Demek ki, eger isçinin geliri, sermayenin hizli büyümesi ile birlikte yükselecek olursa, isçiyi kapitalistten ayiran toplumsal uçurum da ayni zamanda genisler, bu arada sermayenin emek üzerindeki gücü, emegin sermaye karsisindaki bagimliligi da büyür.
Isçinin, sermayenin hizla büyümesinde çikari vardir demek, isçi baskalarinin zenginligini ne kadar büyük bir hizla çogaltirsa, kendi payina düsen kirintilar o denli bol olacak, istihdam ve var edilebilecek isçilerin sayisi o denli çok olacak, sermayeye bagimli köleler yigini o denli artirilabilecek demektir ancak.
Demek ki, sunlari saptadik:
Isçi sinifi için en elverisli olan kosullar, sermayenin olabilecek en hizli büyümesi bile, isçinin maddi varligini ne denli iyilestirirse iyilestirsin, kendi çikarlariyla burjuvazinin çikarlari arasindaki uzlasmaz karsitligi ortadan kaldirmaz. Kâr ve ücret, daha önce de oldugu gibi, ters orantili olarak kalirlar.
Eger sermaye hizla büyüyorsa ücret yükselebilir; ama sermayenin kâri bununla kiyaslanamayacak kadar çabuk yükselir. Isçinin maddi durumu iyilesmistir, ama toplumsal konumunun pahasina. Onu kapitalistten ayiran toplumsal uçurum genislemistir.
Son olarak:
Ücretli emek için en elverisli kosul, üretken sermayenin mümkün oldugu kadar hizli büyümesidir demek, yalnizca su anlama gelir: isçi sinifi ne denli çabuk çogalir ve kendisine düsman olan gücü, kendisine ait olmayip kendisine egemen olan zenginligi ne denli çabuk genisletirse, burjuvazinin kendisini kuyruguna takip pesinden sürüklemesine yarayan yaldizli zincirleri kendi eliyle yapmaktan hosnut olarak, burjuva zenginligini artirmak, sermayenin gücünü genisletmek üzere yeniden çalismaya koyulacagi kosullar da o denli elverisli olacaktir.
Üretken sermayenin büyümesi ile ücretin yükselmesi, gerçekten de, burjuva iktisatçilarinin iddia ettikleri kadar ayrilmazcasina birbirine bagli midir? Onlarin sözlerine inanmamaliyiz. Hatta, sermaye semirdikçe onun kölesi de o kadar iyi beslenir dedikleri zaman da, onlara inanmamaliyiz. Burjuvazi fazla uyaniktir, hizmetkârlar kalabaliginin gözaliciligindan böbürlenen büyük derebeyinin bos inanlarini paylasmayacak kadar hesaplidir. Burjuvazinin, varolus kosullari, onu, hesap yapmaya zorlar.
O halde su noktayi daha yakindan incelememiz gerekecek:
Üretken sermayenin büyümesi ücretleri nasil etkiler?
Eger burjuva toplumunun üretken sermayesi tüm olarak büyüyecek olursa, emek birikimi de daha çesitlilik kazanir. Sermayeler sayica ve kapsam olarak artar. Sermayelerin sayica artmasi, kapitalistler arasindaki rekabeti artirir. Sermayelerin artmakta olan kapsami, daha kocaman savas araçlariyla birlikte daha güçlü emek ordularinin sanayiin savas alanina sürülmesine yolaçar.
Bir kapitalist, ancak daha ucuza satarak, baska bir kapitalisti bu alandan sürüp atabilir ve onun sermayesini ele geçirebilir. Batmadan daha ucuza satabilmek için, daha ucuza üretmek, yani emegin üretken gücünü mümkün oldugu kadar artirmak gerekir. Ama emegin üretken gücü, özellikle daha büyük bir isbölümü ile, makinelerin daha genel bir biçimde üretime sokulmasi ve durmadan gelistirilmesi ile artar. Isin kendi aralarinda bölündügü emek ordusu ne denli büyük olursa, makinelesmenin alani ne denli genislerse, üretim maliyeti o ölçüde buna orantili olarak düser, emek o ölçüde verimli olur. Bu yüzden, kapitalistler arasinda, isbölümünü ve makineleri artirmak ve her ikisinden de en büyük ölçülerde yararlanmak yolunda genel bir yarisma baslar.
Eger bir kapitalist, daha büyük bir isbölümü ile, yeni makinelerin kullanilmasi ve gelistirilmesi ile, doga kuvvetlerinin daha elverisli bir biçimde ve daha büyük bir ölçüde kullanilmasi ile ayni emek ya da birikmis emek kullanarak rakiplerinden daha büyük bir miktarda ürün, yani meta yaratmanin yolunu bulmussa; örnegin rakiplerinin yarim metre kumas dokuyabildikleri ayni iszamani içerisinde bir yarim metre daha üretebiliyorsa, bu kapitalist nasil davranacaktir?
Bu kapitalist, yarim metre kumasi, pazardaki eski fiyata satmakta devam edebilirdi, ama bu, rakiplerini safdisi etmenin ve kendi sürümünü artirmanin çaresi olmazdi. Ama üretimi genisledigi ölçüde, satma gereksinmesi de artmistir. Onun yarattigi daha güçlü ve daha pahali üretim araçlari, elbette ki, ona, metaini daha ucuza satma olanagini saglar, ama ayni zamanda, onu, daha çok meta satmaya ve kendi metalari için çok daha genis bir pazar ele geçirmeye zorlar. Su halde, kapitalistimiz, yarim metre kumasini rakiplerinden daha ucuza satacaktir.
Ancak, her ne kadar, bütün bir metre kumas, ona, yarim metre kumasin öteki kapitalistlere maloldugundan daha fazlaya malolmuyorsa da, o, bu bir metreyi rakiplerinin yarim metreyi sattiklari kadar ucuza satmayacaktir. Yoksa hiç bir ek kazanç saglayamazdi ve metainin degisimi sonucu, ancak üretim maliyetlerini elde edebilirdi. Onun daha büyük gelir elde etme olasiligi, sermayesini ötekilerden daha çok artirmis olmasindan degil, daha büyük bir sermayeyi harekete geçirmis bulunmasi olgusundan ileri gelmektedir. Ayrica, eger mallarinin fiyatini rakiplerininkinden pek az bir yüzde ile düsük tutacak olursa, varmak istedigi amaca ulasir. Daha ucuz fiyata satarak rakiplerini safdisi eder, onlarin pazarlarindan hiç degilse bir kismini ellerinden alir. Sunu da hatirlatalim ki, yürürlükteki fiyat, her zaman, metain satisinin elverisli ya da elverissiz bir sanayi mevsiminde olup olmamasina göre, üretim maliyetinin üstünde ya da altindadir. Yeni ve daha verimli üretim araçlari kullanmis olan kapitalistin metalarini gerçek üretim maliyetinin ne kadar üstünde bir yüzde ile satacagi, bir metre kumasin o zamana kadar alisilagelmis üretim maliyetinin altinda ya da üstünde olusuna göre degisir.
Ama kapitalistimizin ayricalikli konumu uzun sürmez, öteki rakip kapitalistler de ayni makineleri ve isbölümünü uygularlar, ve bunu, ayni ölçüde, hatta daha büyük bir ölçüde yaparlar ve bu uygulama o kadar genellesir ki, kumasin fiyati, yalnizca eski üretim maliyetinin altina degil, yeni üretim maliyetinin de altina düser.
Böylece, kapitalistlerin birbirlerine göre olan konumlari, yeni üretim araçlarinin kullanilmaya baslanmasindan önceki konumlariyla ayni olur, ve bu araçlarla ayni fiyat üzerinden iki kati üretebiliyorlarsa da, simdi artik bu iki kat üretimi eski fiyatin altinda bir fiyatla sürmek zorundadirlar. Bu yeni üretim maliyeti temeli üzerinde ayni oyun yeniden baslar. Daha büyük isbölümü, daha çok makine, isbölümünden ve yeni makinelerden daha genis ölçüde yararlanilmasi. Ve rekabet, bu sonuca karsi ayni tepkiyi yeniden yaratir.
Böylece üretim biçiminin ve üretim araçlarinin, nasil durmadan dönüsümler geçirdiklerini, köklü degisikliklere ugradiklarini; isbölümünün nasil zorunlu olarak daha büyük bir isbölümüne, makine kullaniminin daha genis bir biçimde makineler kullanimina, büyük çapta bir isin daha da büyük çapta bir ise yolaçtigini görüyoruz.
Iste, burjuva üretimini durmadan eski yolundan çikartan, ve sermayeyi, emegin üretici güçlerini yetkinlestirmeye zorlayan ve onlari yeginlestirdiginden ötürü, sermayeye durdurak dedirtmeyen, kulagina sürekli olarak "yürül yürü!" diye fisildayan iste bu yasadir.
Bu yasa, ticari dönemlerin dalgalanmalarinin sinirlari içinde, bir metain fiyatini, zorunlu olarak, o metain üretim maliyetine esitleyen yasadan baska bir sey degildir.
Bir kapitalistin birlikte üretime soktugu üretim araçlari ne denli güçlü olursa olsun, rekabet, bu üretim araçlarini evrensellestirecektir, ve onlari evrensellestirdigi bu andan itibaren, sermayenin daha verimli olusunun tek sonucu, kendisinin simdi artik ayni fiyata, eskisinden on, yirmi, yüz kez daha fazla ürün çikarmasi olacaktir. Ama yalnizca daha çok kâr elde etmek için degil, üretim maliyetini de karsilamak için -görmüs oldugumuz gibi, bizzat üretim aleti giderek daha pahalilasmaktadir- simdi daha genis bir satis zorunlu hale geldiginden ve bu yiginsal satis yalniz kendisi için degil, rakipleri için de bir ölüm-kalim sorunu oldugundan, düsük satis fiyatini daha çok miktarda ürün satisiyla dengelemek için öncekinden belki de bin kez daha çok satmak zorunda kaldigina göre, yeni bulunan üretim araçlari ne denli verimli olursa, eski mücadele de o denli siddetli bir biçimde yeniden baslar. Demek ki, isbölümü ve makinelerin kullanilmasi, çok daha büyük bir ölçüde, alabildigine gelismeye devam edecektir.
Su halde, kullanilan üretim araçlarinin gücü ne olursa olsun, rekabet, metain fiyatini, gerisin geriye üretim maliyetine indirgeyerek, böylece ucuz üretimi, -ayni toplam fiyat karsiliginda gittikçe daha büyük bir ürün arzini- kaçinilmaz bir yasa durumuna yükselterek, daha ucuza ürettigi ölçüde, yani ayni emek miktari ile daha fazla ürettigi ölçüde sermayenin elinden bu gücün altin meyvelerini kapmaya çalisir. Demek ki, böylece, kapitalist, kendi öz çabasi ile, ayni iszamani içersinde daha çok üretmek zorunlulugundan, kisacasi, kendi sermayesinin degerini artirmak için daha güç kosullardan baska bir sey kazanmis olmayacaktir. Bu bakimdan, rekabet, üretim maliyeti yasasi ile, onun pesini birakmazken, rakiplerine karsi ortaya çikardigi her yeni silah kendisine karsi dönerken, kapitalist, eski makinelerin ve eski isbölümü yöntemlerinin yerine, kuskusuz daha pahali, ama daha ucuza üreten yenilerini, rekabetin bu yenileri eskitip gözden düsürmesini beklemeksizin, hiç ara vermeden, yenilerini getirerek yarismayi kazanmaya çalisir.
Simdi bütün dünya pazari üzerinde ayni zamanda yer alan bu hummali çirpinisi gözümüzün önüne getirecek olursak, sermaye büyümesinin, birikmesinin ve yogunlasmasinin, nasil kesintisiz bir isbölümü ile ve yeni makinelerin kullanilmasina ve eskilerin gelistirilmesine, bunun da çok daha büyük boyutlarla sonuçlanmasina yolaçtigi anlasilir olacaktir.
Peki ama, üretken sermayenin büyümesine ayrilmazcasina bagli bu kosullar ücretin belirlenmesini nasil etkilerler?
Daha büyük bir isbölümü, bir isçiye, 5, 10, 20 kisinin isini yapma olanagini verir; demek oluyor ki, isbölümü, isçiler arasindaki rekabeti, 5, 10, 20 kat artirir. Isçiler, yalniz, kendilerini birbirlerinden daha ucuz fiyata satarak birbirleriyle rekabet etmezler; bir tek isçinin, 5, 10, 20 isçinin isini yerine getirmesi biçiminde de birbirleriyle rekabet ederler; isçileri bu biçimde rekabete zorlayan sey, sermayenin getirdigi ve sürekli olarak artan isbölümüdür.
Üstelik, isbölümü arttigi ölçüde, is basitlesir. Isçinin özel ustaligi degerini yitirir. Isçi, yogun bedensel ve zihinsel yetenekler kullanmak zorunda kalmayan basit, tekdüze bir üretici güce dönüsür. Onun emegi, herkesin becerebilecegi bir emek olur. Bunun içindir ki, rakipler, her yandan isçi üzerin
Kollarini isçilerin kollari yaninda
kaldirmaktan baska çareleri olmayan bir küçük sanayiciler ve küçük
rantiyeciler kitlesi, isçi sinifi saflarina firlatilip atilirlar.
Böylece, is istemek üzere havaya kalkan kollarin meydana getirdigi orman
gitgide siklasirken, kollarin kendileri gittikçe cilizlasir.
Besbelli ki, küçük sanayici, ilk kosullarindan biri gittikçe daha
büyük ölçekte üretmek, yani küçük bir sanayici degil, tam tersine,
büyük sanayici olmak olan bir savasta, fazla dayanamaz.



Sermayelerin kitlesi ve sayisi çogaldikça, sermaye büyüdükçe
sermayenin faizinin azaldigi; bunun sonucu olarak, küçük rantiyenin
artik aldigi faizle yasayamaz oldugu, onun da sanayie atilmasi, yani
küçük sanayiciler saflarini ve böylece de isçi sinifi adaylarinin
saflarini kabartmasi gerektigi - bütün bunlar, daha fazla açiklamayi
gerektirmez.



Son olarak, kapitalistler, yukarda anlatilmis bulunan hareket yüzünden,
mevcut dev üretim araçlarini daha büyük bir ölçüde isletmek ve
bütün bellibasli kredi kaynaklarini bu amaca yöneltmek zorunda
kaldikça sinai depremler -ki bu depremler boyunca ticaret âlemi, ancak
servetin, ürünlerin ve hatta üretici güçlerin bir bölümünü
cehennem tanrilarina kurban etmek suretiyle ayakta kalabilir- gitgide
çogalir - tek sözcükle, bunalimlar artar. Üretim yigini, ve
bunun sonucu olarak da daha genis pazarlara olan gereksinme büyüdükçe,
salt bu nedenden ötürü olsa bile, herbir önceki bunalim, dünya
pazarinin karsisina, o zamana dek ele geçirilmemis ya da yalnizca
yüzeysel olarak sömürülen bir pazar çikardigindan, dünya pazari
giderek daha çok daralir, giderek daha az sayida sömürülecek pazar
kalir, bunun sonucu olarak da bunalimlar daha siklasir ve daha
siddetlenir. Ama sermaye yalnizca emekle yasamaz.


O, hem seçkin,
hem de barbar bir efendi olarak, kölelerinin cesetlerini, bu bunalimlar
sirasinda canvermis isçi kurbanlarinin tümünü kendisiyle birlikte
mezara sürükler. Böylece görüyoruz ki,


eger sermaye hizla
büyürse, isçiler arasindaki rekabet bununla
kiyaslanamayacak bir hizla büyür, yani
isçi sinifinin istihdam araçlari, yasam
araçlari buna oranla çok daha fazla
azalir, ama bununla birlikte, sermayenin
hizla büyümesi ücretli emek için en
elverisli kosuldur.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

KOMÜNIST PARTI manifestosu

Mesaj  Misafir Bir Ptsi Ocak 11, 2010 4:22 pm

Avrupa'da bir hayalet dolasiyor - Komünizm
hayaleti. Eski Avrupa'nin bütün güçleri bu hayaleti defetmek üzere
kutsal bir ittifak içine girdiler: Papa ile çar, Metternich ile Guizot,
Fransiz radikalleri ile Alman polis ajanlari.

Muhalifleri tarafindan komünist olmakla suçlanmamis muhalefet partisi
nerede vardir? Bu lekeleyici komünizm suçlamasini, daha ilerici
muhalefet partilerine oldugu kadar, gerici hasimlarina karsi da gerisin
geriye firlatmamis muhalefet nerede vardir?

Bu olgudan iki sey çikiyor: I. Komünizmin kendisi, daha simdiden, bütün Avrupa güçleri tarafindan bir güç olarak taninmistir.

II. Komünistlerin açikça, tüm dünyanin karsisinda, görüslerini, amaçlarini, egilimlerini yayinlamalarinin ve bu Komünizm Hayaleti masalina partinin kendi Manifestosu ile karsilik vermelerinin zamani çoktan gelmistir.
Bu amaçla, çesitli milliyetlerden komünistler, Londra'da toplanmislar ve Ingiliz, Fransiz, Alman, Italyan, Flemenk ve Danimarka dillerinde yayinlanmak üzere, asagidaki Manifestoyu kaleme almislardir.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

BURJUVALAR VE PROLETERLER

Mesaj  Misafir Bir Ptsi Ocak 11, 2010 4:23 pm

Simdiye kadarki bütün toplumlarin tarihi, sinif savasimlari tarihidir. Özgür insan ile köle, patrisyen ile pleb, bey ile serf, lonca ustasi ile kalfa, tek sözcükle, ezen ile ezilen birbirleriyle sürekli karsi-karsiya gelmisler, kesintisiz, kimi zaman üstü örtülü, kimi zaman açik bir savas, her keresinde ya toplumun tümüyle devrimci bir yeniden kurulusuyla, ya da çatisan siniflarin birlikte mahvolmalariyla sonuçlanan bir savas sürdürmüslerdir.
Tarihin daha önceki çaglarinda, hemen her yerde, çesitli zümreler halinde karmasik bir toplum düzeni, çok çesitli bir toplumsal mevki derecelenmesi buluyoruz. Eski Roma'da patrisyenleri, sövalyeleri, plebleri, köleleri; ortaçagda feodal beyleri, vasallari, lonca ustalarini, kalfalari, çiraklari, serfleri; bu siniflarin hemen hepsinde, gene, alt derecelenmeleri görüyoruz.
Feodal toplumun yikintilari arasindan uç vermis olan modern burjuva toplumu, sinif karsitliklarini ortadan kaldirmadi. Yeni siniflar, yeni baski kosullari, eskilerin yerine yeni savasim biçimleri getirmekle kaldi.
Ne var ki, bizim çagimizin, burjuvazinin çaginin ayirici özelligi, sinif karsitliklarini basitlestirmis olmasidir. Tüm toplum, giderek daha çok iki büyük düsman kampa, dogrudan birbirlerinin karsisina dikilen iki büyük sinifa bölünüyor: Burjuvazi ve Proletarya.
Ortaçagin serflerinden, ortaya, ilk kentlerin ayricalikli kentlileri çikti. Bu kentlilerden de burjuvazinin ilk ögeleri gelisti.
Amerika'nin kesfi, Ümit Burnu'nun dolasilmasi, ortaya çikmakta olan burjuvazi için yeni alanlar açti. Dogu Hindistan ve Çin pazarlari, Amerika'nin sömürgelestirilmesi, sömürgelerle ticaret, degisim araçlarindaki ve genel olarak metalardaki artis, ticarete, gemicilige, sanayie o güne dek görülmemis bir atilim, ve böylelikle, çöküs halindeki feodal toplumunun devrimci ögesine de hizli bir gelisim getirdi.
Sinai üretimin kapali loncalar tarafindan tekellestirildigi feodal sanayi sistemi, yeni pazarlarin büyüyen gereksinmelerine artik yetmiyordu. Onun yerini manüfaktür sistemi aldi. Lonca ustalari imalâtçi orta sinif tarafindan bir kenara itildiler; farkli lonca birlikleri arasindaki isbölümü, tek tek her atölye içindeki isbölümü karsisinda yok oldu.
Bu arada, pazarlar durmaksizin büyümeye, talep durmaksizin yükselmeye devam etti. Manüfaktür bile artik yeterli degildi. Bunun üzerine, buhar ve makine, sinai üretimi devrimcilestirdi. Manüfaktürün yerini dev modern sanayi, sanayici orta sinifin yerini, sanayici milyonerler, tüm sanayi ordularinin önderleri, modern burjuvazi aldi.
Modern sanayi, Amerika'nin kesfinin temellerini attigi dünya pazarini kurdu. Bu pazar, ticarete, gemicilige, kara ulastirmaciligina büyük bir gelisme kazandirdi. Bu gelisme de, sanayiin yayilmasini etkiledi; ve sanayiin, ticaretin, gemiciligin, demiryollarinin genislemesine orantili olarak, burjuvazi de ayni oranda gelisti, sermayesini artirdi ve ortaçagdan kalma bütün siniflari geri plana itti.
Böylece, modern burjuvazinin kendisinin, nasil uzun bir gelisim yolunun, üretim ve degisim biçimlerindeki bir dizi devrimlerin ürünü oldugunu görüyoruz.
Burjuvazinin gösterdigi her gelismeye, bu sinifin buna denk düsen bir siyasal ilerlemesi eslik etti. Feodal soylulugun egemenligi altinda ezilen bir sinif, ortaçag komününde silahli ve kendi kendini yöneten bir topluluk olan; surada bagimsiz kentsel cumhuriyet (Italya ve Almanya'da oldugu gibi), burada monarsinin vergi mükellefi "üçüncü katman" olan (Fransa'da oldugu gibi), daha sonralari, asil manüfaktür döneminde, soyluluga karsi bir denge unsuru olarak ya yari-feodallere ya da mutlak monarsiye hizmet eden ve, aslinda, genel olarak büyük monarsilerin temel tasi olan burjuvazi, en sonunda, modern sanayiin ve dünya pazarinin kurulmasindan bu yana, modern temsili devlette siyasal egemenligi tamamiyla ele geçirdi.
Modern devletin yönetimi, tüm burjuvazinin ortak islerini yöneten bir komiteden baska bir sey degildir.
Burjuvazi tarihte son derece devrimci bir rol oynadi.
Burjuvazi, üstünlügü ele geçirdigi her yerde, bütün feodal, ataerkil, romantik iliskilere son verdi. Insani "dogal efendiler"ine baglayan çok çesitli feodal baglari acimasizca kopardi, ve insan ile insan arasinda, çiplak öz-çikardan, kati "nakit ödeme"den baska hiç bir bag birakmadi. Dinsel tutkularin, sövalyece coskunun, darkafali duygusalligin en ilâhi vecde gelmelerini, bencil hesaplarin buzlu sularinda bogdu. Kisisel degeri, degisim-degerine indirgedi, ve sayisiz yokedilemez ayricalikli özgürlüklerin yerine, o tek insafsiz özgürlügü, ticaret özgürlügünü koydu. Tek sözcükle, dinsel ve siyasal yanilsamalarla perdelenmis sömürünün yerine, açik, utanmaz, dolaysiz, kaba sömürüyü koydu.
Burjuvazi, simdiye dek saygi duyulan ve saygili bir korkuyla bakilan bütün mesleklerin halelerini söküp atti. Doktoru, avukati, rahibi, sairi, bilim adamini kendi ücretli emekçisi durumuna getirdi.
Burjuvazi, aile iliskisindeki duygusal peçeyi yirtip atti ve bunu salt bir para iliskisine indirgedi.
Burjuvazi, gericilerin o çok hayran olduklari ortaçagin kaba kuvvet gösterisinin nasil en hareketsiz tembelligin bir tamamlayicisi oldugunu açiga çikardi. Insan faaliyetinin neler yaratabilecegini ilk gösteren o oldu. Misir piramitlerini, Roma'nin su kemerlerini ve Gotik katedralleri kat be kat asan saheserler yaratti; daha önceki bütün tarihsel göçleri ve haçli seferlerini gölgede birakan seferler düzenledi.
Burjuvazi, üretim araçlarini, ve böylelikle üretim iliskilerini ve, onlarla birlikte, toplumsal iliskilerin tümünü sürekli devrimcilestirmeksizin varolamaz. Daha önceki bütün sanayici siniflarin ilk varlik kosulu, bunun tersine, eski üretim biçimlerinin degismeksizin korunmasiydi. Üretimin sürekli altüst olusu, bütün toplumsal kosullardaki düzenin kesintisiz bozulusu, sonu gelmez belirsizlik ve hareketlilik, burjuva çagini bütün daha öncekilerden ayirdeder. Bütün sabit, donmus iliskiler, beraberlerinde getirdikleri eski ve saygideger önyargilar ve görüsler ile birlikte tasfiye oluyorlar, bütün yeni olusmus olanlar kemiklesemeden eskiyorlar. Yerlesmis olan ne varsa eriyip gidiyor, kutsal olan ne varsa lânetleniyor, ve insan, kendi gerçek yasam kosullarina ve hemcinsiyle olan iliskilerine nihayet ayik kafa ile bakmak zorunda kaliyor.
Ürünleri için sürekli genisleyen bir pazar gereksinmesi, burjuvaziyi, yeryüzünün dörtbir yanina kovaliyor. Her yerde barinmak, her yere yerlesmek, her yerde baglantilar kurmak zorundadir.
Burjuvazi, dünya pazarini sömürmekle, her ülkenin üretimine ve tüketimine kozmopolit bir nitelik verdi. Gericileri derin kedere bogarak, sanayiin ayaklan altindan üzerinde durmakta oldugu ulusal temeli çekip aldi. Eskiden kurulmus bütün ulusal sanayiler yikildilar ve hâlâ da her gün yikiliyorlar. Bunlar, kurulmalari bütün uygar uluslar için bir ölüm-kalim sorunu haline gelen yeni sanayiler tarafindan, artik yerli hammaddeleri degil, en ücra bölgelerden getirilen hammaddeleri isleyen sanayiler, ürünleri yalnizca ülke içinde degil, yeryüzünün her kesiminde tüketilen sanayiler tarafindan yerlerinden ediliyorlar. O ülkenin üretimiyle karsilanan eski gereksinmelerin yerini, karsilanmalari uzak ülkelerin ve iklimlerin ürünlerini gerektiren yeni gereksinmeler aliyor. Eski yerel ve ulusal kapaliligin ve kendi kendine yeterliligin yerini, uluslarin çok yönlü iliskilerinin, çok yönlü karsilikli bagimliliginin aldigini görüyoruz. Ve maddi üretimde olan, zihinsel üretimde de oluyor. Tek tek uluslarin zihinsel yaratimlari, ortak mülk haline geliyor. Ulusal tek yanlilik ve darkafalilik giderek olanaksizlasiyor ve sayisiz ulusal ve yerel yazinlardan ortaya bir dünya yazini çikiyor.
Burjuvazi, bütün üretim araçlarindaki hizli iyilesme ile, son derece kolaylasmis haberlesme araçlari ile, bütün uluslari, hatta en barbar olanlari bile, uygarligin içine çekiyor. Ucuz meta fiyatlari, bütün Çin setlerini yerlebir ettigi, barbarlarin inatçi yabanci düsmanligini teslim olmaya zorladigi agir toplar oluyor. Bütün uluslari, yoketme tehdidiyle, burjuva üretim biçimini benimsemeye zorluyor; onlari uygarlik dedigi seyi benimsemeye, yani bizzat burjuva olmaya zorluyor. Tek sözcükle, kendi hayalindekine benzer bir dünya yaratiyor.
Burjuvazi, kiri kentlerin egemenligine soktu. Çok büyük kentler yaratti, kentsel nüfusu, kira kiyasla, büyük ölçüde artirdi, ve böylece, nüfusun oldukça büyük bir kismini kirsal yasamin bönlügünden kurtardi. Kiri nasil kentlere bagimli kildiysa, barbar ve yari-barbar ülkeleri de uygar olanlara, köylü uluslari burjuva uluslara, Doguyu Batiya bagimli kildi.
Burjuvazi, nüfusun, üretim araçlarinin ve mülkiyetin daginik durumuna giderek daha çok son veriyor. Nüfusu biraraya toplamis, üretim araçlarini merkezilestirmis, ve mülkiyeti birkaç elde yogunlastirmistir. Bunun zorunlu sonucu, siyasal merkezilesme oldu. Ayri çikarlara, yasalara, hükümetlere ve vergi sistemlerine sahip bagimsiz ya da birbirleriyle gevsek baglara sahip eyaletler, tek bir hükümete, tek bir hukuk düzenine, tek bir ulusal sinif çikarina, tek bir sinira ve tek bir gümrük tarifesine sahip tek bir ulus içinde biraraya geldiler.
Burjuvazi, ancak yüzyili bulan egemenligi sirasinda, daha önceki kusaklarin tümünün yaratmis olduklarindan daha yogun ve çok daha büyük üretici güç yaratti. Doga güçlerine egemen olunmasi, makine, kimyanin sanayie ve tarima uygulanmasi, buharli gemiler, demiryollari, elektrik telgrafi, koskoca kitalarin tarima açilmasi, nehirlerin suyollari haline getirilmesi, yerden bitercesine nüfus çogalmasi toplumsal emegin bagrinda böylesine üretici güçlerin yatmakta oldugunu daha önceki hangi yüzyil sezebilmistir?
Su halde görüyoruz ki: burjuvazinin kendisini onlara dayanarak güçlendirdigi üretim ve degisim araçlari, feodal toplum içerisinde yaratilmislardir. Bu üretim ve degisim araçlarinin gelisiminin belirli bir asamasinda, feodal toplumun üretimde ve degisimde bulundugu kosullar, tarimin ve imalât sanayiinin feodal örgütlenmesi, tek sözcükle, feodal mülkiyet iliskileri, gelismis bulunan üretici güçlere artik ayak uyduramaz hale geldiler; bir o kadar ayakbagi oldular. Bunlar kirilmaliydilar; kirildilar.
Bunlarin yerini, kendisine uygun düsen bir toplumsal ve siyasal yapi ile, ve burjuva sinifinin iktisadi ve siyasal egemenligi ile birlikte, serbest rekabet aldi.
Gözlerimizin önünde buna benzer bir hareket yer aliyor. Kendi üretim, degisim ve mülkiyet iliskileri ile modern burjuva toplumu, böylesine devasa üretim ve degisim araçlari yaratmis bulunan bu toplum, ölüler diyarinin büyüleriyle harekete geçirdigi güçleri artik kontrol edemeyen büyücüye benziyor. Sanayiin ve ticaretin tarihi, on yillardan beri, modern üretici güçlerin, modern üretim kosullarina karsi, burjuvazinin ve onun egemenliginin varlik kosulu mülkiyet iliskilerine karsi isyaninin tarihinden baska bir sey degildir. Bu konuda, tüm burjuva toplumunun varligini dönemsel yinelenmeleriyle her keresinde daha tehdit edici bir biçimde sorguya çeken ticari bunalimlarin sözünü etmek yeterlidir. Bu bunalimlar sirasinda yalnizca mevcut ürünlerin degil, daha önceleri yaratilmis üretici güçlerin de büyük bir kismi dönemsel olarak tahrip ediliyor. Bu bunalimlar sirasinda, daha önceki bütün çaglarda anlamsiz görülecek bir salgin basgösteriyor -asiri üretim salgini. Toplum kendisini birdenbire, gerisin geriye, geçici bir barbarlik durumuna sokulmus buluyor; sanki bir kitlik, genel bir yikim savasi, bütün geçim araçlari ikmalini kesmistir; sanki sanayi ve ticaret yok edilmistir; peki ama, neden? Çünkü çok fazla uygarlik, çok fazla geçim araci, çok fazla sanayi, çok fazla ticaret vardir da ondan. Toplumun elindeki üretici güçler, burjuva mülkiyet iliskilerinin ilerlemesine artik hizmet etmiyor; tersine, bunlar, kendilerine ayakbagi olan bu iliskiler için çok güçlü hale gelmislerdir, ve bu ayakbaglarindan kurtulduklari anda, burjuva toplumunun tamamina düzensizlik getiriyor, burjuva mülkiyetinin varligini tehlikeye sokuyorlar. Burjuva toplum kosullari, bunlarin yarattigi zenginligi kucaklayamayacak denli dardir. Peki, burjuvazi bu bunalimlari nasil atlatiyor? Bir yandan üretici güçlerin büyük bir kismini zorla yokederek; öte yandan yeni pazarlar ele geçirerek, ve eskilerini de daha kapsamli bir biçimde sömürerek. Yani, daha yaygin ve daha yikici bunalimlar hazirlayarak, ve bunalimlari önleyen araçlari azaltarak.
Burjuvazinin feodalizmi yerlebir ettigi silahlar, simdi, burjuvazinin kendisine karsi çevrilmistir.
Ama burjuvazi kendisine ölüm getiren silahlari yaratmakla kalmamis; bu silahlari kullanacak insanlari da varetmistir, -modern isçi sinifini- proleterleri.
Burjuvazi, yani sermaye, hangi oranda gelisiyorsa, proletarya da, modern isçi sinifi da ayni oranda gelisiyor -is bulduklari sürece yasayan ve emekleri sermayeyi artirdigi sürece is bulan bir emekçiler sinifi. Kendilerini parça parça satmak zorunda olan bu emekçiler, bütün öteki ticaret nesneleri gibi, bir metadirlar, ve bunun sonucu olarak, rekabetin bütün inis çikislarina, pazarin bütün dalgalanmalarina açiktirlar.
Yaygin makine kullanimi ve isbölümü yüzünden, proleterin isi, tüm bireysel niteligini, ve bunun sonucu olarak da, çalisan insan için tüm çekiciligini yitirmistir. Kendisi makinenin bir eklentisi haline geliyor, ve ondan beklenen yalnizca en basit, en tekdüze ve en kolay edinilen hüner oluyor. Dolayisiyla, bir isçinin üretim maliyeti, hemen tamamiyla, kendi bakimi ve neslinin çogalmasi için gerek duydugu geçim araçlarindan ibaret oluyor. Ama bir metain, ve dolayisiyla emegin de fiyati, kendi üretim maliyetine esittir. Dolayisiyla, isin igrençligi arttigi oranda ücret azaliyor. Dahasi, makine kullanimi ve isbölümü hangi oranda artiyorsa, ister çalisma saatlerinin uzatilmasi ile, ister belli bir zamanda çikarilmasi gereken isin artirilmasi ile, ya da ister makinelerin hizinin artirilmasi, vb. ile olsun, isin agirligi da ayni oranda artiyor.
Modern sanayi, ataerkil ustanin küçük atölyesini sanayi kapitalistinin büyük fabrikasi haline getirmistir. Fabrikaya dolusmus emekçi yiginlari, askerler gibi örgütlenmislerdir. Sanayi ordusunun erleri olarak mükemmel bir subaylar ve çavuslar hiyerarsisinin komutasi altina sokulmuslardir. Yalnizca burjuva sinifinin ve burjuva devletin kölesi olmakla kalmiyorlar, makine tarafindan, denetleyici tarafindan ve, hepsinden çok, tek tek burjuva imalâtçilarinin kendileri tarafindan gün be gün, saat be saat kölelestiriliyorlar. Bu despotluk, amaç ve hedefinin kazanç oldugunu ne denli açikça ilân ederse, o denli bayagi, o denli nefret uyandirici, o denli öfke yaratici oluyor.
El emeginin içerdigi hüner ve güç harcamasi ne denli az olursa, bir baska deyisle, modern sanayi ne denli gelisirse, erkegin emeginin yerini o denli kadininki alir. Yas ve cinsiyet farkliliklarinin isçi sinifi için artik herhangi bir ayirici toplumsal geçerliligi yoktur. Bunlarin hepsi de, kullanilmalari, yaslarina ve cinsiyetlerine bagli olarak, az ya da çok pahali is araçlaridirlar.
Fabrikatör tarafindan sömürülmesi son bulup ücretini nakit olarak alir almaz, emekçinin üzerine burjuvazinin öteki kesimleri, ev sahibi, dükkânci, tefeci, vb. çullanir.
Orta sinifin alt tabakalari -küçük çapta ticaretle ugrasanlar, dükkâncilar, ve genellikle emekli olmus esnaflar, zanaatçilar ve köylüler- bütün bunlar, kismen kendi küçük sermayelerinin modern sanayiin isletildigi ölçek bakimindan yetersiz kalmasi ve büyük kapitalistlerle rekabette yenik düsmeleri yüzünden, ve kismen de bunlarin özel hünerlerinin yeni üretim yöntemleri karsisinda degerini yitirmesi yüzünden, giderek proletaryaya karisiyorlar.
Proletarya çesitli gelisme asamalarindan geçer. Dogmasiyla birlikte, burjuvaziye karsi mücadelesi de baslar. Savasim baslangiçta tek tek isçiler tarafindan, sonra bir fabrikadaki isçiler tarafindan, sonra da bir iskolunun bir yöredeki isçileri tarafindan, onlari dogrudan sömüren tek tek burjuvalara karsi yürütülür. Saldirilarini burjuva üretim kosullarina karsi degil, bizzat üretim araçlarina karsi yöneltirler; kendi emekleriyle rekabet eden yabanci mallari imha ederler, makineleri parçalarlar, fabrikalari atese verirler, ortaçag isçilerinin ortadan kalkmis statüsünü zor yoluyla geri getirmeye çalisirlar.
Bu asamada emekçiler hâlâ tüm ülkeye dagilmis ve karsilikli rekabet yüzünden parçalanmis düzensiz bir yigin olustururlar. Herhangi bir yerde daha toplu organlar olusturmak üzere biraraya gelseler de, bu henüz kendi etkin birliklerinin sonucu degil, kendi siyasal amaçlarina varmak için tüm proletaryayi harekete geçirmek zorunda kalan ve, dahasi, bir süre için bunu basaran burjuvazinin kendi birliginin. Bu asamada, demek ki, proleterler kendi düsmanlari ile degil, düsmanlarinin düsmanlari ile, mutlak monarsi kalintilari, toprak sahipleri, sanayici olmayan burjuvazi, küçük-burjuvazi ile savasirlar. Böylece, tüm tarihsel hareket burjuvazinin ellerinde yogunlasir; bu biçimde elde edilen her zafer, burjuvazinin zaferidir.
Ama, sanayiin gelismesiyle, proletarya, yalniz sayica artmakla kalmaz, daha büyük yiginlar halinde yogunlasir, gücü büyür ve bu gücü daha çok hisseder. Proletarya saflarindaki farkli çikarlar ve yasam kosullari, makinenin tüm emek ayriliklarini silmesi ve hemen her yerde ücretleri ayni düsük düzeye indirmesi oraninda giderek daha çok esitlenirler. Burjuvazi arasindaki büyüyen rekabet ve bunun sonucu ortaya çikan ticari bunalimlar, isçi ücretlerini durmadan dalgalandirir. Makinelerdeki sonu gelmez iyilesme, durmadan daha hizli geliserek, bunlarin geçimlerini giderek daha çok güvensiz yapar; tek tek isçiler ile tek tek burjuvalar arasindaki çatismalar, giderek daha çok iki sinif arasindaki çatisma niteligini alir. Bunun üzerine, isçiler, burjuvalara karsi birlikler (sendikalar) olusturmaya baslarlar; ücret hadlerini yüksek tutmak için biraraya gelirler; zaman zaman çikan isyanlar için önceden hazirlik yapmak üzere kalici dernekler kurarlar. Surada burada, savasim, ayaklanma halini alir.
Zaman zaman isçiler galip gelirler, ama ancak bir süre için. Savaslarinin gerçek meyveleri o andaki sonuçlarda degil, isçilerin durmadan genisleyen birliginde yatar. Modern, sanayi tarafindan yaratilan geliskin haberlesme araçlari bu birlige yardimci olur ve bu, ayri ayri yerlerdeki isçileri birbirleriyle iliski içine sokar. Hepsi de ayni nitelikteki sayisiz yerel savasimlari, siniflar arasindaki tek bir ulusal savasim halinde merkezilestirmek için gerekli olan da iste bu iliskidir. Ama her sinif savasimi bir siyasal savasimdir. Ve ortaçag kentlilerinin, perisan karayollari ile ulasmak için yüzyillara gerek duyduklari bu birligi, modern proleterler, demiryollari sayesinde, birkaç yil içinde gerçeklestirirler.
Proleterlerin bir sinif olarak ve, bunun sonucu, bir siyasal parti olarak bu örgütlenmeleri, gene isçilerin kendi aralarindaki rekabet yüzünden sürekli bozulur. Ama daha güçlü, daha saglam, daha kuvvetli olarak durmadan yeniden dogar. Burjuvazinin kendi arasindaki bölünmelerden yararlanarak, isçilerin özel çikarlarinin yasal olarak taninmasini zorlar. Ingiltere'deki on-saat tasarisi böyle yasalasmistir.
Eski toplumun siniflari arasindaki çatismalarin tümü, proletaryanin gelisim çizgisine birçok bakimdan yardimci olur. Burjuvazi kendisini sürekli bir savas içerisinde bulur. Baslangiçta aristokrasi ile; daha sonralari bizzat burjuvazinin, çikarlari sanayiin ilerlemesine ters düsen kesimleri ile; her zaman da, yabanci ülkelerin burjuvazisi ile. Bütün bu savaslarda, proletaryaya basvurmak, onun yardimini istemek, ve böylece, onu siyaset arenasina sürüklemek zorunda kaldigini görür. Demek ki, proletaryaya kendi siyasal ve genel egitim ögelerini saglayan bizzat burjuvazidir, bir baska deyisle, burjuvaziye karsi savasacagi silahlari proletaryaya saglayan kendisidir.
Ayrica, daha önce de görmüs oldugumuz gibi, egemen siniflarin bütün kesimleri, sanayiin ilerlemesiyle birlikte, proletaryaya dogru itilirler, ya da, bunlarin varlik kosullari, en azindan, tehlikeye girer. Bunlar ayni zamanda proletaryaya yeni aydinlanma ve ilerleme ögeleri saglarlar.
Nihayet, sinif savasiminin karar saatine yaklastigi anlarda, egemen sinif içerisinde, aslinda boydanboya tüm eski toplum içerisinde, sürüp giden çözüsme süreci öylesine sert, apaçik bir nitelik alir ki, egemen sinifin küçük bir kesimi kendisini koparir ve devrimci sinifa, gelecegi ellerinde tutan sinifa katilir. Demek ki, tipki daha önceleri soylulugun bir kesiminin burjuvaziden yana geçmis olmasi gibi, simdi de burjuvazinin bir kesimi proletaryadan yana geçmektedir, ve özellikle de burjuva ideologlarinin kendilerini tüm tarihsel hareketi teorik olarak kavrama düzeyine ulastirmis olan kesimi.
Bugün burjuvazi ile karsi karsiya gelen bütün siniflar içerisinde yalnizca proletarya gerçekten devrimci bir siniftir. Öteki siniflar modern sanayi karsisinda erirler ve nihayet yok olurlar; proletarya ise onun özel ve temel ürünüdür.
Alt orta sinif, küçük imalâtçi, dükkânci, zanaatçi, köylü, bütün bunlar, orta sinifin parçalari olarak varliklarini yokolmaktan kurtarmak için, burjuvaziye karsi savasirlar. Bunlar, su halde, devrimci degil, tutucudurlar. Hatta gericidirler, çünkü tarihin tekerlegini gerisin geriye döndürmeye çalisirlar. Kazara devrimci olsalar bile, proletaryaya katilmak üzere olduklarindan ötürü böyledirler; su halde, o andaki çikarlarini degil, gelecekteki çikarlarini korumakta, proletaryanin bakis açisini edinmek için kendilerininkini terketmektedirler.
"Tehlikeli sinif", toplumsal tortu, eski toplumun en alt tabakalari tarafindan firlatilip atilmis oldugu yerde çürüyen bu yigin, surada burada, bir proleter devrimi ile, hareketin içine sürüklenebilir; ne var ki, kendi yasam kosullari onu daha çok gerici entrikalarin parali aleti olmaya hazirlar.
Eski toplumun kosullari zaten, büyük ölçüde, proletaryanin kosullan içinde fiilen eriyip gitmistir. Proleter mülksüzdür; karisiyla ve çocuklariyla olan iliskisinin burjuva aile iliskileriyle artik ortak bir yani kalmamistir; Ingiltere'deki ile Fransa'dakinin, Amerika'daki ile Almanya'dakinin ayni olan modern sanayi emegi, modern sermaye boyundurugu, kendisini bütün ulusal karakter izlerinden arindirmistir. Onun gözünde hukuk, ahlâk, din, ardinda bir o kadar burjuva çikarini pusuda bekleten bir yigin burjuva önyargilaridir. Üstünlügü ele geçirmis bundan önceki bütün siniflar, toplumu büyük ölçüde kendi mülk edinme kosullarina boyun egdirerek, zaten edinmis olduklari konumlarini pekistirmeye bakmislardir. Proleterler ise, daha önceki kendi mülk edinme biçimlerini ve, böylelikle, daha önceki bütün öteki mülk edinme biçimlerini de ortadan kaldirmadikça, toplumsal üretici güçleri ele geçiremezler. Kendilerine ait korunacak ya da pekistirilecek hiç bir seyleri yoktur; görevleri, özel mülkiyetin o güne kadarki bütün güvencelerini ve korunaklarini yoketmektir.
Daha önceki bütün tarihsel hareketler, azinlik hareketleri, ya da azinliklarin çikarina olan hareketlerdi. Proleter hareket, büyük çogunlugun, büyük çogunlugun çikarina olan bilinçli, bagimsiz hareketidir. Proletarya, bugünkü toplumumuzun en alt tabakasi, resmi toplumun tüm üstyapi tabakalari havaya uçurulmadikça, davranamaz, dogrulamaz.
Öz olarak olmasa bile, biçim olarak, proletaryanin burjuvaziyle savasimi ilkin ulusal bir savasimdir. Her ülkenin proletaryasi, elbette, her seyden önce kendi burjuvazisiyle hesaplasmalidir.
Proletaryanin gelisiminin en genel evrelerini betimlerken, mevcut toplum içerisinde azçok üstü örtülü bir biçimde sürüp giden iç savasi, savasin açik bir ihtilâl olarak patlak verdigi ve burjuvazinin zor yoluyla devrilmesinin proletaryanin egemenliginin temellerini attigi noktaya dek izledik.
Bugüne kadarki bütün toplum biçimleri, görmüs oldugumuz gibi, ezen ve ezilen siniflarin karsitligi üzerine dayandirilmistir. Ama bir sinifi ezebilmek için, ona hiç degilse kendi kölece varligini sürdürebilecegi birtakim kosullarin saglanmasi gerekir. Serflik döneminde serf, kendisini komün üyeligine yükseltmistir, tipki küçük-burjuvanin, feodal mutlakiyetçiligin boyundurugu altinda bir burjuva haline gelmeyi becerdigi gibi. Modern emekçi ise, tersine, sanayiin gelismesiyle yükselecegi yerde, gittikçe daha çok kendi sinifinin varlik kosullarinin altina düsüyor. Sadakaya muhtaç bir kimse oluyor, ve sadakaya muhtaçlik, nüfustan ve servetten daha hizli gelisiyor. Ve burjuvazinin artik toplumda egemen sinif olarak kalacak ve kendi varlik kosullarini topluma belirleyici yasa olarak dayatacak durumda olmadigi burada açikça ortaya çikiyor. Egemen olacak durumda degildir, çünkü kölesine köleligi çerçevesinde bir varlik saglayacak durumda degildir, çünkü kölesini, onun tarafindan beslenecegi yerde, onu beslemek zorunda kaldigi bir duruma düsürmeden edemiyor. Toplum bu burjuvazinin egemenligi altinda artik yasayamaz, bir baska deyisle, onun varligi toplumla artik bagdasmiyor.
Burjuva sinifin varliginin ve egemenliginin esas kosulu, sermayenin olusmasi ve çogalmasidir; sermayenin kosulu, ücretli emektir. Ücretli emek, bütünüyle, emekçiler arasindaki rekabete dayanir. Sanayiin, burjuvazinin elde olmayarak tesvik ettigi ilerleyisi, emekçilerin rekabetten ileri gelen yalitilmisliklarinin yerine, birlikteliklerinden ileri gelen devrimci dayanismalarini kor. Demek ki, modern sanayiin gelismesi, burjuvazinin ayaklarinin altindan bizzat ürünleri ona dayanarak ürettigi ve mülk edindigi temeli çeker alir. Su halde, burjuvazinin ürettigi, her seyden önce, kendi mezar kazicilaridir. Kendisinin devrilmesi ve proletaryanin zaferi ayni ölçüde kaçinilmazdir.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

PROLETERLER VE KOMÜNISTLER

Mesaj  Misafir Bir Ptsi Ocak 11, 2010 4:24 pm

Komünistlerin bir tüm olarak proleterler karsisindaki tavri nedir?
Komünistler, öteki isçi sinifi partilerine karsi ayri bir parti olusturmazlar.
Tüm proletaryanin çikarlarinin disinda ayri çikarlara sahip degillerdir.
Proleter hareketi biçimlendirmek ve kaliba sokmak üzere kendilerine özgü hiç bir sekter ilke getirmezler.
Komünistler, öteki isçi sinifi partilerinden yalnizca sunlarla ayrilirlar: 1. Farkli ülke proleterlerinin ulusal savasimlarinda, her türlü milliyetten bagimsiz olarak, tüm proletaryanin ortak çikarlarina isaret eder ve bunlari öne sürerler. 2. Isçi sinifinin burjuvaziye karsi savasiminin geçmek zorunda oldugu çesitli gelisme asamalarinda, her zaman ve her yerde. tüm hareketin çikarlarini temsil ederler.
Komünistler, demek ki, bir yandan, pratik olarak, bütün ülkelerin isçi sinifi partilerinin en ileri ve en kararli kesimi, bütün ötekileri ileri iten kesimidirler; öte yandan ise, teorik olarak, proletaryanin büyük yigini üzerinde, hareket hattini, kosullari, ve proleter hareketin nihai genel sonuçlarini açikça anlama üstünlügüne sahiptirler.
Komünistlerin acil hedefleri, bütün öteki proleter partilerininkiyle aynidir: proletaryanin bir sinif olarak olusmasi, burjuva egemenliginin yikilmasi, siyasal gücün proletarya tarafindan ele geçirilmesi.
Komünistlerin vardiklari teorik sonuçlar, hiç bir biçimde, su ya da bu sözde dünya reformcusu tarafindan icat olunmus ya da kesfedilmis düsüncelere ya da ilkelere dayandirilmamistir.
Bunlar, yalnizca, varolan bir sinif savasindan, gözlerimizin önünde cereyan eden tarihsel bir hareketten dogan iliskilerin genel ifadeleridir. Mevcut mülkiyet iliskilerine son verilmesi, hiç de komünizmin ayirici bir özelligi degildir.
Geçmisteki bütün mülkiyet iliskileri, tarihsel kosullardaki degismeler sonucu, durmadan tarihsel degismelere ugramislardir.
Örnegin Fransiz Devrimi, burjuva mülkiyetinin lehine, feodal mülkiyeti kaldirmistir.
Komünizmin ayirici özelligi, genel olarak mülkiyetin kaldirilmasi degil, burjuva mülkiyetinin kaldirilmasidir. Ama modern burjuva özel mülkiyet, ürünlerin üretilmesinin ve mülk edinilmesinin sinif karsitligina, çogunlugun azinlik tarafindan sömürülmesine dayanan sisteminin nihai ve en tam ifadesidir.
Bu anlamda, komünistlerin teorisi tek bir tümcede özetlenebilir: Özel mülkiyetin kaldinlmasi.
Biz komünistler, insanin kendi emeginin meyvesi olarak, kisisel mülk edinme hakkini kaldirmayi istemekle suçlandik; o mülkiyet ki, her türlü kisisel özgürlügün, eylemin ve bagimsizligin temeli oldugu iddia edilir.
Güçlükle elde edilmis, bizzat edinilmis, bizzat kazanilmis mülkiyet! Burjuva biçimden önceki bir mülkiyet biçimi olan küçük zanaatçi ve küçük köylü mülkiyetinden mi sözediyorsunuz? Bunu kaldirmaya gerek yok; sanayideki gelisme bunu zaten büyük ölçü de yoketmistir ve hâlâ da gün be gün yokediyor.
Yoksa modern burjuva özel mülkiyetten mi sözediyorsunuz?
Iyi ama, ücretli emek, emekçi için herhangi bir mülkiyet yaratir mi? Asla. Bu, sermaye, yani ücretli emegi sömüren ve yeni sömürü için yeni bir ücretli emek arzi doguran kosullar disinda çogalamayan türden mülkiyet yaratir. Mülkiyet, mevcut biçimi içerisinde, sermaye ile ücretli emek karsitligina dayanir. Bu karsitligin iki yanini inceleyelim.
Kapitalist olmak, üretimde yalnizca salt kisisel degil, toplumsal bir konuma da sahip olmaktir. Sermaye kolektif bir üründür, ve ancak birçok üyenin birlesik eylemiyle, hatta son tahlilde, ancak toplumun tüm üyelerinin birlesik eylemiyle harekete geçirilebilir.
Demek ki, sermaye kisisel degil, toplumsal bir güçtür.
Su halde, sermayeyi ortak mülkiyete, toplumun tüm üyelerinin mülkiyetine dönüstürmekle, kisisel mülkiyet toplumsal mülkiyete dönüstürülmüs olmaz. Degisen, yalnizca mülkiyetin toplumsal karakteridir. Mülkiyet, sinif karakterini yitirir.
Simdi de ücretli emegi alalim:
Ücretli emegin ortalama fiyati, asgari ücret, yani emekçiyi bir emekçi olarak yasatmak için mutlaka gerekli geçim araçlari miktaridir. Demek ki, ücretli emekçinin kendi emegi araciligi ile mülk edindigi sey, yalnizca salt kendi varligini sürdürmeye ve yeniden üretmeye yeter. Biz emek ürünlerinin bu kisisel mülk edinilmesini, insan yasaminin devami ve yeniden-üretimi için yapilan ve geriye baskalarinin emegine komuta edecek hiç bir fazlalik birakmayan bu mülk edinmeyi hiç bir biçimde kaldirmak niyetinde degiliz. Bizim ortadan kaldirmak istedigimiz tek sey, içerisinde emekçinin salt sermayeyi artirmak için yasadigi ve yasamasina ancak egemen sinifin çikarinin gerektirdigi ölçüde izin verilen bu mülk edinmenin sefil karakteridir.
Burjuva toplumda, canli emek, birikmis emegi artirma aracindan baska bir sey degildir. Komünist toplumda ise, birikmis emek, emekçinin varligini genisletme, zenginlestirme, gelistirme aracindan baska bir sey degildir.
Demek ki, burjuva toplumda, geçmis, bugüne egemendir; komünist toplumda ise, bugün, geçmise egemendir. Burjuva toplumda, sermaye, bagimsiz ve kisiseldir, oysa yasayan birey bagimlidir ve kisisel degildir.
Ve bu durumun kaldirilmasina, burjuvazi, kisiselligin ve özgürlügün kaldirilmasi diyor! Ve hakli da. Burjuva kisiselligi, burjuva bagimsizligi ve burjuva özgürlügü kuskusuz hedefleniyor.
Özgürlük ile, mevcut burjuva üretim kosullari altinda, serbest ticaret, serbest alim ve satim kastediliyor.
Ama eger alim ve satim yok olursa, serbest alim ve satim da yok olur. Serbest alim ve satim konusundaki bu sözlerin, ve burjuvazimizin genel olarak, özgürlük konusundaki bütün öteki "cesur sözcükleri"nin eger bir anlami varsa, ancak kisitlanmis alim ve satim karsisinda ortaçagin kösteklenen tüccarlari karsisinda bir anlami vardir; yoksa, alim ve satim, burjuva üretim kosullarinin komünistçe kaldirilmasi karsisinda hiç bir anlam tasimaz.
Özel mülkiyeti ortadan kaldirma niyetimiz karsisinda dehsete kapiliyorsunuz, oysa özel mülkiyet sizin mevcut toplumunuzda nüfusun onda-dokuzu için zaten ortadan kalkmistir; birkaç kisi için varolusu, tamamiyla, bu ondadokuzun ellerinde varolmayisindan ötürüdür. Demek ki, siz bizi, varliginin zorunlu kosulu toplumun büyük bir çogunlugunun mülksüzlügü olan bir mülkiyet biçimini ortadan kaldirmaya niyetlenmekle suçluyorsunuz.
Tek sözcükle, bizi, mülkiyetinizi ortadan kaldirmaya niyetlenmekle suçluyorsunuz. Elbette; bizim niyetimiz de zaten budur.
Emegin artik sermayeye, paraya, ya da ranta, tekellestirilebilecek toplumsal bir güce dönüstürülemeyecegi andan itibaren, yani kisisel mülkiyetin artik burjuva mülkiyete, sermayeye dönüstürülemeyecegi andan itibaren, o andan itibaren, kisiselligin yokoldugunu söylüyorsunuz.
Öyleyse, itiraf etmelisiniz ki, "kisisel" demekle, burjuvadan, orta sinif mülk sahibinden baskasini kastetmiyorsunuz. Bu kisi, gerçekten de, ortadan kaldirilmali, ve olanaksizlastirilmalidir.
Komünizm kimseyi toplumun ürünlerini mülk edinme gücünden yoksun birakmaz; yaptigi tek sey, onu, böyle bir mülk edinme araciligiyla, baskalarinin emegini boyunduruk altina alma gücünden yoksun birakmaktir.
Özel mülkiyetin kaldirilmasiyla her türlü çalismanin duracagi ve genel bir tembelligin kök salacagi itirazi öne sürülmüstür.
Ona bakilirsa, burjuva toplumun aylaklik yüzünden çoktan yerlebir olmasi gerekirdi; çünkü çalisanlar hiç bir sey edinemiyorlar, bir seyler edinenler ise çalismiyorlar. Bu itiraz bütünüyle, sermaye olmayinca artik ücretli emegin de olamayacagi safsatasinin bir baska ifadesinden ibarettir.
Maddi ürünlerin komünistçe üretilme ve mülk edinilme biçimine yöneltilen tüm itirazlar, ayni sekilde, zihinsel ürünlerin komünistçe üretilme ve mülk edinilme biçimine de yöneltilmistir. Burjuva için sinif mülkiyetinin yok olmasi, nasil bizzat üretimin yok olmasi demekse, sinif kültürünün yok olmasi da, kendisi için, her türlü kültürün yok olmasiyla ayni seydir.
Yitmesinin onu yasa büründürdügü bu kültür, büyük çogunluk için, bir makine gibi hareket etme egitiminden ibarettir.
Ama bizim burjuva mülkiyeti kaldirma niyetimizi kendi burjuva özgürlük, kültür, hukuk, vb. anlayislarinizin kistasina vurdugunuz sürece, bizimle dalasmayi birakiniz. Bizzat kendi düsünceleriniz, kendi burjuva üretim ve burjuva mülkiyet kosullarinizin ürününden baska bir sey degildir, nasil ki, hukukunuz, sinifinizin herkes için bir yasa haline getirilmis iradesinden, esas karakteri ve dogrultusu sinifinizin varliginin iktisadi kosullari tarafindan belirlenen bir iradesinden baska bir sey degilse.
Sizi, mevcut üretim biçiminden ve mülkiyet biçiminden -üretimin ilerlemesi sirasinda ortaya çikan ve yok olan tarihsel iliskilerden- çikan toplumsal biçimleri, doganin ve usun ölümsüz yasalarina dönüstürmeye götüren bencil yanilginiz -bu yanilgiyi sizden önceki bütün egemen siniflarla paylasiyorsunuz. Antik mülkiyette açikça gördügünüz seyi, feodal mülkiyet için kabul ettiginiz seyi, kendi burjuva mülkiyet biçiminiz için elbette kabul edemezsiniz.
Ailenin kaldirilmasi! En radikal kisiler bile, komünistlerin bu menfur amaci karsisinda parlayiveriyorlar.
Bugünün ailesi, burjuva aile, hangi temele dayaniyor? Sermayeye, özel kazanca. Bu aile tam gelismis biçimiyle, yalnizca burjuvazi arasinda vardir. Ama bu durum, taydasini, proleterler arasinda ailenin fiilen varolmayisinda, ve açik fuhusta bulmaktadir.
Taydasi yok olunca, burjuva ailesi de dogal olarak yok olacaktir, ve sermayenin yok olmasiyla her ikisi de yok olacaktir.
Bizi, çocuklarin ana-babalari tarafindan sömürülmesine son vermeyi istemekle mi suçluyorsunuz? Bu suçu kabulleniyoruz.
Ama, ev egitiminin yerine toplumsal egitimi koymakla, iliskilerin en kutsalini yok ettigimizi söylüyorsunuz.
Ya sizin egitiminiz! O da toplumsal degil mi? O da, içerisinde egitim yaptirdiginiz toplumsal kosullarla, toplumun dolaysiz ya da dolayli müdahalesiyle, okullar araciligiyla belirlenmiyor mu? Egitime toplumun müdahalesini komünistler icat etmedi. Yaptiklari sey, bu müdahalenin karakterini degistirmeye ve egitimi egemen sinifin etkisinden kurtarmaya çalismaktan ibarettir.
Aile ve egitim konusundaki, ana-baba ile çocuk arasindaki kutsal iliski konusundaki burjuva safsatalari, proleterler arasindaki tüm aile baglari modern sanayiin etkisiyle parçalandikça, ve bunlarin çocuklari basit ticaret nesneleri ve is araçlari haline geldikçe daha da igrençlesiyor.
Ama siz komünistler, kadinlarin ortakligini getirmek istiyorsunuz, diye bagiriyor tüm burjuvazi bir agizdan.
Burjuva, karisini, salt bir üretim araci olarak görüyor. Üretim araçlarinin ortaklasa kullanilacagini duyuyor ve, dogal olarak, ortaklasa olma yazgisindan kadinlarin da ayni sekilde paylarina düseni alacaklarindan baska bir sonuça varamiyor.
Hedeflenen gerçek noktanin, kadinlarin salt üretim araçlari olma durumuna son vermek oldugunu aklina bile getirmiyor.
Kaldi ki, burjuvalarimizin sözümona komünistler tarafindan açikça ve resmen yerlestirilecek olan kadinlarin ortaklasaligi karsisinda gösterdikleri erdemli öfkeden daha gülünç hiç bir sey olamaz. Komünistlerin kadinlarin ortaklasaligini getirmelerine gerek yoktur; bu, çok eski zamanlardan beri zaten var.
Burjuvalarimiz, kendi proleterlerinin karilarini ve kizlarini ellerinin altinda bulundurmakla yetinmiyorlar ve resmi fuhsu bir yana birakirsak, birbirlerinin karilarini bastan çikarmaktan büyük zevk duyuyorlar.
Burjuva evliligi, gerçekte, evli kadinlarda ortaklik sistemidir, ve dolayisiyla komünistler, olsa olsa, kadinlarin ikiyüzlüce gizlenmis ortaklasaligi yerine açikça yasalastirilmis olanini getirmeyi istemekle suçlanabilirler. Zaten, apaçiktir ki, bugünkü üretim biçiminin kalkmasiyla birlikte, bu sistemden çikan kadinlarin ortaklasaligi da, yani resmi ve özel fuhus da kalkacaktir.
Komünistler, ayrica, vatan ve milliyeti kaldirmayi istemekle de suçlaniyorlar.
Isçilerin vatani yoktur. Onlardan sahip olmadiklari bir seyi alamayiz. Proletarya, herseyden önce, siyasal gücü ele geçirmek, ulusun önder sinifi durumuna gelmek, bizzat ulusu olusturmak zorunda olduguna göre, kendisi, bu ölçüde, ulusaldir, ama sözcügün burjuva anlaminda degil.
Halklar arasindaki ulusal farkliliklar ve karsitliklar, burjuvazinin gelismesi ile, ticaret özgürlügü ile, dünya pazari ile, üretim biçimindeki ve buna tekabül eden yasam kosullarindaki tekdüzelik ile her geçen gün biraz daha yok oluyor.
Proletaryanin egemenligi, bunlari daha da çabuk yokedecektir. Eylem birligi, en azindan önde gelen uygar ülkelerinki, proletaryanin kurtulusunun ilk kosullarindan biridir.
Kisinin bir baskasi tarafindan sömürülmesine son verildigi ölçüde, bir ulusun bir baskasi tarafindan sömürülmesine de son verilmis olacaktir. Ulus içindeki siniflar arasi karsitligin kalkmasi ölçüsünde bir ulusun bir baskasina düsmanligi da son bulacaktir.
Komünizme karsi dinsel, felsefi ve genel olarak ideolojik açidan yöneltilen suçlamalar, ciddiye alinip incelenmeye degmez.
Insanin düsüncelerinin, görüslerinin ve kavramlarinin, tek sözcükle, insanin bilincinin, maddi varliginin kosullarindaki, toplumsal iliskilerindeki ve toplumsal yasamindaki her degismeyle birlikte degistigini kavramak için derin bir sezgiye gerek var midir?
Fikir tarihi, zihinsel üretimin, maddi üretimin degismesiyle birlikte degistiginden baska neyi tanitlar ki? Her yüzyildaki egemen düsünceler hep o yüzyilin egemen sinifinin düsünceleri olmustur.
Toplumu devrimcilestiren düsüncelerden sözedildiginde, eski toplum içerisinde yeni toplum üyelerinin yaratilmis oldugundan, ve eski düsüncelerdeki çözülmenin eski yasam kosullarindaki çözülmeyle atbasi gittiginden baska bir sey ifade edilmis olmaz.
Antik dünya cançekisirken, antik dinler de hiristiyanlik karsisinda boyun egdiler. Hiristiyan düsünceler 18. yüzyilda usçu düsünceler karsisinda yenik düstüklerinde, feodal toplum da o günlerin devrimci burjuvazisiyle ölüm-kalim savasina tutusmustu. Din ve vicdan özgürlügü düsünceleri, serbest rekabetin bilgi alanindaki egemenliginin ifadesinden baska bir sey degildir.
"Kuskusuz ki", denecek, "dinsel, ahlâki, felsefi ve hukuksal düsünceler tarihsel gelisimin akisi içerisinde degismislerdir. Ama din, ahlâk, felsefe, siyasal bilim ve hukuk, bu degismeler içerisinde hep ayakta kalmislardir.
"Ayrica, bir de, bütün toplum durumlarinda ortak olan Özgürlük, Adalet, vb. gibi ölümsüz hakikatler vardir. Ama komünizm, ölümsüz hakikatleri kaldiriyor, bunlari yeni bir temel üzerine oturtacagi yerde, her türlü dini ve her türlü ahlâki kaldiriyor; dolayisiyla da, tüm geçmis tarihsel deneyime ters düsüyor."
Bu suçlama kendisini neye indirgiyor? Tüm geçmis toplumlarin tarihi, sinif karsitliklarinin, farkli dönemlerde farkli biçimler almis karsitliklarin gelisiminden ibarettir.
Ama hangi biçimi almis olurlarsa olsunlar, bir olgu bütün geçmis çaglarda ortaktir, ki o da, toplumun bir bölümünün ötekisi tarafindan sömürülmesidir. Su halde gösterdigi bütün çesitlilige ve farkliliga karsin, geçmis çaglarin toplumsal bilincinin, sinif karsitliklarinin tümüyle yokolmalari disinda tamamiyla ortadan kalkamayacak belli ortak biçimler ya da genel düsünceler içerisinde hareket etmesinde sasilacak bir sey yoktur.
Komünist devrim, geleneksel mülkiyet iliskilerinden en köklü kopustur; gelismesinin, geleneksel düsüncelerden en köklü kopusu getirmesinde sasilacak bir sey yoktur.
Ama artik komünizme kasi yöneltilen burjuva itirazlari birakalim.
Yukarida gördük ki, isçi sinifinin devrimde atacagi ilk adim, proletaryayi egemen sinif durumuna getirmek, demokrasi savasini kazanmaktir.
Proletarya, siyasal egemenligini, tüm sermayeyi burjuvaziden derece derece koparip almak, bütün üretim araçlarini devletin, yani egemen sinif olarak örgütlenmis proletaryanin elinde merkezilestirmek için, ve üretici güçlerin tamamini olabildigince çabuk artirmak için kullanacaktir.
Baslangiçta bu, elbette, mülkiyet hakkina ve burjuva üretim kosullarina despotça saldirma disinda; dolayisiyla iktisadi bakimdan yetersiz ve savunulamaz gibi görünen, ama hareketin akisi içerisinde kendisini asan, eski toplum düzenine daha baska saldirilari zorunlu kilan ve üretim biçimini tamamiyla devrimcilestirmenin bir araci olmasi bakimindan kaçinilmaz olan önlemler disinda gerçeklestirilemez.
Bu önlemler elbette farkli ülkelerde farkli olacaktir.
Bununla birlikte, su asagidakiler en ileri ülkelerde oldukça genel bir uygulanabilirlige sahip olacaklardir:
1. Toprak mülkiyetinin kaldirilmasi ve bütün toprak rantlarinin kamu yararina kullanilmasi.
2. Agir bir müterakki ya da kademeli gelir vergisi.
3. Bütün miras haklarinin kaldirilmasi.
4. Bütün mültecilerin ve asilerin mülklerine elkonulmasi.
5. Sermayesi devletin olan ve tam bir tekele sahip bulunan bir ulusal banka araciligi ile kredinin devlet elinde merkezilestirilmesi.
6. Haberlesme ve ulasim araçlarinin Devlet elinde merkezilestirilmesi.
7. Devlet tarafindan sahip olunan fabrikalarin ve üretim araçlarinin artirilmasi; bos topraklarin ekime açilmasi, ve genel olarak topragin, ortak bir plan uyarinca iyilestirilmesi.
8. Herkes için esit çalisma yükümlülügü. Sanayi ordulari kurulmasi, özellikle tarim için.
9. Tarimin imalât sanayileri ile birlestirilmesi; kent ile kir arasindaki ayrimin, nüfusun ülke yüzeyine daha esit bir biçimde dagilmasiyla yavas yavas kaldirilmasi.
10. Bütün çocuklar için devlet okullarinda parasiz egitim. Bugünkü biçimi içerisinde çocuklarin fabrikalarda çalistirilmalarina son verilmesi. Egitimin sinai üretimle birlestirilmesi vb., vb..
Gelisimin akisi içerisinde sinif ayrimlari kalktiginda ve üretim tüm ulusun genis bir birliginin ellerinde yogunlastiginda, kamu gücü siyasal niteligini yitirecektir. Gerçek anlaminda siyasal güç, bir sinifin bir baska sinifi ezmek amaciyla örgütlenmis gücüdür. Eger proletarya, burjuvaziyle savasiminda, kosullarin zorlamasiyla, kendisini bir sinif olarak örgütlemek zorunda kalacak, bir devrim yoluyla kendisini egemen sinif durumuna getirecek, ve egemen sinif olarak eski üretim kosullarini zor kullanarak ortadan kaldiracak olursa, o zaman, bu kosullarla birlikte, sinif karsitliklarini ve genel olarak siniflarin varlik kosullarini da ortadan kaldirmis ve, böylelikle, bir sinif olarak kendi egemenligini ortadan kaldirmis olacaktir.
Siniflariyla ve sinif karsitliklariyla birlikte eski burjuva toplumun yerini, kisinin özgür gelisiminin, herkesin özgür gelisiminin kosulu oldugu bir birlik alacaktir.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

SOSYALIST VE KOMÜNIST YAZIN

Mesaj  Misafir Bir Ptsi Ocak 11, 2010 4:25 pm

1. GERICI SOSYALIZM

A. FEODAL SOSYALIZM


Tarihsel konumlan yüzünden, modern burjuva toplumuna karsi kitapçiklar yazmak, Fransiz ve Ingiliz aristokrasisinin meslegi haline geldi. Haziran 1830 Fransiz devriminde ve Ingiliz reform hareketinde, nefret ettikleri sonradan görmeler karsisinda bir kez daha yenik düstüler. O günden sonra, ciddi bir siyasal savasim, tamamiyla, sözkonusu olmaktan çikti. Geriye yalnizca yazinsal bir savas olanagi kaldi. Ama yazin alaninda bile restorasyon döneminin eski çigliklarini atmak artik olanaksizdi.
Sempati uyandirmak için, aristokrasi, görünüste kendi çikarlarini unutmak ve burjuvaziye karsi yalnizca sömürülen isçi sinifinin çikarina olan iddianameler hazirlamak zorunda kaldi. Böylece aristokrasi, öcünü, yeni efendisine hicivler düzerek ve kulagina da yaklasmakta olan felâket konusunda ugursuz kehanetler fisildayarak aldi.
Feodal sosyalizm ortaya iste böyle çikti; yari yakinma, yari hiciv; yari geçmisin yankisi; yari gelecegin tehdidi; bazan aci, nükteli ve keskin elestirisiyle burjuvaziyi tam yüreginden vurarak; ama modern tarihin gidisini kavramakta tam bir beceriksizlik gösterdiginden etkisi bakimindan hep gülünç düserek.
Halki kendi ardina toplayabilmek için, aristokrasi, bayrak niyetine, önde, proleter sadaka torbasini dalgalandirdi. Ama halk, onun pesine her takilisinda kiçindaki eski feodal hanedan armasini görüp yüksek perdeden asagilayici kahkahalarla onu terketti.
Fransiz Mesruiyetçilerin ve "Genç Ingiltere"nin bir kesimi bu sahneleri pek güzel oynadilar.
Kendi sömürü biçimlerinin burjuvazininkinden farkli olduguna isaret ederken, feodaller, çok farkli ve artik eskimis durum ve kosullar altinda sömürüde bulunduklarini unutuyorlar. Kendi iktidarlari sirasinda modern proletaryanin hiç bir zaman varolmadigini gösterirken, modern burjuvazinin kendi toplum biçimlerinin zorunlu ürünü oldugunu unutuyorlar.
Kaldi ki, elestirilerinin gerici niteligini o denli az gizliyorlar ki, burjuvaziye karsi yönelttikleri baslica suçlama, burjuva rejim altinda eski toplum düzenini yerlebir edecek bir sinifin gelismekte oldugundan ibaret kaliyor.
Burjuvaziyi, bir proletarya yaratmaktan çok, devrimci bir proletarya yaratmakla suçluyorlar.
Dolayisiyla, siyasal uygulamada, isçi sinifina karsi alinan bütün zor önlemlerine katiliyorlar; ve günlük yasamda da, bütün tumturakli sözlerine karsin, sanayi agacindan düsen altin elmalari toplamak ve dogrulugu, sevgiyi ve onuru, yün, seker pancari ve içki ticareti ile trampa etmek için her seye boyun egiyorlar.
Papaz nasil hep toprakbeyi ile elele olmussa, kilise sosyalizmi de feodal sosyalizm ile hep elele olmustur.
Hiristiyan zahitligine sosyalist bir renk vermekten daha kolay sey yoktur. Hiristiyanlik özel mülkiyete karsi, evlilige karsi, devlete karsi çikmamis midir? Bunlarin yerine yardim severligi ve yoksullugu, evlenmemeyi ve nefse eza etmeyi, manastir yasamini ve kiliseyi vaazetmemis midir? Hiristiyan sosyalizmi, rahibin aristokratin kin dolu kiskançligini takdis ettigi kutsal sudan baska bir sey degildir.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

KÜÇÜK-BURJUVA SOSYALIZMI

Mesaj  Misafir Bir Ptsi Ocak 11, 2010 4:25 pm

Feodal aristokrasi, burjuvazi tarafindan yikilan, modern burjuva toplumu ortaminda varlik kosullari sinirlanan ve yokedilen tek sinif degildi. Ortaçag kentlileri ve küçük mülk sahibi köylüler, modern burjuvazinin habercileriydiler. Sinai ve ticari bakimdan çok az gelismis ülkelerde, bu iki sinif, dogmakta olan burjuvaziyle yanyana bitkisel yasamlarini hâlâ sürdürüyorlar.
Modern uygarligin tam olarak gelismis oldugu ülkelerde, proletarya ile burjuvazi arasinda durmadan yalpalayan ve burjuva toplumunun tamamlayici bir parçasi olarak kendisini durmadan yenilesen yeni bir küçük-burjuva sinifi olusmustur. Ne var ki, bu sinifin tek tek üyeleri, rekabet yüzünden, durmadan proletaryanin arasina firlatilip atiliyorlar, ve modern sanayi gelistikçe, bunlar, modern toplumun bagimsiz bir kesimi olarak tamamiyla yok olacaklari ve manüfaktürdeki, tarimdaki ve ticaretteki yerlerinin denetçiler, kâhyalar ve tezgâhtarlar tarafindan alinacagi anin yaklasmakta oldugunu da görüyorlar.
Nüfusun yarisindan çok daha fazlasini köylülerin olusturdugu Fransa gibi ülkelerde, burjuvaziye karsi proletaryanin yaninda yer alan yazarlarin, burjuva rejimini elestirirken köylünün ve küçük-burjuvanin ölçütlerini kullanmalari ve isçi sinifini bu ara siniflarin bakis açisindan savunmalari dogaldi. Küçük-burjuva sosyalizmi böyle dogdu. Sismondi, yalnizca Fransa'da degil, Ingiltere'de de bu okulun basiydi.
Sosyalizmin bu okulu, modern üretim kosullari içerisindeki çeliskileri derin bir kavrayisla en küçük ayrintilarina dek tahlil etti. Iktisatçilarin ikiyüzlü mazeretlerini apaçik ortaya serdi. Makinelerin ve isbölümünün, sermayenin ve topragin birkaç elde yogunlasmasinin, asiri üretimin ve bunalimlarin yikici etkilerini yadsinamaz bir biçimde tanitladi; küçük-burjuvanin ve köylünün kaçinilmaz yikilisina, proletaryanin yoksulluguna, üretimdeki anarsiye, servet dagilimindaki asikâr esitsizliklere, uluslar arasindaki sinai yoketme savasina, eski ahlâki baglarin, eski aile iliskilerinin, eski milliyetlerin çözülüsüne isaret etti.
Bununla birlikte, sosyalizmin bu biçimi, kesin amaçlari bakimindan, ya eski üretim ve degisim araçlarini, ve bunlarla birlikte eski mülkiyet iliskilerini ve eski toplumu geri getirmeyi, ya da modern üretim ve degisim araçlarini, bu araçlar tarafindan parçalanmis bulunan ve parçalanmalari kaçinilmaz olan eski mülkiyet iliskileri çerçevesi içerisinde tutmayi arzular. Her iki durumda da, hem gerici ve hem de ütopyacidir.
Son sözleri sunlardir: manüfaktürde loncalar; tarimda ataerkil iliskiler.
Sonunda sosyalizmin bu biçimi, inatçi tarihsel olgular kendi kendini aldatmanin tüm uyusturucu etkilerini dagittiginda pek kötü bir melankoli nöbeti içerisinde son buldu.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ALMAN SOSYALIZMI YA DA "HAKIKI" SOSYALIZM

Mesaj  Misafir Bir Ptsi Ocak 11, 2010 4:26 pm

Iktidardaki bir burjuvazinin baskisi altinda ortaya çikmis bulunan ve bu iktidara karsi savasimin yazinsal ifadesi olan Fransa'daki sosyalist ve komünist yazin, Almanya'ya, bu ülkedeki burjuvazinin feodal mutlakiyete karsi savasimina henüz baslamis oldugu bir sirada girdi.
Alman filozoflari, sözde-filozoflar ve beaux esprits , bu yazina dört elle sarildilar, ne var ki, bu yazilarin Fransa'dan Almanya'ya göçmeleri sirasinda, Fransa'daki toplumsal kosullarin da bunlarla birlikte göçmedigini unuttular. Bu Fransiz yazini, Almanya'nin toplumsal kosullariyla temasa geldiginde bütün o anki pratik önemini yitirdi, ve salt yazinsal bir yön aldi. Böylece, 18. yüzyil Alman filozoflari için, birinci Fransiz Devriminin istemleri, genel olarak "Pratik Us"un istemlerinin ötesinde bir sey degillerdi, ve devrimci Fransiz burjuvazisinin iradesinin dile getirilisi, onlarin gözüne, Saf Irade'nin, olmasi gereken Irade'nin, hakiki Insan Iradesi'nin yasalari olarak gözüktü.
Alman literati'sinin isi, yeni Fransiz düsüncelerini kendi eski felsefi bilinçlerine uyumlu hale getirmekten ya da daha dogrusu, Fransiz düsüncelerini, kendi felsefi bakis açilarini terketmeksizin kendilerine maletmekten ibaretti.
Bu maledis, bir yabanci dil nasil edinilirse öyle oldu, yani çeviri ile.
Eski putatapiciligin klâsik yapitlarinin yazili oldugu elyazmalarinin üzerine kesislerin nasil katolik azizlerin aptalca yasamlarini yazdiklari bilinir. Alman literati'si, laik Fransiz yazinina bunun tersini yapti. Bunlar, Fransizca asillarinin altina kendi felsefi saçmaliklarini yazdilar. Örnegin paranin iktisadi islevleri konusundaki Fransiz elestirisinin altina, "Insanligin Yabancilasmasi"ni yazdilar, ve burjuva devleti konusundaki Fransiz elestirisinin altina da, "Genel Kategorisinin Tahtindan Indirilisi"ni yazdilar, vb..Fransiz tarihsel elestirilerinin altina bu felsefi sözleri koymayi, "Eylem Felsefesi", "Hakiki Sosyalizm", "Alman Sosyalizminin Bilimi", "Sosyalizmin Felsefi Temeli", vb., olarak kutsadilar.
Fransiz sosyalist ve komünist yazini, böylece, tamamiyla igdis edilmis oldu. Ve Alman'in ellerinde bu bir sinifin bir baska sinifla savasimini ifade etmekten çiktigi için, Alman, "Fransiz tek-yanliligi"nin üstesinden geldiginin ve hakiki gereksinmeleri degil, Hakikatin gereksinmelerini, proletaryanin çikarlarini degil, Insan Dogasi'nin, hiç bir sinifa ait olmayan, hiç bir gerçekligi bulunmayan, yalnizca felsefi fantezinin puslu dünyasinda varolan genel olarak insanin çikarlarini temsil ettiginin bilincindeydi.
Beceriksizce hazirlanmis okul ödevini böyle gösterisle ciddiye alan ve kötü malini böylesine sarlatanca göklere çikartan bu Alman sosyalizmi, bu arada, bilgiççe masumiyetini yavas yavas yitirdi.
Alman'in özellikle de Prusya burjuvazisinin, feodal aristokrasiye ve mutlak monarsiye karsi verdigi savas, bir baska deyisle liberal hareket, daha ciddilesti.
Böylece, siyasal hareketin karsisina sosyalist istemlerle çikmasi, liberalizme karsi, temsili hükümete karsi, burjuva rekabetine karsi, burjuva basin özgürlügüne, burjuva hukukuna, burjuva özgürlügüne ve esitligine karsi geleneksel beddualari savurmasi ve yiginlara bu burjuva hareketiyle kazanacak hiç bir seyleri olmayip her seylerini yitireceklerini vaazetmesi için "Hakiki" sosyalizme çoktandir bekledigi firsat verilmis oldu. Alman sosyalizmi, budalaca yankisi oldugu Fransiz elestirisinin, tekabül ettigi iktisadi yasam kosullariyla birlikte, modern burjuva toplumun varligini ve buna uyarlanmis bir siyasal yapiyi, gerçeklestirilmeleri Almanya'da henüz süren savasimin esas hedefi olan seyleri öngördügünü, tam da gerekli oldugu anda unutuverdi. Alman sosyalizmi, papazlardan, profesörlerden, tasra soylularindan ve bürokratlardan olusan yandaslari ile birlikte mutlakiyetçi hükümetler için, kendilerini tehdit eden burjuvaziye karsi sevinçle karsilanan bir korkuluk hizmeti gördü.
Alman sosyalizmi, bu ayni hükümetlerin Alman isçi sinifi ayaklanmalarina tam da o sirada yutturduklari kamçi ve kursun haplarinin ardindan verilen agiz tatlandirici bir sey oldu.
Bu "Hakiki" sosyalizm, hükümetlerin elinde böylece, Alman burjuvazisine karsi bir silah haline gelmekle birlikte, ayni zamanda dogrudan dogruya gerici bir çikan, Alman darkafalilarinin çikarini da temsil ediyordu. Almanya'da, 16. yüzyilin bir kalintisi olan ve o zamandan,beri çesitli biçimler altinda tekrar tekrar ortaya çikip duran küçük-burjuva sinifi, su andaki durumun gerçek toplumsal temelidir.
; Bu sinifin korunmasi, Almanya'daki mevcut durumun korunmasi demektir. Burjuvazinin sinai ve siyasal egemenligi, bir yandan sermaye yogunlasmasi sonucu, öte yandan da devrimci bir proletaryanin dogusu sonucu, onu kesin bir yikim ile tehdit ediyor. "Hakiki" sosyalizm, bu iki kusu bir tasla vurabilirmis gibi göründü. Bir salgin gibi yayildi.
Belagat çiçekleriyle süslenmis, gönül bulandirici duygusallikla sirsiklam, spekülatif örümcek aglarindan dokunmus kisve, Alman sosyalistlerinin bir deri bir kemik kalmis zavalli "ölümsüz hakikatler"ini sarip sarmaladiklari görülmemis bolluktaki bu kisve, böyle bir halk arasinda kendi mallarinin sürümünü artirmaya yaradi.
Ve Alman sosyalizmi de, kendi görevinin küçük-burjuva darkafalinin abartmali temsilcisi olmak oldugunu gittikçe daha çok kabullendi.
Alman ulusunu örnek ulus, ve küçük Alman darkafalisini da örnek insan ilân etti. Bu örnek insanin bütün alçakça bayagiliklarina, gerçek niteliginin tam tersine, gizli, yüce, sosyalist bir anlam verdi. Isi, komünizmin "vahsice yikici" egilimine dogrudan karsi çikmaya, ve bütün sinif savasimlarini tepeden ve tarafsiz bir küçümsemeyle karsiladigini ilân etmeye dek vardirdi. Pek az istisna disinda, Almanya'da su an (1847)] piyasaya sürülen bütün sözde sosyalist ve komünist yayinlar, bu bayagi ve sinir bozucu yazin alanina girerler.


BÜTÜN ÜLKELERIN ISÇILERI, BIRLESINIZ!

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz