Giriş yap

Şifremi unuttum

En son konular
» Laptop bu hale getirdi!
Çarş. Ekim 20, 2010 10:05 pm tarafından AMEDEUS

» .........
Perş. Ekim 14, 2010 3:56 pm tarafından AMEDEUS

» manzara
Çarş. Ekim 13, 2010 9:26 pm tarafından Deniz

» manzara fotoğrafları
Çarş. Ekim 13, 2010 9:18 pm tarafından Deniz

» Paydos/ C.Sıtkı Tarancı
Salı Ekim 05, 2010 2:49 pm tarafından AMEDEUS

» logo..........
C.tesi Ekim 02, 2010 11:45 pm tarafından ezgi

» ..................
C.tesi Ekim 02, 2010 2:09 pm tarafından DicLe

» Çile
Salı Eyl. 21, 2010 2:01 pm tarafından AMEDEUS

» Görmemişin bebeği olmuş...
Salı Eyl. 21, 2010 12:27 pm tarafından DicLe

» facebooktan video indirme
Salı Eyl. 21, 2010 10:08 am tarafından ezgi

» Taş atan çocuk
Ptsi Eyl. 20, 2010 5:00 pm tarafından DicLe

» BARIŞ
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:27 pm tarafından DicLe

» BEKLENTİSİZ....
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:24 pm tarafından DicLe

» UZAKTAN ...
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:22 pm tarafından DicLe

» CAN YÜCEL'DEN MAL BEYANI
Perş. Eyl. 16, 2010 1:36 pm tarafından yoll

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:20 am tarafından ezgi

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:15 am tarafından ezgi

» ŞİİR
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:08 am tarafından ezgi

» Kamuflaj
C.tesi Eyl. 11, 2010 5:32 pm tarafından AMEDEUS

» UZAK
Çarş. Eyl. 08, 2010 5:05 pm tarafından ezgi

» Yeşillik
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:59 pm tarafından ezgi

» Salam Gibi
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:57 pm tarafından ezgi

» Benlik_Oruç Aruoba
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:56 pm tarafından ezgi

» BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:54 pm tarafından ezgi

» Pembe Deniz
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:51 pm tarafından ezgi

» HAYAT
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:48 pm tarafından ezgi

» Benim Yazdığım Sen
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:47 pm tarafından ezgi

» Seviyorum Seni
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:46 pm tarafından ezgi

» BERFİN
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:44 pm tarafından ezgi

» Bahar Gelmiş
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:43 pm tarafından ezgi

Anket
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En iyi yollayıcılar
DicLe
 
AMEDEUS
 
yoll
 
Deniz
 
yelken
 
ezgi
 
NezBe
 
Devrim
 
mad men
 
Surgun
 

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 111 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 7:00 am tarihinde online oldu.

Kapitalizm katildir!

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Kapitalizm katildir!

Mesaj  Misafir Bir C.tesi Nis. 10, 2010 3:08 pm

Dünyada her yıl 1 milyon 800 bin çocuk içme suyu bulamadığı için ölüyor, ÖLDÜRÜLÜYOR.

Dünyada her ay 150 bin çocuk susuzluktan ölüyor, ÖLDÜRÜLÜYOR.
Her ay, bir Artvin ya da 2 Bayburt büyüklüğünüdeki, bir nüfus yok ediliyor.
HERGÜN, 5 BİN ÇOCUK SUSUZLUKTAN ÖLÜYOR, ÖLDÜRÜLÜYOR...

Su ile hayat arasında kurulan ilişki, suyun insan yaşamının zorunlu ve ayrılmaz bir parçası olduğunu anlatır.
İnsanı, hayatı var eden su, ne yazık ki, bugün milyonlarca insanın ölüm nedeni haline getirilmiştir. Milyonlarca insan, tüm dünyanın gözleri önünde, susuzlukla öldürülüyor!
Suyu bilinçli olarak keserek, su kaynaklarını kurutarak, kirleterek, suyu paralı hale getirerek yapmaktadırlar bunu emperyalistler.

Çocukları öldüren "uygarlık"
Dünyada her yıl beş yaşın altındaki 1 milyon 800 bin çocuk susuzluktan, içme suyu bulamadığı için ölüyor.
Bizler, günlük yaşamımızı sürdürürken, işe ya da okula giderken, evimizde otururken, hergün "bizim haberimiz" olmadan, 5 bin çocuk öldürülüyor. Hem de doğanın bir parçası olan temiz suyu bulamamaları nedeniyle.
Bizlere coğrafya derslerinde dünyanın dörtte üçünün sudan oluştuğu öğretilir hep. Ama bu suyun nasıl olup da milyonlarca insanın ölüm nedeni haline dönüştüğü öğretilmez.
Etrafımızın sular, denizler, okyanuslarla çevrili olduğu bir dünyada, her 1 saatte, 210 çocuk öldürülmektedir.
Yani dakikada 4 çocuk...
Emperyalistler, halkları aşağılarken, halklara "çağdaşlık" dersleri verirken, "modern uygarlıktan" söz ederken, susuzluktan çocukları öldürmek ne kadar uygar bir davranıştır acaba?
"Uygarlığın beşiği" olduğu söylenen emperyalist ülkeler, sudan para kazanmak için milyonlarca insanın ölümünü göze almış, kılları kıpırdamadan, kanlı dolar ve euroları karşılığında yoksul halkların canına kıymaktadırlar.
Yıllardır, kapitalizmin parlak vitrinleriyle halkları aldatanların yarattığı tablo ortadadır.
Sosyalizmin olduğu hiçbir ülkede susuzluk nedeniyle tek bir ölüm yaşanmamıştır. Sosyalist ülkelerde temiz su hakkından yoksun olmak diye bir kavram dahi yoktur, olmamıştır.
Kapitalizm, en gelişmiş teknolojilerin ürünü akıllı bombalarıyla, sihirli elektronik oyuncaklarıyla, harika cep telefonları, plazma televizyonları ile övünebilir. Ama susuzluk nedeniyle öldürdüğü çocukları, yoksul halkları gizleyemez.
Kapitalizm, yoksul ülke halklarını aç ve susuz bırakarak, onları günde 1 doların altında bir "gelirle" yaşamak zorunda bırakarak, uygarlık dersi veremez kimseye.
Çünkü kapitalizm katildir!.. Çünkü kapitalizm öldürmektedir.
İçme suyuna atık suların karışmasıyla yılda 5 milyon kişi salgın hastalıklardan ölmektedir.
Dünya genelinde bir milyar yüz milyon kişinin temiz içme suyu kullanma hakkı elinden alınmıştır. Yine 2 milyar 600 milyon kişi ise kanalizasyondan yoksundur. 2.4 milyar insan banyo ve tuvaletten mahrum yaşamaktadır.
Evi, banyosu, tuvaleti, elektriği, ekmeği, içecek suyu olmayan ve sefil bir yaşam dayatılan milyarlarca insan, vahşi kapitalizmin yarattığı bir gerçekliktir.
Birleşmiş Milletler'in "Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli" adlı organizasyonunun 2008'de yayınladığı "İklim Değişikliği ve Su" raporuna göre: dünyada 2050'de 2 milyar, 2080'de de 3 milyar insan sudan mahrum kalacak!.. 2-3 milyar insanın yoksullar olacağı açıktır. En doğal hakkından, sudan yoksun bırakılan 3 milyar insan. Dünya nüfusunun yarısı en doğal ve en temel hakkından mahrum edilmektedir.
Kapitalizm işte böyle adaletsiz bir dünyayı dayatıyor insanlığa.

Su kaynaklarını kurutan emperyalist tekellerdir
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1977 yılında suyun bir "insan hakkı" olduğuna dair karar almıştı. Uzun yıllar bu karar geçerliliğini korudu.
Bu karar alınırken, dünyada emperyalist sistemin karşısında sosyalist sistem vardı. Sosyalizm, kapitalizmin adeta kâbusu olmuştu. O nedenle sömürü ve yağmada bugünkü ölçülerde, pervasız ve saldırgan değillerdi. O günkü dünya dengeleri içinde BM'den halkların, ezilenlerin lehine kararlar çıkabiliyordu.
Bu karardan 15 yıl sonra aynı BM, su ile ilgili yeni bir karar aldı. 1992'de alınan bu kararda, "suyun alınıp satılabilen bir meta" olduğuna hükmedilmiş ve böylelikle su, emperyalist tekellerin yağmasına sunulmuştu.
Bu kararın alındığı koşullarda, sosyalist iktidarlar peş peşe emperyalist saldırganlar tarafından yıkılmış, dünya emperyalist tekeller tarafından kuşatılmıştı.
Suyun emperyalist tekeller tarafından yağmalanmasını düzenlemek üzere de 1996'da Dünya Su Konseyi oluşturuldu. Dünyadaki su kaynakları artık emperyalist tekeller tarafından kolayca alınıp-satılabilir, istedikleri gibi kullanılabilirdi.
Dünyadaki suyun sadece % 3'ü tatlı sudur. Ve bu tatlı su miktarının da sadece % 1'i kullanılabilir durumdadır. Geçtiğimiz yüzyılda dünya nüfusu 4 kat artarken, su ihtiyacı 9 katına çıkmıştır.
Milyonlarca insanın su ihtiyacı karşılanmazken, emperyalist tekeller için su kaynakları seferber edilmiştir. Kapitalist sanayi, geçtiğimiz yüzyılın başında kullandığı su miktarının TAM 40 KAT FAZLASINI kullanmaktadır.
Tekellerin aşırı, kontrolsüz ve plansız tüketimleri, yanlış sulama, çarpık sanayileşme, kapitalistlerin aşırı kâr hırsından dolayı arıtma tesisleri kurmaması ve su kaynaklarını kirletmesi ile ortaya SU SORUNU çıkarılmıştır.
"Dünya Ticaret Örgütü, daha 1995'te ‘... tüm kamu sağlığı ve çevre yasalarını ticaretin önündeki engeller olarak gördüğünü' açıkça ilan etmişti." (Halk Gerçeği, 15 Mart 2009, sayı:1)
Yani tekeller; "ben kullanır, kirletir, tahrip ederim" diyor, hiçbir tedbir, yasa tanımayacağını ilan ediyordu.
Emperyalist tekellerin şantaj ve tehditle kabul ettirdiği Çok Taraflı Yatırım Anlaşması'nın (MAİ), yeni sömürge ülkelere dayattığı maddelerden biri de şuydu; "Doğal kaynakların tüketiminde toplumsal çıkarların gözetilmesi şartı kaldırılacak."
Milyarlarca insanın ihtiyaçlarının, sağlığının hiçe sayıldığı bundan daha açık ifade edilemez zaten.
KAPİTALİZM AÇIKÇA KATİL OLDUĞUNU İLAN EDİYOR...
EMPERYALİST TEKELLER AÇIKÇA, SAKLAMADAN; ‘çıkarlarımız için öldürmeye, su kaynaklarını kirletmeye, tahrip etmeye devam edeceğiz' diyor.

Su sorununu yaratan vahşi kapitalizmdir
Bugün dünyada kullanılan suyun %85'i, emperyalist ülkelerdeki nüfusun %12'si tarafından kullanılmaktadır. Yoksul ülke halkları susuzluktan kırılırken, emperyalist ülkeler suyun neredeyse tamamına yakın bir bölümünü kullanmaktadırlar.
"Günlük ortalama su kullanımı ABD'de 575 litre, Avrupa'da 200-300 litre olmasına rağmen yeni-sömürge ülkelerde yaşayan halkların beşte biri insan hakkı olarak kabul edilen en az günde 20 litre suyu dahi bulamamaktadır." (age)
Yoksul ülke halkları, kendilerinden 250 kat daha fazla su tüketen Amerikalılar'a, 150 kat daha fazla su tüketen Avrupalılar'a göre, suyu daha mı az seviyorlar acaba?
Yoksul ülke halklarının suyu sevmedikleri ya da suyu kullanmak istemediklerini hiç kimse iddia edemeyeceğine göre, farklılığın nedeni başkadır.
Sağlık koşullarının asgari düzeyde sağlanabilmesi için bir kişinin günde en az 50 litre suya ihtiyacı olduğunu söylüyor bilim...
Örneğin, 150 milyon nüfuslu geri bıraktırılmış Bangladeş'te, suyun kirli ve zehirlenmiş olmasının sonucunda binlerce çocuk ölmekteydi. 1970'lerde her yıl sadece ishalden 250 bin çocuk öldüğü geçiyordu kayıtlara.
Katledenler sonra "çözüm" bulmak için, "temiz" olduğu düşünülen kaynaklardan kuyu suyunu borularla diğer bölgelere taşıdılar. Bangladeş halkı, yıllarca BM ve Dünya Bankası tarafından açılan bu kuyulardan su içti.
Ancak 1990'da, milyonlarca kuyuda arsenik olduğu ve yıllardır halkın zehirlendiği ortaya çıktı. 20 milyon kişi bu zehirden etkilenmişti ve her yıl ortalama 13 bin kişi, bu zehirin yol açtığı kanser sonucunda ölmüştü.
Emperyalistler, milyonlarca kuyu açarken, açtıkları kuyulardaki suyu tahlil etme gereği bile duymamışlardı. O suyu kullanacak olanların bir değeri yoktu nasıl olsa, onlar ölebilirdi. Bir ölçüm milyonlarca insanın yaşamını kurtaracakken, bunu yapmamışlardı.
Su kaynaklarının ve suyun özelleştirilmesi, ülkemiz örneğinde de yaşandığı gibi yaygınlaşmaktadır. Dünya Bankası, IMF gibi emperyalist kurumlar, yeni sömürge ülkelere kredi verirken suyun özelleştirilmesini de şart koşmaktadırlar.
Bu da demektir ki, daha çok çocuğumuz ölecek, susuzluktan ya da kirli sudan...


"Doğal kaynakların tüketiminde toplumsal çıkarların gözetilmesi şartı kaldırılacak."
İmza: MAİ'yi imzalayan tüm emperyalist ve yeni-sömürge ülkeler

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Kapitalizmin Ahlaksızlığı

Mesaj  Misafir Bir Paz Mayıs 02, 2010 11:21 pm

Cinselliği 'Ticari Sektör' Haline Getiren
Kapitalizmin Ahlaksızlığıdır!

Cinsellik, kapitalizm için bir soygun ve sömürü alanıdır..
Böyle olduğu için de, cinselliği kışkırtmak, saptırmak, hayvanileştirmek, tüketim nesnesi haline getirmek, kapitalist için daha fazla kâr demektir!

Cinsellik, kapitalizm için kitleleri etkisizleştirecek bir yozlaştırma aracıdır...
Böyle olduğu için de, cinselliği kışkırtmak, saptırmak, hayvanileştirmek, kapitalist için siyasi anlamda da "kârlı"dır.


Fuhuş, yani insanların bedenlerini para karşılığı satmasının tarihi oldukça eskiye dayanır. Feodal dönemde, genelev benzeri yerlerin oluşmaya başladığı da bilinir. Ama fuhuş da dahil olmak üzere cinselliği başlı başına "ticari bir faaliyet alanı" haline getiren kapitalizmdir.
Kapitalizm, onu bir çok alt kollara ayrılan bir ticari faaliyet haline getirmiştir.
Genelevler, pornografi, çocuk fuhuşu, cinselliğin tatminine yönelik özel işletmeler, cinsellik üzerine basın yayın ürünleri, bütün bunlar saklı gizli değildir. Bunlar, kapitalizmin yasal kurumları, yasal ticaret alanlarıdır...
Çocuk fuhuşu için yapılan uluslararası turizm turları, dünyanın tüm kapitalistlerinin ve polisinin bilgisi dahilindedir.
Emperyalizm, fuhuş konusunda öyle bir bataklık içindedir ve fuhuşu meşrulaştırıcı, yayıcı rolü o kadar açıktır ki, emperyalistler sık sık bu konuda ne kadar ciddi mücadele ettiklerine dair manevralar, şovlar yapma ihtiyacı duymaktadırlar. Emperyalistlerin fuhuşla mücadeleye ne kadar önem verdiklerini(!) göstermek için başvurdukları yöntemlerin en çarpıcılarından biri, NATO'nun 2004 yılında İstanbul'da yapılan zirvesinde alınan kararlardan birinin de, "fuhuşla mücadele" olmasıydı.
Ama bu tür göstermelik kararlar, politikalar, Avrupa'nın fuhuşun dünya çapındaki merkezi olduğu gerçeğini de değiştirmemektedir.

Alıcı belli, satıcı belli
İşte bir çocuk fuhuşu raporu; (Rapor, Uluslararası Çocukların Savunması Örgütü adlı kurum tarafından hazırlanmış.)
Doğu Avrupa'dan Batı Avrupa'ya çocuk ticareti yapılıyor. Doğu Avrupa ülkelerinden zorla, parayla, kaçırma yöntemiyle toplanan çocuklar, 8 "alıcı" ülkeye (İngiltere, Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, İtalya, Norveç ve Hollanda) gönderiliyor.
Satıcı belli, alıcı belli.
Rapor diyor ki, "8 batılı ülkedeki yasalar, bu ticaretin boyutuyla mücadelede yetersiz".
Oysa sorunun yasalarla ilgisi yok.
2006 yılı rakamlarına göre, dünyada her yıl 5-15 yaş arasında 2 milyon çocuk fuhuş pazarına sokuluyor. (Fuhuş pazarına çocuk taşınan ülkelerden birisi de Türkiye'dir.)
Böyle büyük boyutlarda bir sorun için yasaların yeterliliği-yetersizliğiyle açıklama getirmek sorunu fazla hafife almaktır.
İnternette 100 bini aşkın çocuk pornografisi sitesi bulunmaktadır. Ve en önemlisi bu sitelere herkes kolayca ulaşmaktadır. Bunların engellenememesi diye bir şey söz konusu değildir.
Hemen bütün kapitalist ülkelerde "striptiz klüpleri", "masaj salonları" ve benzeri adlar altındaki fuhuş merkezleri, "yasal işyeri" statüsündedir.

Yasal "Fuhuş Turizmi"
Dünyanın dört bir yanından belli fuhuş merkezlerine özel uçaklar kaldıran turizm şirketleri, zenginlere her tür sapıklıkları için "alternatifler" sunmaktadırlar. Bu alternatiflerin içinde aleni olarak çocuk fuhuşu da vardır. Özel olarak Filipinler'den Tayland'a, Brezilya'ya kadar bir çok ülkeye yönelik çocuk fuhuşu için turlar düzenlenmektedir.
Peki bu turlarda kullanılan uçaklar, otobüsler, illegal yerlerden mi kalkıyor? Bu turları düzenleyen turizm şirketleri illegal mi?
Hayır, her şey açıktır, alenidir.
Yoksul Tayland, fuhuş turizmi denilince akla ilk gelen ülkelerdendir. Ve Tayland'ın yoksul çocukları tüm dünyanın gözleri önünde sapıkların zevk nesnesi haline getirilmişlerdir.
"Fuhuş turizmi"nin olduğu bir dünyada, fuhuşun emperyalist sistemin dışında olduğu düşünülemez
Latin Amerika ülkelerinde fuhuş yaptırılan çocukların sayısının 40 milyonu aştığı belirtilmektedir.
Asya ülkelerinde fuhuş ticaretinde kullanılan 16 yaşın altındaki çocukların sayısı 2 milyondur.
"Refahın beşiği, özgürlükler ülkesi" ABD'de 400 bini aşkın çocuğa fuhuş yaptırılıyor.
Rusya, Japonya, Avustralya gibi bir çok ülkede çocuk yaşta fahişeler alenen pazarlanmaktadır. Fuhuş ticaretinin yaygın olduğu ülkeler, ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi emperyalist ülkeler, yine Sri Lanka, Güney Afrika, Angola, Kolombiya, Tayland, Nepal, Hindistan... gibi ülkelerdir.

Fuhuş uyuşturucu
birlikteliği
Dünya çapında uyuşturucu kullananların sayısının yarım milyar civarında olduğu belirtiliyor. 2006 yılına ilişkin bir rakam uyuşturucu kullananların oranının dünya nüfusunun 12'de 1'i olduğunu söylüyor. Uyuşturucunun bu kadar yaygınlaşması, emperyalist devletlerin dışında olabilir mi? Uyuşturucu ile fuhuş her zaman yanyana olmuştur. Birinin yaygınlaşmasını her zaman diğerinin yaygınlaşması izlemiştir.
BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC), 2003 yılında bir rapor hazırlıyor. Raporda, uyuşturucu kullanımının yaygınlaştığı ve kullanım yaşının da 11'e kadar düştüğü saptanırken, bu sonucu ortaya çıkaran nedenlere ilişkin son derece çarpıcı bir tespit dile getiriliyor: "Artan ulaşılabilirlik ve fiyatlardaki düşme, madde kullanımı artışının nedenlerinden biridir."
Basit bir soru geliyor burda akla. Tüm ülkelerde polis teşkilatları sürekli güçlendirilirken, her taraf kameralarla donatılırken, nasıl oluyor da, insanlar artık uyuşturuculara daha kolay ulaşabiliyor?
Bugün Hollanda'dan Danimarka'ya kadar çeşitli ülkelerde, uyuşturucu kullanımı yasal hale getirilmiştir ve başka emperyalistler de aynı yoldadır. Fuhuş zaten çok eski zamanlardan beri aleni ve yasaldır. Ama Filipinler, Tayland, Hollanda, Fransa, Brezilya gibi ülkeler, belli şehirlerini çok açık bir şekilde teşvik ederek, destekleyerek "dünyanın fuhuş merkezi" haline getirip, bu özelliğiyle de reklamını yapmaktadırlar.

Fuhuş, halkları aşağılama ve onursuzlaştırma aracıdır
Fuhuş, halkların onuruna saldırıdır ve bu emperyalistlerin "en iyi bildiği" saldırı türlerinden biridir. Bugün Avrupa ülkelerinde fuhuş ticaretinde kullanılan kadınların büyük bir bölümü Balkanlar'dan getirilen kadınlardan oluşuyor. "Barış" adına, diktatörlüklere son verme adına Balkanlar'ı doğrudan ve dolaylı işgal eden emperyalistler, bir çok yerde yönetime fiilen müdahale eden NATO, bu kadın ticareti trafiğinin göbeğindedirler. Sayısız raporla kanıtlandı ki, Kosova'da 11 yaşına kadar kızlar, NATO askerleri tarafından seks kölesi olarak kullanılıyor, satılıyor. NATO'nun mantıken hiç ilgisi olmayan bir konu olmasına rağmen, "fuhuşa karşı mücadele" kararları alması, işte bu pisliklerini gizlemek içindir.
Emperyalist işgalciler, girdikleri hemen her yere, tecavüzlerle girdiler, oralarda fahişeliği teşvik ettiler, bizzat örgütlediler, ticaretini yaptılar..
Vietnam'da devrimin zaferi ilan edildiğinde, emperyalistler geride 150 bin fahişe bırakmışlardı. Fahişeliğe zorlamak, fuhuşu yaygınlaştırmak, emperyalistlerin kadınların kurtuluş kavgasında oynadığı rolü zaafa uğratmak, halkın değerlerini çürütmek için başvurduğu bir politika olmuştur hep.
1950'de Kore, Amerika ve NATO üyesi ülkeler tarafından işgal edildiğinde, binlerce kadına tecavüz edilmişti.
1991-92'de Somali'den göç etmek zorunda kalan yüzbinlerce yoksul, Kenya'daki NATO denetimindeki mülteci kamplarına yerleştirildi. Kamptaki kadınlara, resmi raporlara geçtiği gibi, dört yaşındaki kız çocuklarına bile tecavüz edildi, kadınlar fuhuşa zorlandı. 1994-95'de Ruandalı kadınlar da yaşadı aynı şeyleri. Yaşatanlar, uygar Avrupa'nın ve Amerika'nın, uygar komutanların yönetimindeki askerleriydi..
1990'larda emperyalistler, NATO şemsiyesi altında Yugoslavya'ya saldırdılar. Bosna-Hersek, Kosova ve Makedonya işgal edildi. Bosna savaşında 20 bin kadının tecavüze uğradığı geçti raporlara. Bosna ve Kosova'nın NATO askerlerinin üssü haline gelmesinin ardından bu iki ülke, "fuhuş merkezi" olarak anılmaya başladı.
Irak işgalinde işgalcilerin halkı aşağılamak, kendi otoritelerini kabul ettirmek, işgalin güçlü, halkın güçsüz olduğunu göstermek için başvurdukları yöntemlerin içinde yine tecavüz vardı. Gerek hapishanelerde, gereksede dışarıda, işgalci Amerikan askerleri, kadın ve erkeklere tecavüz ettiler.

Cinselliğin körüklenmesi, fuhuşun yaygınlaştırılması, emperyalist bir politikadır
İşgal ettikleri ülkelere demokrasi ve uygarlık götürdüğünü söyleyen emperyalist sistem, yaşamda, insani değerlerde, kültürde, sanatta, sinemada, bilimde tam bir çürüme ve çöküş yaşamaktadır.
İnsana dair olan hiçbir alanda yeni, yararlı, geliştirici şeyler üretememekte, olanları da kirletmektedir.
Emperyalistler yoz ve dejenere kültürel saldırıları ile başta kendi halkları olmak üzere milyarlarca insanın beynine saldırarak, ahlaksızlığı, sapkınlığı, bencilliği, bir hayvan gibi yaşamayı dayatmaktadırlar.
Bunun için filmler, müzikler, porno endüstrisi, televizyon dizileri ile bencilliği, çürümeyi yeni sömürge ülke halklarına empoze etmektedirler.
Amerikan emperyalistlerin laboratuvarları yeni sömürge ülkelerdir. Fuhuşun, çocuk pornosunun, uyuşturucunun, çeteleşmenin önünü açarak, halkları çürüterek, halkların tüm dinamiklerini körelterek, o ülkeleri sömürgeleştirmekte, yağma ve talan etmekte, daha "rahat" edebilecekleri bir sonuç elde etmektedirler.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ÇÜRÜTEN BU DÜZENDİR

Mesaj  Misafir Bir Paz Mayıs 02, 2010 11:22 pm

Milliyetçiyiz deyip çürüttüler!
Muhafazakarız deyip çürüttüler!
Laikiz deyip çürüttüler!
İslamcıyız deyip çürüttüler!

Çürümek; sözlük anlamıyla bir insanın çökmesi, yıpranmasıdır. Çürüyen, çürümüş bir insanı dışardan baktığımızda hemen ayırt etmemiz güçtür. Çürüyen bir bitkiyi ya da hayvanı ayırtetmek daha kolaydır.
Çeşitli etkilerle ve en çok da mikropların etkisiyle kimyasal değişikliğe uğrayan bitki ya da hayvan bozularak, dağılır. Çürümeyi görür, insanı bayıltan kokusunu duyarız. O koku dayanılmazdır. Bu aynı zamanda bir bitkinin, hayvanın fiziksel ölümüdür.
İnsanın çürümesi ise fiziksel bir değişimden çok düşüncede, yaşamda bozulma ve dağılmadır. Bunun için hastalık saçan mikroplar değil ama insanın çökmesini sağlayan, beynini bombardımana tutan emperyalizmin yoz ve sapkın düşünceleridir.
Zira çürümek fiziksel bir değişimden çok insanın kendi değerlerini, kültürünü, ahlakını, insan olmasını sağlayan tüm özelliklerini yitirmesidir. İnsan olarak çökmesi, dağılması, etrafa "pis kokular" saçması, varlığıyla zarar vermesidir.
Elbette kötülük, sapkınlık, ahlaksızlık, insanların genlerinde gizli değildir. Ya da insanlar doğduğunda alınlarında yazılı değildir tüm bunlar.
O nedenle karşımıza çıkan her sapkınlıkta, her vahşette, her insanlık dışı saldırıda, olayda yer alanlar başka bir gezegenden gelmediler.
Nitekim İzmir'de 3 kişiyi öldürdüğü söylenen Hamdi Ayrı Mardin'den İzmir'e çalışmak için gelen, mahallede birçok insanın tanıdığı biridir. Yani sıradan biridir. Hergün sokakta karşılaştığımız insanlardan birisidir.
Yine Siirt-Pervari'de çocuklara tecavüz edecek kadar insanlıktan çıkarılmış çocuklarda, civar köylerde oturan yoksul köylülerin çocuklarıdır.
Hergün yaşanan böyle onlarca olayda, saldırıda, tecavüzde, saldıranda, saldırılanda sıradan, sokaktaki insanlardır. Halktır...

Bir ülke için utanç
tanımı: Tayland gibi...
Dünyada her yıl yaklaşık 1 milyon 800 bin yoksul çocuk, çocukluğunu yaşayamadan, ailesinden türlü vaatlerle ve zorla alınarak çocuk fuhuşunun içine sokuluyor.
Her yıl yoksul ülkeler, çocuklarını fuhuş sektörünün baronlarına kaptırıyor. Kaçırılan, türlü vaatlerle alınan yüzbinlerce çocuk, emperyalist ülkelerdeki porno sektörünün para kazanılan, sömürülen birer nesnesi haline getiriliyorlar.
Çocuk ticareti yapan şebekelerin, büyük vurgunlar vuran mafya çetelerinin, 7-12 yaş arasındaki bu çocukları kaçak olarak götürdüğü ülkelerden biri de Türkiye.
Özendirilen, istenildiği zaman kolayca bulunan, yayılmaya çalışılan çocuk pornografisi son 10 yılda ciddi bir artış gösterdi. Çocuklarımızın on yıllardır emeğini sömüren emperyalistler, bir yandan da onların sapıklıkları için kullanmakta, yaşamlarını sömürmektedirler.
Türkiye'nin önlem alınmazsa Tayland gibi çocuk fuhuşunun pazarlandığı bir merkez haline gelebileceğini belirten çocuk araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. Oğuz Polat, önlem alınmasını istiyordu.
Yine çocuk pornosu CD'leri daha önceleri emperyalist ülkelerde çekilirken şimdi Türkiye, bu tür filmlerin çekildiği ülkelerin başında gelmektedir.
Ve en tehlikelisi Türkiye'de çocuk fuhuşuna özendiriliyor gençlik. Özellikle çocuk pornosu sitelerine Türkiye'den çok fazla talep geldiği bilinmektedir.
Milliyet gazetesinde çıkan bir haberde, İstanbul'un özellikle zenginlere yönelik fuhuşun merkezi olduğu belirtilerek; "Eskiden bu işler için Avrupa'ya gidilirdi. Şimdi en iyisi İstanbul'da bulunuyor."(Milliyet,28 Aralk 2003) Bu haberin başlığı aynen şudur: "İstanbul seks ticareti üssü"
Kısacası turizmi geliştirmek adına ülkemizi, iğrenç ilişkileri için kullanmaya çalışıyorlar bugün...
Yukarıdaki başlığa hiçbir iktidar itiraz etmemiştir. Devletin ve İstanbul'un yöneticileri bunu hiç tekzip etmediler. Belki de memnundular, bunu da bir reklam saymışlardı!

Çürütülen bir toplum ve uyuşturucu üretim ve sevkiyat üssü Türkiye!
Uyuşturucu ticaretine giren Doğu ve Güneydoğu'daki aşiretleri, uyuşturucunun nasıl zengin ettiği üzerine bir tekerleme kullanılırdı 1990'lı yıllar boyunca.
"Bir kilo toz, bir otobos"...
Bir kilo uyuşturucu satan bir otobüs alacak para kazanmaktaydı. Bu tekerleme on yıllardır para yüzü görmemiş, boğaz tokluğuna yaşamış olan aşiret üyelerinin bir kilo uyuşturucu satması durumunda "hayatlarının kurtulacağını" söyleyen tılsımlı bir tekerlemedir.
Yoksul, işşiz, aç yüzbinlerce insan, bir çırpıda köşeyi döneceği, bir çırpıda zengin olacağı bu fırsatları kaçırmamaya özendirilmekteydi.
Çürüme tam da burada başlamaktadır. Hakkını aramak, iş istemek, emeğiyle mücadele etmek yerine böyle asalakça ve ahlaksızca kazanç ve ilişkiler meşrulaştırılmıştır.
Satacağı, taşıyacağı uyuşturucunun binlerce insanı nasıl zehirleyeceği, öldüreceği, sakat bırakacağı umurunda bile değildir. Orada sadece alacağı para vardır. Çürüme işte binlerce insanın zehirlenmesi karşılığında sadece parayı düşünebilmektir.
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Bürosu'nca (UNODC) hazırlanan "2009 Dünya Uyuşturucu Raporu" na göre, Türkiye, dünya üzerinde en çok eroin ele geçirilen ikinci ülkedir.
Türkiye'de uyuşturucu kaçakçılığında 2005'te yedi bin olay saptanırken; 2007'de bu sayı dokuz bine yükseldi...
Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezi'nin (EMCDDA) raporuna göre , "2001-2006 yılları arasında Türk güvenlik güçlerinin operasyonlarında el konulan eroinin de geçmiş döneme göre yaklaşık üç kat arttığı" belirtiliyor.

Para getirsin de,
fuhuşla getirsin...
Halk bir yandan ağır baskı koşulları ile kuşatılıyor, örgütlenmesi engelleniyor, diğer yandan ise uyuşturucunun, fuhuşun, her tür sapkınlığın önü açılıyor.
Fuhuş mahallelere giriyor, sıradan ev kadınları, genç kızlar pırıltılı yaşamların özendirmesi ile bir süre sonra fuhuş bataklığı içine çekiliyordu.
Örneğin, Rusya, Gürcistan, Romanya, Moldovya, Ukrayna gibi ülkelerden yüz binlerce kadın fuhuş için Türkiye'ye getiriliyordu. Fuhuş büyüyen dev bir sektör olurken, halkıda çürütüyordu.
"Trabzon'a turist gelmiyor, Nataşa da. Feribot seferleri iptal oldu. Herkes Nataşa edebiyatını bıraksın. Bu insanların 1 milyon dolar gelir sağladığını unutmayalım."
Fuhuşu alenen savunan eski MHP Trabzon Milletvekili Orhan Bıçakçıoğlu 1 milyon dolar gelir ile ilgiliydi.
Çürüme öyle bir boyuta gelmiştir ki, bir faşist milyonlarca insanın yüzüne baka baka fuhuş turizmini para için savunabilmiştir.
Yoksulluk, açlık, işsizlik kıskacında ki milyonlara çözüm olarak düzenin sunduğu çözümler bunlardır. Yoksulluğun egemen olduğu her toplumda düşkünlük, çürüme, tüm değerlerin ayaklar altına alınması kaçınılmazdır.

Çürüme sonuçtur
sorumlusu tüm
düzen partileridir
Siirt'te 2 yıl boyunca 7 kız çocuğuna tecavüz edilmesi ve bunun bilinmesine karşın, gizlenmesi, tecavüz içinde resmi yetkililerin olması sanki ilk defa yaşanıyormuş gibi tartışılıyor.
Manisa'nın Alaşehir İlçesinde yaşları 14 ile 16 arasında değişen ikisi kız, biri erkek üç çocukla cinsel ilişkiye girip, fuhuşa teşvik ettikleri gerekçesiyle gözaltına alınan 28 kişiden 26 kişi tutuklandı.
İstanbul Çatalca'da evlenme vaadi ile kandırılarak kaçırıldıktan sonra tecavüze uğrayan daha sonra fuhuş yapması için zorla alıkonulan 16 yaşındaki bir kız "kurtarıldı".
Bunlar sadece son günlerde tartışılan 3 örnek oldu. Ancak buna benzer onlarca örnek yaşandı, yaşanıyor.
Yine raporlar söylüyor: ülkemizde yılda 7.000 çocuk tecavüz ve tacize uğruyor. Bu, hiç kuşku yok ki, bilinebilen, öğrenilebilenlere dair bir rakamdır. Gerçek rakamı bilmek zordur, ama bu rakamın bir kaç katı olduğunu söylemek mümkündür.
Artık bu tür sapkınlıklar, Anadolu'nun küçük ilçelerinde bile yaşanmakta tıpkı Siirt'te olduğu gibi örtbas edilebilmektedir. Çürütülen toplum hızla değer yargılarını yitirmekte, her türlü sapkınlığa savrulmaya açık hale gelmektedir.
Bu tablonun elbette sorumlusu düzen partileridir. AKP'si, CHP'siyle, Koçları, Sabancıları, Ülkerleriyle milliyetçilik, muhafazakarlık, islamcılık perdesi arkasında emperyalist kültür ile toplumu çürütüyorlar...
Emperyalizmin, oligarşinin kültür politikası ile gencecik insanlar daha küçük yaşta cinselliğe yönlendirilerek, cinsellik etrafında şekillendiriliyor.
Okuması, düşünmesi, örgütlenmesi, kendini üretmesi engellenen gençliğe bu düzen tek yol bırakmaktadır. O yol da sadece, uyuşturucu, fuhuş ve yozlaşmadır.
Uyuşturucuya başlama yaşı 8-9'a kadar düşmüştür. İlkokul öğrencilerinden dahi uyuşturucu kullanmış-kullanmakta olanların bulunduğu düzenin kendi kurumlarınca yapılan araştırmalarla açıklanmıştır..
O nedenle bugün yaşananlar sadece üç-beş sapık gencin sapıklığı ile açıklanamaz. Gençliği bu hale getiren, yıllardır izledikleri politikalar ile halkı sindirmeye çalışan, yozlaştırma politikalarını dayatan tüm iktidar partileridir.
Çürüyen ve çürüten AKP'si, CHP'si, MHP'si, DP'si, DSP'siyle, tüm iktidarlardır.
Ve daha da önemlisi 50 yılı aşkın bir zamandır, iktidar da olan sağcı-muhafazakar, dinci partilerdir. Denilebilir ki, on yıllar boyunca bu partiler iktidar oldu. Bugünkü tablo birdenbire ortaya çıkmadı. On yılların sonucudur.
Bu iktidarları yıllarca destekleyen, asıl iktidar sahipleri Koçları, Sabancılar'ı, Zorlular'ı, Doğanlar'ı, Ülkerler'iyle tüm tekelci burjuvalar sorumludur bugünkü tablodan.
Yine izledikleri yoz ve halk düşmanı yayın çizgileri ile Hürriyet'i, Vatan'ı, Zaman'ı, Yeni Şafak'ı, Sabah'ıyla tüm burjuva medya sorumludur bugünkü durumdan.
Çok eşliliği, çocuklarla evliliği, parayla kadın satın almayı meşrulaştıran tüm tarikatlar sorumludur.
Özellikle bu tür ilişkiler, sapkınlıklar tariktalar tarafından din ile meşrulaştırılarak sürdürülmektedir.
Yine bir ayakları uyuşturucu, bir ayakları ile her tür pis işin içinde olan Bucaklar'ıyla, Sazaklar'ıyla tüm aşiretlerdir bu tablonun sorumlusu.
Bugünkü tablo psikolojik tahliller ile saklanamaz.
Bugünkü tartışmalar da bu tablonun nedenleri, niçinleri ve sorumluları yoktur. Sanki öylesine yaşanmış sıradan örneklermiş gibi değerlendirilmektedir.
Bugün Siirt'te ortaya çıkan tablo 60 yıllık politikaların sonucudur. Emperyalizm ile girilen ilişkiler sonucu adım adım bugüne gelinmiştir.
Dinci geçinen AKP iktidarının 8 yılında fuhuş patlaması yaşa nmıştır. Kumar ve içki yaygınlamıştır. Ve AKP bu politikaları teşvik etmektedir. Bu tabloyu yayın yasakları ile ört bas kendisini kurtaramaz AKP...

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kapitalizm katildir!

Mesaj  Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz