Giriş yap

Şifremi unuttum

En son konular
» Laptop bu hale getirdi!
Çarş. Ekim 20, 2010 10:05 pm tarafından AMEDEUS

» .........
Perş. Ekim 14, 2010 3:56 pm tarafından AMEDEUS

» manzara
Çarş. Ekim 13, 2010 9:26 pm tarafından Deniz

» manzara fotoğrafları
Çarş. Ekim 13, 2010 9:18 pm tarafından Deniz

» Paydos/ C.Sıtkı Tarancı
Salı Ekim 05, 2010 2:49 pm tarafından AMEDEUS

» logo..........
C.tesi Ekim 02, 2010 11:45 pm tarafından ezgi

» ..................
C.tesi Ekim 02, 2010 2:09 pm tarafından DicLe

» Çile
Salı Eyl. 21, 2010 2:01 pm tarafından AMEDEUS

» Görmemişin bebeği olmuş...
Salı Eyl. 21, 2010 12:27 pm tarafından DicLe

» facebooktan video indirme
Salı Eyl. 21, 2010 10:08 am tarafından ezgi

» Taş atan çocuk
Ptsi Eyl. 20, 2010 5:00 pm tarafından DicLe

» BARIŞ
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:27 pm tarafından DicLe

» BEKLENTİSİZ....
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:24 pm tarafından DicLe

» UZAKTAN ...
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:22 pm tarafından DicLe

» CAN YÜCEL'DEN MAL BEYANI
Perş. Eyl. 16, 2010 1:36 pm tarafından yoll

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:20 am tarafından ezgi

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:15 am tarafından ezgi

» ŞİİR
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:08 am tarafından ezgi

» Kamuflaj
C.tesi Eyl. 11, 2010 5:32 pm tarafından AMEDEUS

» UZAK
Çarş. Eyl. 08, 2010 5:05 pm tarafından ezgi

» Yeşillik
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:59 pm tarafından ezgi

» Salam Gibi
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:57 pm tarafından ezgi

» Benlik_Oruç Aruoba
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:56 pm tarafından ezgi

» BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:54 pm tarafından ezgi

» Pembe Deniz
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:51 pm tarafından ezgi

» HAYAT
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:48 pm tarafından ezgi

» Benim Yazdığım Sen
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:47 pm tarafından ezgi

» Seviyorum Seni
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:46 pm tarafından ezgi

» BERFİN
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:44 pm tarafından ezgi

» Bahar Gelmiş
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:43 pm tarafından ezgi

Anket
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En iyi yollayıcılar
DicLe
 
AMEDEUS
 
yoll
 
Deniz
 
yelken
 
ezgi
 
NezBe
 
Devrim
 
mad men
 
Surgun
 

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 111 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 7:00 am tarihinde online oldu.

Öğretmenimiz

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Öğretmenimiz

Mesaj  Misafir Bir Paz Ocak 10, 2010 2:00 pm

UNUTMAK DEĞİL

UNUTMAYA KARŞI

ÖNLEM ALMAMAK

SORUMSUZLUKTUR

Unutmak meşrulaştırılamaz elbette, ama madem unutuluyor, o zaman önemli olan önlemlerini almaktır.

Herkes kendi belleğinin kapasitesini bilir.

Bunu bir olay haline getirmeden önlem almalıyız.

Yöntemler tükenmez.

Bir insan bir bakışta, herhangi bir şeyi aklında tutar, bir başkası iki üç kez tekrarlayarak aklında tutar, daha da olmazsa, çok tercih etmesek de, SADECE kendisinin anlayabileceği notlar tutar, yöntemler geliştirir. Özetle, unutma diye bir gerekçe olamaz, sorun sonuç almak için çırpınmak ve beyni disipline etmektir.

Aklımızda tutamayacağımızı bildiğimiz noktada, ki bunu herkes istisnasız herkes bilir, farklı yöntemleri devreye sokarız... Olay bu kadar basittir.

Ve konsantrasyon; bir işe yoğunlaşmak, unutmanın önüne geçme yollarından en önemlisidir.

Gecesi gündüzü o iş olan bir insan, unutsa dahi o yoğunluk içerisinde hatırlayacaktır.

Yoğunlaşma, o işi düşünmektir, düşünürken unuttuklarının dışında onlarca başka şey aklına gelir.

Yoğunlaşmak, bir işi takip etmektir, bir iş yapılırken kimin neyi nasıl yapacağını neyi eksik bırakabileceğini öngörmektir, bilmektir.

Yoğunlaşmak herhangi birisi bir şeyi anlatırken, o anlatım içerisinde doğruyu, abartıyı, yanlışı hatta polisiye olanı sezmektir. Sezeceksiniz, sezgileriniz güçlü olacak, aksi halde kurnaz, tembel, kaytarmacılar, sizi parmağında oynatır, her türlü serseriliği yaparlar.

Bunları önleyemiyorsak ya yoğunlaşmamız yoktur veya azdır.

Programsızlık, unutkanlık, boğulma hepsinin temelinde sonuç alıcı, iddialı devrimci bir çalışmanın olmayışı vardır.

Merak etmelisiniz, yönettiğiniz arkadaşlar neyi nasıl yaptılar, merak etmelisiniz.

Nerede ne oldu, falanca arkadaşımız ne yaptı, acaba başardı mı , nerede takıldı, nerede eksik kaldı?... Bu tür meraklarımız olsa eminiz onlarca yöntemle o gün orada ne olup bittiğini öğreniriz. İllegal olmak, uzak olmak, yüzyüze olmamak asla engel olamaz.

Yoğunlaşmamak, sonuç alamamak, devrimci çalışmayı bir bürokratın rutin işleri haline getirir ki, orada devrimcilik bitmiştir artık. Sadece şeklen vardır. Ve bu türler yüzleri devrimci, ruhları düzeniçi olanlardır ve saflarımızdaki en tehlikeli kişiliklerdir, ikiyüzlüdürler. Olmazcılığı meşrulaştırırlar, kendileri çürür ve çevrelerini de çürütürler.

Hakim olmalıyız.

Yoğunlaşarak, düşünerek, yönettiğimiz ve ilgilendiğimiz her şeye ama her şeye hakim olmalıyız.

Hakim olursak, olayların peşinden sürüklenmeyiz.
İradi oluruz.

Devrimcilik, sonuç alıcılıktır. İddialı olmaktır, bir coşku ve motivasyon halidir.

Bunun azaldığı yerde aylarca ve yıllarca bilinemezcilikler içerisinde bunalırız.

Sonuç vahimdir; olmuyor olmuyor olmuyor...

Olmayan ne? Olmayan, beynin disiplinsizliğidir. Peki beyin niye disiplinsiz? Çünkü beyin, düşünmeye alıştırılmamış, beyin konformist ve tembel... Düşünmek zor geliyor, bunun yerine olayların peşinden sürüklenmek, hazırlopçuluk tercih ediliyor. Bunu yapmak ise, herhangi bir beyin faaliyeti istemiyor.

Düşünmeyen beyin okumaz, yazmaz, eğitmez, sonuç almaz, yoğunlaşmaz. Her şeyi unutur.
Düşünmeyen beyin ahmaklaşır.

Düşünmeyen beyin tembelleşir.

Şikayet eder, sekterdir, insan beğenmez, çözümsüzdür, iddiasızdır aslında, kendine güvensizdir.

Biz girdiğimiz her yere, konuştuğumuz her kişiye moral coşku inanç taşımalıyız. İnsanlar bizde devrimi, yarını görmelidir.

Böyle miyiz?
Unutan bir insan böyle değildir. Unutur, önce basit saydığı tek tük işleri unutur, sonra birkaç şeyi unutur, sonra unutma meşrulaşır. Unutur ha unutur, her şeyi unutur. Ve bir bakar, hayat da onu unutmuştur. Devrim devrimcilik, onu unutmuştur. Savrulur gider unutkanlıkları ile beraber düzene.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Öğretmenimiz

Mesaj  Misafir Bir C.tesi Şub. 13, 2010 8:27 pm

SAVAŞANLARIN SÖZLERİ

SİLAH GİBİDİR.

SAVAŞANLARIN DİLİ İLE

KONUŞMALIYIZ


Sorumlularımız; beyinlerini büyütecek, bunun yolunu yöntemlerini bulacak.
Sorumlularımız; temel sorunlarını aşmak için düşünmeli ve kendini eğitmelidir.
Sorumlularımız; nedenleri bulmak zorundadır.
Nedir bunlar?

Sorun; bilinç eksikliği mi, politika bilme eksikliği mi, öğrenme ve kendini eğitme konusunda eksiklik mi?..
Her ne ise, sonuç;
Devrimciliği kavrayış tarzımız konusundaki eksik ve çarpıklıktır.

Sorumlularımız; okumuyorlar, kendini geliştirmek, öğrenmek için çaba harcamıyorlar.

Bunun yerine günlük, basit didişmelerle, çekişmelerle, yaşam içinde çok doğal karşılaşılıp çözülebilecek sorunlarla uğraşıyor ve onların arasında boğuluyorlar.

Bu nedenle her şeye hazırım demek yetmiyor.

Kendini geliştirmez, insanlarla yaptığı tartışmalar ve kendisi üzerine düşünüp eğitimini sürekli kılmazsa, yarın her sorumluyu bekleyen; "benim moralim bozuldu, ben yapamıyorum o zaman" demek kaçınılmaz sondur.

Böyle olmaması için sorumlularımız, yaşamı ciddiye almalıdır.
Devrimciliği ciddiye almalıdır.
Her insanımızı çok ciddiye almalıdır.
Başta kendisini ciddiye almalıdır.

Yaşamak, devrimcilik yapmak ciddi iştir. Ağızdan çıkan sözler yetmez. "Hazırım" der, ama yaşamı buna denk düşmezse kendini de aldatır bizi de.

Okuyan, araştıran, düşünen dinamik bir beyni olan, işlerine yoğunlaşan, "ben halkı nasıl örgütlerim, bugün kaç eve gidip insanlarla konuşabilirim" diye düşünen, bunlara yoğunlaşan bir devrimcilik olmalıdır sorumlularımızın hedefi.

Her eksiklik aşılır, aşılabilir.

Ama sorumlularımız bilincini geliştirmez, neden devrimcilik yaptığını, devrimi, sosyalizmi öğrenmez, yeniden yeniden ders çalışır gibi öğrenmezse, kavramazsa yarın ilk karşımıza çıkacak moral bozukluğu olacaktır ve her şeye hazır olmasının da hiçbir anlamı kalmayacaktır.

Sorunlar karmaşık değildir. Sorumlularımız basit düşünmelidir. Basit, sade ve köşeli düşünmelidir.

Eğitim, öğrenme, disiplinli yaşam tarzı ve büyümüş bir beyindir ihtiyaç.

İşlerine yoğunlaşmak ve devrimciliği bir yaşam tarzı, ömür boyu yapılacak bir iş olarak görmek sorunları aşmada en büyük güçtür.

Bir yandan görevlerini yerine getirip, diğer yandan da kendi gelişimi için yoğunlaşan bir devrimcinin bunları aşmaması için hiçbir neden yoktur. Evet, bir yandan devrimcilik yapacak, bir yandan kendi eğitimini sürdürecektir. Hayatı hayatın içinde öğrenecek, tıpkı savaşı savaşın içinde savaşarak öğrenmek gibi.

Her şeye rağmen ben "devrimciyim" demek beynindeki dinamikliğin de bir göstergesidir.

Kendini geliştirmeyi ve eksikliklerini aşmayı da bu dinamik yandan bakarak sürdürmelidir arkadaşlarımız. Ama bu olumlulukla asla yetinmemelidir.

Güçlü olmayı, devrimciliği doğru kavramayı öğrenmelidir.

Devrimcilik kendine güvendir. Kendine güven örgütüne ideolojine güvendir.
Sonuç olarak kendine güven halka güvendir.

Kendine güvenen insan güçlü insandır.

Beyni, yüreği güçlü insanın aşamayacağı hiçbir zorluk yoktur. Kaldı ki, olumlu- olumsuz deneylerimiz en büyük zenginliğimizdir. O zaman çok daha güçlü oluruz. Çünkü eksiklerimizi biliyoruzdur. Bu bize güç vermelidir. Bu nedenle yöneticilerimiz düşünmekten, kendi gerçeğini görmekten kaçmamalıdır.

Örgüt insanı; örgütün perspektifleri, yol göstericiliği ile sonuç alan insandır. Sonuç aldıkça da güçlenen, kendine güveni gelişen ve kitleleri yönetmeye, yönlendirmeye başlayan insandır.

Sorunları çözerken, öncelikle kestirmeci olmayacağız.
Kestirmecilik sorumsuzluktur.
Kestirmecilik ilk aklına gelini yapmaktır.
Kestirmecilik yozlaşmadır.
Kestirmecilik anı kurtarır belki ama, geleceği kaybettirir. Bu nedenle başvurulmamalıdır.

Bir yönetici "Neden, nasıl bu hale geldi?" sorusunu kendisine sormadıkça adım atamayız. Sakin bir şekilde önce bu sorudan başlanmalıdır.

Ne mi olur,
Hiçbir işte olmadığı kadar düzenli ve sistematik olarak gerekçeler üretmeye devam eder.
Olmayan bir iş esas olarak bir yöneticinin suratına şu gerçeği çarpar: "Senin bu çalışma yönteminle bu iş olmaz".
Söylersin, arkanı döndüğünde yapmaz.

Bu tek tek insanların suçu değildir. İnsan gerçeği budur. Bilinç seviyesi budur. Ama bu böyledir deyip kaderine teslim edemeyiz herkesi ve her şeyi. Devrimcilik burada başlıyor, yöneticilik burada başlıyor. İnanç burada başlıyor.
Nasıl söylediğinle bağlantılıdır her şey.

Nasıl anlattığınla ölçülür senin gücün. Bu nedenle savaşanların sözleri silah gibidir denir. Sözleriniz öyle güçlü olmalıdır ki; bir mermi gibi yanlışı öldürmeli, doğruya hayat vermelidir. Savaşanların dili öylesine keskindir ki; doğru ile yanlışı asla karıştırmaz. Savşanların sözleri adaletlidir. Savaşanların sözleri saygılıdır. Savaşanların sözleri sevgi doludur. Savşanların sözleri öfke doludur. Savaşanların sözleri ile konuşmalıyız. Onlar yanılmaz, onlar kendine güvenlidir, ama bilmeliyiz ki eğer bu sözleri, dili doğru kullanmazsak döner bizi vurur. Bu nedenle bir yöneticinin "söyledim yapmadılar" demesi kendi intiharıdır. Kendi kendini inkâr etmesidir.

O zaman biz bunun yöntemini bulmak durumundayız.

Yöntemi de denetlemek, tek tek ayrıntılarına inmek ve iş içinde eğitmektir. Başka çok sihirli bir dokunmalık formülü yoktur.
Düşünün öyle bazı arkadaşlarımız vardır ki; aranır durumda olmasına rağmen olanaklar yaratıyor, sempatizan insanlarına kadar görüşüyordu. Olmadı mı, oturup taraftarlarımıza kadar mektup yazıyor o şekilde eğitmeye çalışıyordu.

Sormak, öğrenmek, doğruyu görmek, kendini tanımak, eksikliklerini kavramak için büyük bir güç ve avantajdır.

Klasiktir; "söylüyorum yapmıyorlar", "anlatıyorum yapmıyorlar, hatta ben yapıyorum yine yapmıyorlar".
Yani ne demek bu
Herkesi atalım mı?

Yoksa bunlar; "adam olmaz ki, bunlar iş yapmak istemiyor" mu? Ne demektir bu!

Bir sorumlu bu şekilde düşündükçe insan da eğitemez.

a) Hiç kimse bizimle zorla birlikte değildir. Öncelikle bunu anlamalıdır sorumlumuz. Doğru- yanlış, eksik- fazla ama kendince çok kutsal, geçerli inançları ve düşünceleri vardır.

b) Bir insanı ne kadar eğitirsen, ne kadar devrimcileştirirsen yaptığı işi o kadar gönüllü ve coşkuyla yapar, sahiplenir. Yoksa geçici bir iş olarak yapar, sonra da bırakır.

c) Bir yönetici böyle bir tabloda önce kendine dönüp bakmalıdır. "Ben nerede eksiğim, ne yapıyorum ya da neyi yapmıyorum ki bu sonuç çıkıyor" diye düşünmelidir.

Bunu yapmak yerine, hemen "yapmıyorlar, etmiyorlar" deyip işin içinden çıkmak; en ucuzu, en kolayı ve en adaletsizidir.

d) Bir yönetici adaletsiz olduğu oranda insanların gözünde biter. Adaletli olmak liberal olmak, her şeye anlayışlı olmak değildir. Herkesi kendi durumu içinde değerlendirmek ve her koşulda önce kendine dönmektir.

Yöneticilerimiz genellikle altındaki insanların söylediği halde yapmadıklarından şikayet eder. Biz de o yöneticiden sonuç alamayız; ama "adam olmaz, zorla yapıyor" mu diyelim? Hayır, biz böyle demeyiz. Aylarca anlatırız, yıllarca anlatırız ve daha da anlatacağız. Biz o sorumlunun beynini değiştirmek istiyoruz. Biz o yöneticimizi devrimci, militan bir yönetici yapmak istiyoruz.

İşte tam da bu noktada o sorumlumuz da, alttaki insanımıza aynı şekilde yaklaşmalıdır. Biz ona nasıl anlatıyorsak, en küçük detayını bile gösteriyorsak, o da onlara anlatacaktır.

Bir işin örgütlenmesinde, bir faaliyetin ele alınmasında yöneticinin kafasında, masanın üzerinde her şey yerli yerinde olmalıdır. Çalıştığı insanlara tek tek iş yaptırırken:

a) Sen şu işi yapacaksın ve şöyle yapacaksın. İnsanlara şunu anlatacaksın.
b) Şu aksilikler çıktığında şöyle davranacaksın.
c) Bu çalışmada hedefimiz şudur.
d) Bu hedefimize ulaşmak için; sen şu bölgede, şu kadar eve girip, şu kadar insanla konuşacaksın.

Ve daha buna benzer onlarca plan, program sorumlunun masanın üzerinde olmalı. İş yaptırmak böyle olur.
Yoksa bir yönetici "ben söyledim yapmadılar" diyemez.
O zaman sorarız: "Sen posta memuru musun, telefon hattı mısın, yoksa kurye misin?"
Eğer sorun sadece haber vermek olsaydı, biz çok kolay her yere haber verir, söylerdik. Ama sorun bu değil. Devrimcilik bu değil.

Bu tür söyleyen yöneticilerimizde şu da sık çıkar karşımıza; "İnsanlara güvendim, inandım, daha önce pratikleri vardı yaparlar diye düşündüm..." Bunların hiçbir anlamı yoktur. Biz güvenmiyor muyuz, inanmıyor muyuz insanlara?

Ya da sorumlumuza güvenip inanmadığımız için mi tüm ayrıntıları defalarca anlatıyoruz. "Şöyle yapacaksın, böyle konuşacaksın" diyoruz.
Sen sorumlumuz,
Sen bizim yöneticimizsin.
O zaman senin işin sadece söylemek olamaz. Sen örgütleyeceksin. İşi örgütleyeceksin, insanları örgütleyeceksin, faaliyet örgütleyeceksin.
Biz böyle deriz, böyle bakırız sorumlumuza.

Sadece söylemek, "yapın" demek marksizm literatüründe bürokratizm olarak adlandırılır. Kitlelerden, kadrolardan kopuktur. Faaliyetin örgütlenmesine emek harcamaz, sadece "yapın" der. Emreder. Ve yapılmasını ister. Bunun tersi ise militan, devrimci yöneticidir. Alanına vakıf olan, nerede ne oluyor, kim ne durumda bilgisi olan. Hangi işi nasıl örgütleyeceğini düşünen, bilmiyorsa soran öğrenen ve uygulayandır. İnsanları eğitendir. Bir yönetici insan eğitmiyorsa o yönetici değildir zaten. Bunun hiçbir lamı cimi yoktur. Gerekçeler, "belirlemiştim olmadı, yer bulamadık, şu kişi gelmedi" gibi onlarca gerekçe bulunabilir. Ama bunların hiçbirisi gerçeği değiştirmez. Yöneticinin işi de zaten bu sorunları çözerek işi yapmaktır. Sadece eğitimde değil, her işte önüne çıkan engeli bir silindir gibi ezip geçer. Sorundan kaçmaz, görmezden gelmez sorunu çözer ve yapılır hale getirir.

Hiçbir devrimci çalışmada önce insanların sorunlarını çözeyim de ondan sonra iş yaptırayım diye bir şey olamaz. Hem işin içindedir insanlar hem de eğitilirler, sorunları çözülür. İnsan olan yerde, her zaman sorun var demektir. Sorun hiç bitmez ki. Birisi âşık olur, ötekisi para yer, kimisi kaçar gider. Onlarca, yüzlerce sorun hep vardır. Yönetici bu sorunları çözerken de eğitir insanları. Bunu yaparken onları da eğitmeye çalışırız. Bir devrimci ilişki nasıl olur, evlilik sevgi nedir eğitiriz. Onlara sorduğumuz sorular bu eğitimin parçasıdır. Olaya böyle bakmazsak ya liberalizm ya da sekterlik gelişir. Ne hata yapanı tutup atmak, ne de sorunu görmemek çözüm değildir.

İnsanlar söylendiğinde yapmaz. Gerçek budur. Ama onların coşkusu da kahramanlığı da halk gerçeğimizin parçasıdır. Gazi ayaklanmasını düşünün. Şehit olanlar kahraman mıydılar? Hayır. Ama o ayaklanma anında, o coşku ve meşruluk içinde kahramanlaştılar. Yarın o yöneticinin yapmıyorlar dediği insanlar da aynı şeyi yapabilir. Bunun önünde hiçbir engel yoktur.

Beklenen nedir; herkes seferber olup görevlerine dört elle de sarılmaz. Eğer beklenen buysa, yok böyle bir şey. Bu gerçeği görmelidir sorumlularımız. Bu eğitim sorunudur. Yöneticimizin denetimi, yönlendirmeyi sürekli hale getirmesi sorunudur. Yönetici bunu hayal eder; "kendiliğinden herkes görevlerini yapsın" bu hayaldir, yok öyle bir şey. Bu yöneticinin kendini inkârıdır. Eğer öyle olsa kendisine gerek yoktur zaten.

"Ben yaptığım halde, hala yapmıyorlar" demek ise gerçekten zavallılıktır bir yönetici için. O yöneticimiz ya yanlış biliyor ya da basite alıyor hayatı diye düşünürüz. Bir yönetici bu şekilde yüzeysel düşünemez. Eğer böyle sonuç alınsaydı, her yöneticimiz bir mahalleye o hafta dergisini kendisi alır götürür, tüm duvar yazılamalarını kendisi yapar, tüm işleri yapar "utandırır" böylece her şey düzelirdi. Bunlar yaşamın gerçeğinden, insan gerçeğinden uzaktır. Biz orada sorun neyse onu çözmeliyiz.

*

Bir yandan görevlerini yerine getirip, diğer yandan da kendi gelişimi için yoğunlaşan bir devrimcinin bunları aşmaması için hiçbir neden yoktur. Evet, bir yandan devrimcilik yapacak, bir yandan kendi eğitimini sürdürecektir. Hayatı hayatın içinde öğrenecek, tıpkı savaşı savaşın içinde savaşarak öğrenmek gibi.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Öğretmenimiz

Mesaj  Misafir Bir C.tesi Şub. 20, 2010 5:28 pm

HAYAT BÜTÜN

KÖRDÜĞÜMLERİ

ÇÖZER



Çok sık düşülen hatalardan biri de yeterlilik duygusudur.

Kibarca yeterlilik duygusu, ama asıl hali kendini beğenmişliktir.
Bir hastalıktır.
Yeterlilik duygusu iddiası küçük olan insanların ruh halidir.

Devrim gibi büyük iddiası olan insanlar, daha çok kitle, daha çok kadro, daha çok eylem demek zorundadırlar.
Yeterlilik duygusu günü kurtarma kaygısında olanların duygusudur.
Günün gereklerini de yerine getirmeliyiz elbette, ama amaç günü kurtarmak değil, bugünden yarını kurmak olmalıdır.

Hiç kimseden daha geri, daha yeteneksiz olduğunuzu kabul etmemelisiniz. Bir konuyu teorik ve pratik olarak yeterince bilmiyor veya hiç bilmiyor olabiliriz. Ama iddiamız varsa iddiamızı yaşatırsak, ne pahasına olursa olsun öğrenir ve çözeriz. İddialı olmak; devrimciliğimizin beynimizde, ruhumuzda, ellerimizde taşımamız gereken en değerli hazinesidir. Devrim iddiamız yaşama sebebimizse, her şeyi öğrenebilir her sorunu çözebiliriz.

Bir devrimci için boş bir an yoktur. Halkları ilgilendiren her şey yaşadığımız dünyada var olan her şey bizi ilgilendirmek zorundadır. Bunun için hiçbir şey yapamadığımız koşullarda, en azından eksiklerimizi tamamlamak için öğrenmek zorundayız. Günlük pratiğin koşturması içinde birçok şeyi teorik öğrenebilme zamanı yoktur. Var olan teoriyi pratiğe geçirecek, pratiği tekrar teorileştireceğiz. Bütün eksiklere rağmen bu böyle yürümek zorundadır.

Yeterlilik duygusunun ortaya çıkan bir başka biçimi; "bakın herkes sorunlar yaşıyor, yaşayabilir, herkesin eksikleri var" düşüncesi- duygusudur. Çevremizde kendimiz gibi eksikleri olan insanlarda görebiliriz ve kendimizi onlarla kıyaslayarak herkes böyle diyebiliriz.

Ama tüm bunların dışında, ben asla böyle olmayacağım diyebilmektir mesele.

Diyemeyenler sıradanlaşanlaşanlardır.
Yeterlilik duygusunun çoğu popülizm- kariyerizmin sonucu olarak çıkar karşımıza. Popülist ve kariyeristler kendilerine hayran oldukları için, en iyi kendileri olduğundan emin oldukları için, bunu hiç tartışmazlar bile. İkisi birbirine çok benzerler; liberaller biraz daha yumuşak, kariyeristler biraz daha kaba yaparlar kendini beğenmişliği.

Ama bir kaç basit soru gerçeği ortaya çıkartır.
Kaç eğitim grubun var?
Kaç kadro adayın var?
Kaç kadro yetiştirdin?
Kaç eylem yaptın?
Legal- illegal kaç kişiyi hareket ettirebilirsiniz bir faaliyet için.

Bu sorulara genellikle cevap verilemez. Veriliyor gibi davranılır sadece. "Ama", "fakat", "ancak"… ile başlayıp popülist- kariyeristin "BİRİCİK" olduğu, ondan başka herkesin geri ve beceriksiz olduğunu farklı biçimlerde söylemek dışında bir şey söylemezler. Söyleyemezler. Çünkü kendini beğenmişlerdir onlar. Onlar dünyanın sekizinci harikasıdırlar. Aynalar çatlar onları görünce, bu denli yani.

Eleştirdiğimizde ise ilk karşımıza çıkan "NİYETİM BU DEĞİLDİ" olur. Niyetler değildir o zamanki tartışma, ama bilinmelidir ki; devrimcilik uzun bir yoldur, doğru devrimcilik yapılmadığında bu yolda niyetler de kirlenir, hem de hiç umulmadık bir hızla kirlenirler.

"Yapmak", "Gerekeni yapmak" ikisi birbirinden çok farklıdır.
"Yapmak" sıradan bir şekilde yapmaktır. Herkesin yapabileceği gibi "yapmak".

"Gerekeni yapmak" kendini de katarak ne gerekiyorsa yapmaktır.

Elinden geleni yapmaktır. Sorun çözmektir. Kördüğüm haline gelmiş olsa bile tüm sorunları çözebilmektir. Yeterlilik duygusunu taşıyanlar sorunları çözemez.

Yeterlilik duygusu içinde boğulurlar sonunda. Yani bu duygu aslında kendi sonları olur, bunu göremezler.
Sorun çözmek yaratıcılıktır. Sorun çözdükçe artar yaratıcılığımız.

Kimse sorunlar içinde yüzmek istemez.
Bu tür arkadaşlarımız tüm gerçeği bilirler. Hem de hepimizden daha ayrıntılı bilirler, hani denir ya "kitabını yazarlar" diye işte aynen öyledirler. Ama bu gerçeği bilmek, onları bu kendini beğenmişlik duyguları içinde boğulmaktan kurtaramaz. Gerçeği bilmek ayrı şey, gerçeği konuşma-değiştirme cesaretine sahip olmak çok ayrı şeydir. Sorulmamış veya sorulduğu halde duymak istemedikleri soruları kendilerine sorma cesaretine sahip olmadıkları için boğulurlar. Çoğu zaman iki insanımızı yönetemezler, hatta bazen kendilerine bağlı tek bir insanı bile yönetemezler. Çünkü aslında kendilerini yönetemezler. Kafaları karmakarıştır bu tür arkadaşlarımızın.

Gerçekleri iyi bilirler. Kendi işleri dışındaki gerçekleri çok daha iyi bilirler. Bu konuda çok ama çok müthiş fikirleri vardır. Sıra kendi işlerini zamanında, doğru ve tam yapmaya geldiğinde adeta dillerini yutarlar. Sorun onların işlerine gelince, olay karmaşık anlaşılamaz olağanüstü bir hale girer. hatta herşyey adeta kördüğüm haline gelir. Yok her şey çok açıktır anlaşılırdır karmaşık hale getiren o arkadaşların kendilerine hayranlıklarıdır. Pratige daha çok farklı biçimlerde yansır bunlar. Hepsini saymanın gereği yoktur.

Nasıl aşacaklar, nasıl aştıracağız bunu?
Kitleler içinde olmak, halkın içinde olmak. Pratik tüm sorunları çözer.
Pratik çok acımasız bir öğretmendir.

Pratik karmakarışık düşünce ve duyguları sistemli hale getirir. Sıraya koyar. Halk tüm kördüğümleri çözer.

Hayat çözer. Ya hayatın içinde olup hayatın çözümlerini benimseyeceğiz ya da devrime devrimciliğe ait olmayan hastalıklı kariyerist- popülist kendini beğenmiş duyguların içinde boğulacağız.

Hayat çözer.
Hayat çok sade ve basit şekilde çözer.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Öğretmenimiz

Mesaj  Misafir Bir Çarş. Mart 03, 2010 5:28 pm

DEVRİMCİ DÜŞÜNCE, DEVRİMCİ

COŞKU, BEYNİMİZ VE YÜREĞİMİZDİR

HER SORUNUMUZU DÜŞÜNEREK

VE HİSSEDEREK ÇÖZECEĞİZ


Kitle çalışması yaparken, devrimci düşüncelerimizi ve coşkumuzu koruyacağız.
Her yerde, her işte devrimci olduğumuzu unutmayacağız.

Unutursak işin içinden çıkılamaz.
Unutursak devrimcilik gider, yerine düzen gelir. Bu kesindir, çünkü başka seçenek yoktur; "ya düzen ya devrimdir" seçenek.

Ve düzen düşüncesi ile devrimin hiçbir sorunu çözülemez.

İlk yapmamız gerekeni tekrar edersek; kitle çalışması yaparken, örgütlenme yaparken, devrime dair yaptığımız her işte DEVRİMCİ DÜŞÜNCELERİMİZİ VE COŞKUMUZU KORUYACAĞIZ.

Eğer bunu yaparsak, başaramayacağımız hiçbir şey yoktur.

Sonra ilk sorumuz gelir; nerede eksik-yanlış yapıyoruz?
Bunu bulmalıyız.

Nasıl bulacağız bunu?
Bu başarısız ve yetersiz sonuçlara rağmen, neyi nasıl yapmalıyız konusunda tecrübe kazanıyoruz. Bunlardan sonuçlar çıkarmalıyız.

Her çıkardığımız sonucu kendi gerçekliği içinde değerlendirmeliyiz.

Abartmayacağız
Kişiselleştirmeyeceğiz
Umursamaz davranmayacağız.

İnsanlarla ilişki kurma, ilgilenme, eğitme ve birebir ilişkilere yoğunlaşmalıyız.
Tüm bunları çok ciddiye almalıyız.

Israrla anlattığımız çalışma da budur. Başkada bir sihirli soru veya cevap yoktur.

Her şeye rağmen yenilgiye, başarısızlıklarımıza rağmen ve tüm başarılarımızdan da çıkardığımız sonuçlarla bunu yapacağız.

Bunu yapmazsak ne mi olur, her şey biter. Devrimcilik biter, son durak düzen olur. O nedenle tek yol vardır burada; devrimciliğimizi asla unutmamak, bu yol başka yere çıkmaz, bu yoldan dönüş ise düzendir.

Örneğin eylemlere katılımın yetirince olmaması moralini bozar sorumlularımızın.
Oysa moralimizi bozmamalıdır.
Nedenlerini görmeliyiz.

Öncelikli olarak şöyle düşüneceğiz; genel olarak gittiğimiz insanlar, çevremizdeki ilişkilerimiz dediğimiz insanlardır. Yani yıllardır bizim insanımız olan, eylemlere katılan, gözaltına alınan, tutuklanan, baskı gören insanlardır. Bunların büyük çoğunluğu yılgın ve yorgun insanlardır. Büyük oranda şimdi kapımı polis çalacak korkusunu taşıyan insanlardır. Keza tüm ülke genelinde de kafasını kaldıran herkese yoğun bir baskı ve terör uygulanıyor. Bunu herkes görüyor.

İşte yorgunluk, yılgınlık korku dalgasıyla birleşince sonuç almamız zorlaşıyor.
Evet, bunları görüp tespit ettikten sonra ne yapacağız o zaman?

Bu baskı, korku var diye çalışma yapmayacak mıyız? Halktaki bu korkuyu kırmaktan umudu kesecek miyiz?

Öyle yapmayacağız elbette.

Çevremizdeki insanlar yine çevremizde en genel anlamda potansiyelimiz olarak dururlar. Kısa vadede çok fazla bir şey yapmazlar. Onları yine belli çalışmalara, meşru gördükleri çalışmalara katarız, bir yandan korkularını yenmelerine çalışırız, ama diğer yandan da bunun kısa vadede olmayacağını biliriz.

Esas olarak yıpranmamış ve gerçekten yoksulluğu yaşayan insanlara ulaşmalıyız Belki de devrimcileri hiç tanımayan ya da sadece adımızı duymuş olanlara ulaşmalıyız.

Bu elbette iki günde olacak iş değil. Sabırla, umutla çalışmalıyız. Durup dinlenmeden çalışmalıyız.

Bir diğer yöntem ise,
en yakın çevremizde gelişebilecek genç-yaşlı insanlarımıza yönelik de tutarlı ve sabırlı bir eğitim uygulamaktır.

İnsanların tek tek sorunlarıyla ilgilenmekten, propaganda malzemelerimizin ulaştırılmasına, bunları sözlü anlatmaya, etkilemeye, ilişkide olduğumuz insanların beynine girmeye çalışmalıyız. Bunun yöntemlerine kafa yormalıyız.
Anlattığımız çalışma yöntemi de budur esas olarak.

Sokak sokak, ev ev, kişi kişi paylaşarak tüm insanlarımız sabırla çalışmasını öğrenmelidir. Kısa vadede eylemlere yüzler, binler katamayabiliriz. Bu moralimizi bozmamalıdır. Aksine, şunu gösterir bu durum, bizim örgütlenmeye ve eğitime ihtiyacımız var demektir. Çünkü eylemlere ancak örgütlediğimiz insanları getirebiliriz. Yani en genel çağrılarla insanların eylemlere katılması şu andaki durumda zordur. Nedenini yukarıda anlattık. Büyük bir korku dalgası yarattılar. Bunu ise ancak örgütlenerek kırabiliriz.

Şu bir gerçektir; hiçbir halk açlık ve adaletsizliğe karşı sürekli suskun kalamaz. O baskı dalgası da ilelebet susturamaz. Ama tepkileri örgütsüz olursa yine vurur, yine dağıtır yine bastırır. İşte bunun için örgütlenmeliyiz. Sabırla, emek vererek örgütlenmeliyiz. İğneyle kuyu kazar gibi örgütlenmeliyiz.

Her mahallede bizim hiç ulaşmadığımız yüzlerce ev vardır; yoksul, işsiz olan.
Kapılarını açmak istemeyeceklerdir. Tüm yoksulluklarına, umutsuzluklarına rağmen şükredip duracaklar, bize "terörist" diye bakacaklardır. Hayır, biz ısrar etmeliyiz. Elimize bir bildiri alıp çalmalıyız kapısını, ertesi günü bir dergi alıp gitmeliyiz. Halkımız şöyle düşünecektir bir süre sonra; "Ne diyor bu insanlar, bir dinleyeyim". İşte orada sizin etkileyiciliğiniz, onların özlemlerini, sorunlarını yakalamanız önemli. Sonra ilişki gelişmeye başlar.

En kolay kazanılabilecek insanlardan başlayarak bu çalışmayı yapmalıyız. En yoksullardan en çaresizlerden başlamalıyız yani.

Yine serseri, hırsız, tinerci vb. diye adlandırılan insanlarla mutlaka ilgilenmeliyiz, kadro olamazlar belki ama kitle, militan bir kitle olurlar. Gelecek diye hiçbir şeyleri yoktur bu insanların. Hiç kimse değer vermez, itilip kakılırlar, horlanırlar. O yakınlığı, ilgiyi, değeri bizde gördüklerinde bize açık hale geleceklerdir. Elbette o yozlaşmış yaşam tarzının onlarca zorlukları ortaya çıkar. Bunlara da çeşitli yöntemlerle çözümler bulmak durumunda kalacağız. İlk aklımıza gelen onları dövmek olmamalıdır.

Halkı seven, halka inanan her insanımızın bunu yapabileceğini düşünüyoruz. O zaman insanlarımıza da o halk sevgisini kazandırmalıyız.

İnsanlarımıza güvenmelisiniz. Tamam, belki sorumluların yaptığın bir işi yönetici kadar yapamayabilirler. Bu normaldir. Ama sorumlu onları iş yaptırarak eğitebilir.

Bir yönetici her şeye yetişemez. Boğulur ve HİÇ KİMSEYİ DE EĞİTEMEZ.

Eğitim sadece toplu yapılan çalışmalarda bir konuyu tartışmak değildir. Bu bir yanıdır ve çoğunlukla da soyut kalabilir. Günlük yaşam içinde de eğitmelidir yöneticilerimiz. Hatta bazen eğitilen kişi eğitldiğinin farkına bile varmadan yapılabilir bu eğitim. Mesela bir işi yaptırırsın, disiplinli çalışmasının eğitimini verirsin bu sırada. Titiz olmayı öğretiriz. Bir seferde olmaz bunlar, onlarca kez yaptırırız. En basit bir işi yaparken bile o insanın hangi yönünü geliştireceğiz, bunları düşünürsek eğitim sürekli hale gelir.

Yani insan eğitmek için de iş yaptırmalıyız o insana. Onların kendine güvenlerinin gelişmesi için de iş yaptırmalıyız, sorumluluk vermeliyiz. Sahiplenmelerinin ve coşkularının artması için de iş yaptırmalıyız, sorumluluk vermeliyiz. Yoksa mekanik bir memur olarak öylece kalırlar ve bir yere gelir bırakırlar.

Elbette onlara iş yaptırmak tek başına o işin yapılmasını sağlamayacaktır. Bir işi yaptırırken önce nasıl yapacağını tarif edeceğiz, sonra da yapmasını denetleyeceğiz. Ve sonucuna göre yeniden anlatacağız eksiklerini. Eksiklerini anlatırken de olmamış demeye de gerek yoktur. Kırmadan, cesaret verecek şekilde, daha iyisini yapabileceğini anlatarak konuşacağız.

Yönetici ile o arkadaşımız arasındaki ilişkilerin gelişmesi, yoldaşlık da böyle şekillenir. Yoksa soyuttur tek başına. Emek yoksa, değer yoksa her şey eğitimde yoldaşlıkda soyut kalır.

Program çıkarmak da genel kalabilir bazen. Yönetici iş verdikçe sahiplenecektir insanlarımız. "…yapmadılar yapmadılar, görsünler diye ben yaptım..." tarzındaki tepkisellik çok yaygındır yöneticilerimizde, ama genellikle yönetici yapar o umursamaz. bu doğal bir durumdur. Yetişmiş, sorumluluk duyan bir insanımız olsa elbette yönetici çalışırken o durmaz. Ama şu anki insanlarımızın genel durumu öyle değil. Hepsi eğitilmesi gereken insanlar.

Bunlar sorumlularımızın da bir anda göreceği sonuçlar olmaz. Yani "böyle yaptım ama olmadı" diye düşünmeyecek yöneticilerimiz, sabırlı olacak. Her yaptırdığı iş ve ona paralel yaptığı eğitim bir birikim yaratır. O birikimdir insanlarımızı eğiten, olgunlaştıran, devrimcileştiren. O bunun farkına bile varmaz. Bir an oturup düşünürse, "ben şunu öğrenmişim" diyebilir, ya da "şu yönüm değişti" diyebilir. Yoksa yaşamın kendi doğallığında gelişir bu tür şeyler.

Yöneticimizin verimliliği de burada ortaya çıkar. Başka örneklerde de çok farklı değildir.
Her sorunumuzu devrimci ilkelerle düşünerek çözeceğiz. Her sorunumuzu büyük bir halk ve vatan sevgisini hissederek sahipleneceğiz. Başka bir çözüm yoktur.


Kapılarını açmak istemeyeceklerdir. Tüm yoksulluklarına, umutsuzluklarına rağmen şükredip duracaklar, bize "terörist" diye bakacaklardır. Hayır, biz ısrar etmeliyiz. Elimize bir bildiri alıp çalmalıyız kapısını, ertesi günü bir dergi alıp gitmeliyiz.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Öğretmenimiz

Mesaj  Misafir Bir C.tesi Mart 06, 2010 4:26 pm

GELENEKLERİMİZ

DAVAMIZDIR

DAVAMIZ İNANCIMIZDIR





Geleneklerimiz Neyin Somutluğudur?
Gelenek Yaratmak ve Sürdürmek Neden Önemlidir?
Geleneklerimizden Ne Öğrendik?


Gelenek siyasi bir tavır alıştır aslında.

Tesadüf değil, istikrarlı bir tavır alıştır.

Bu tavırların çizgi haline gelmesi ideolojik netliğe bağlıdır.

Yıllardır oluşan kültürümüzün pratikteki karşılığıdır. Geleneklerimiz, davamızdır aslında.
Davamız ideolojimizdir, davamız inancımızdır.

Teslim olmama,
halka karşı sorumluluk duyma,
her koşulda sosyalizmi savunma,
yoldaşını sahiplenme,
zafer kazanma,
yaptığı işten sonuç alma…
Her koşulda, 12 Mart- 12 Eylül'lerde, kuşatmalarda tek başınayken bile direnme, silahsızken dahi direnme…

Bu gelenekler ideolojik netliğin, beyninin pırıl pırıl olmasının sonucu yaratılmıştır.

"BASKI VARSA DİRENİŞ DE VARDIR".

İşte bu gerçek, direnmeyi zorunluluk haline getirir

Bu gerçeği herkes bilir, ama dedik ya gerçeği bilmek ile bunu hayata taşımak aynı şey değildir.

Eğer inanıyorsak, eğer burjuva ideolojisine kapılarımızı sıkı sıkıya kapatmışsak, çözümü burjuvaziden değil de kendi özgücümüzde bulacağımıza inanıyorsak; "BASKI VARSA DİRENİŞ DE VARDIR" bir yaşam kılavuzu olur, bir devrim kılavuzu olur bizim için. Bu haksız yere gözaltına alınmamızda da böyledir, meşru bir gösteride de öyledir, hapishanede onursuz aramada da böyledir ölüm oruçlarına giden süreçte de böyledir.

Kafamız açıktır. "Biz devrimciyiz bize böyle davranamazsınız!"
"Biz halkız, halka böyle davranamazsınız!"
"Üreten, yaratan, doğuran, savaşan biziz, bize böyle davranamazsınız... " bu gerçeklerle direniz haksızlıklara.
Bu gerçeklerle, bu basit, sade ama meşru ama haklı inaçla bu gerçeklerle direniriz.

Tıpkı "BİZ BURAYA DÖNMEYE DEĞİL ÖLMEYE GELDİK"deki haklılık meşruluk ve inanç gibi
Tıpkı "KIZILDERE BİR MANİFESTODUR" gerçeği gibi.

Bu gerçek çok büyük bir güç verir bize.
Bu ideoloji en büyük gücümüzdür.

Nerede olursak olalım, tek başına kaldığımızda dahi bunun sadece fiziki bir yalnızlık olduğunu unutmadan, geleneklerimize uygun davranma gücünü; bu ideolojimizden, bu siyasi tavır alışımızdan, bunun bir çizgi haline gelmesinden alırız.

Bir tek düşman ve biz olsak da; sesimizi, yaptıklarımızı kimse duymaz diye düşünmeden alırız bu tavrı. 17 Nisan'ı hatırlayın. Camın önünde iki kadın sloganları ile silahları ile direniyorlar ve onlar tarih yazarken tarih de onları yazıyor. Çünkü yaptığımız her şeyden örgütün haberinin olacağından, çünkü yaptığımız olumlu- olumsuz her şeyin halka gideceğini biliyoruz. Tanığımız halktır. Örgüt bir halk hareketidir, örgütümüz halkındır. Katiller istedikleri kadar engellemeye, çarpıtmaya çalışsınlar, burjuva basını tek satır yer vermesin, halk tanıktır. Halk bilir, görür ve anlatır. Tıpkı 17 Nisan'da olduğu gibi, tıpkı Ankara Dikmen'de olduğu gibi. Ve ölürken örgütlerler şehitlerimiz. İşte Ankara Dikmen'deki direnişin tanığı KAHVEHANE İŞLETEN EYÜP BAŞ'ı örgütlemiş ve EYÜP saflarımızda şehit olmuştur.

Tek başımıza değiliz direnirken. Zulme karşı direnen herkes yanımızdadır. Buruno' dan Spartaküs'e, Mahir'den Dayı'ya herkes yanımızdadır.

Arkamızda yüzlerce, binlerce halkımızın olduğunu unutmamak asla unutmamak... Düşünmemiz gereken tek şey budur direnirken.

Halk kitaplardan öğrenmez tek başına.
İşte Eyüp gibi öğrenir.

Görerek, tanıklık ederek, ağlayarak, acı çekerek, sessizce izleyerek, ama mutlaka biriktirerek öğrenir, yaşadıklarını biriktirir düşünür, adeta ekmek mayalar gibi öğrenir. Gördüklerini, bizim anlattıklarımızı kulaktan kulağa anlatarak öğrenir. Öğretmeliyiz onlara.

Gelenek yaratmak, sınıflar mücadelesinde kolay şey değildir, biliriz. Bedeli ağırdır. Yıllardır ödedik, yine ödemeye devam edeceğiz.

Şimdi bizim görevimiz bu; geleneklerimize yeni halkalar eklemek.
Bizden önceki yoldaşlarımızın her birinin kendine has bir halka eklediğine hep tanık olduk.

Gelenek yaratmak kolay değildir. Her örgüt böyle gelenekler yaratamaz, çünkü bu bedel ödemeyi ve kararlılığı gerektirir.

İstikrarlı ve doğru politikalara sahip olmayanlar gelenek yaratamaz.

Gelenek sahibi olmak, varlığını korumanın ve gelecekte de var olmanın teminatıdır.

Tek başımıza kalsak dahi attığımız sloganın, söylediğimiz marşın halka mutlaka ulaşacağını, dolayısıyla tek başınayken "Nasılsa kimse görmüyor. Yapsam ne olacak, yapmasam ne olacak?" demeden, bize kadar getirilen bu halkayı alıp ileriye taşıma ve halka karşı duyduğumuz sorumlulukla düşünmeliyiz.

- Geleneklerimiz pratiğimiz, pratikteki sürekliliğimiz, kararlılığımızdır. Söylediğini yapan, yaptığını da savunan bir hareket olmamızın da bir gelenek olduğunu, kuşatmalarda derhal çatışma kültürü gibi onlarca geleneğe sahip olduğumuzu, bu geleneklerin artık refleks haline gelen, doğal hal ve hareketler olduğunu, bunların bizim gücümüz olduğunu asla aklımızdan çıkartmamalıyız.

Her geleneğin bir de öncesinin olduğunu; insanların aldıkları kültürün, değerlerin, kişiliklerin bir yanıyla bunları yaptırdığını, ama hepsi için de ortak noktanın ideolojimiz olduğunuzu bilerek yeni gelenekler yaratmalıyız.

BİZ YENİ GELENEKLER YARATMALIYIZ.

Yeni halkalar eklemeliyiz, güzel geleneklerimize.
Bunu yapabilmek için dava adamı olmak gereklidir.
Başka bir yolu yoktur yeni gelenek yaratmanın.

Dava adamı olmak; gelenek yaratmanın, geleneklerimizi güçlendirmenin ön şartıdır. Olmazsa olmazdır.

Nedir dava adamı olmak:
1- Dava adamı olmak; yüksek bir VATAN VE HALK SEVGİSİDİR.
2- Dava adamı olmak; KENDİSİNİ SAKLAMADAN, SAKINMADAN EN ÖNDE YER ALMAKTIR.
3- Dava adamı olmak; ÖRGÜTÜNÜ VE YOLDAŞLARINI TEREDDÜTSÜZ SAHİPLENMEKTİR.
4- Dava adamı olmak; ÖRGÜTÜ İLE BÜTÜNLEŞMEKTİR.
5- Dava adamı olmak; ORTAK RUH VE KÜLTÜREL ŞEKİLLENİŞTİR.
6- Dava adamı olmak; BİZ OLMAKTIR.
7- Dava adamı olmak; BEN VARSAM, CEPHE'DE VAR DİYEBİLMEKTİR.
8- Dava adamı olmak; YANLIŞLARA GÖZ YUMMAMAK, SAVAŞMAKTIR.
9- Dava adamı olmak; ÖRGÜTÜNE VE YOLDAŞLARINA TOZ KONDURMAMAKTIR.
10- Dava adımı olmak; İNTİKAM DUYGUSUNU ASLA YİTİRMEMEKTİR.

Sıradan yöneticilerimiz, yani yaptıkları ile yetinenler, asla gelenek yaratamazlar. Böyle bir kafa yapısıyla devrimcilik sürekli büyütülemez, dava adamı olunamaz.

Önce kendilerini sıradanlaştırırlar.

Sonra, bu sıradanlık zor koşullarda, dönekliği getirir. Kaçınılmaz son budur.

Dava adamı olabilmek için, her türlü olanağını seferber etmek gerekir. Beyniyle, yüreğiyle, her zorluğu göğüsleyebilmek, her sorumluluğu üstlenebilmektir.
Dava adamı böyle olunur.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

DEVRİMCİLİK FAALİYET ÖRGÜTLEMEKTİR!

Mesaj  Misafir Bir C.tesi Nis. 10, 2010 3:11 pm

FAALİYET, BİLDİRİDİR
FAALİYET, EYLEMDİR
FAALİYET, TOPLANTIDIR

Sürekli "kitlelere gitmeliyiz" diye anlatmak bile bir devrimci için anormal bir şeydir. Devrimci zaten kitleleri örgütlemek için vardır. Oysa insanlarımızın durumu hiç de böyle değildir. O zaman biz bu gerçeği de düşünerek, değerlendirerek DEĞİŞTİRMEK zorundayız.
O kadar ideolojik olarak güçsüzlüğüne rağmen, o kadar suçuna rağmen, halkı o kadar aç bırakmasına, zulmetmesine rağmen yine de kitle çalışması yapıyor AKP hükümeti.
Onlar, bizi öldürüyor.
Onlar, bizi aç bırakıyor.
Onlar, bize haksızlık yapıyor.
ONLAR TÜM BU NEDENLERLE SÜREKLİ SAVUNMA HALİNDEDİRLER.
Biz ise; haklı, meşru zemindeyiz, şimdiye kadar yalan söylememişiz, çalmamışız, halkın aleyhine hiçbir şey yapmamışız, bunu kitlelere götürmüyoruz.
BİZ, HAKLI VE MEŞRU OLANIZ.
BİZ, HESAP SORAN OLMALIYIZ.
Bizi neden aç bırakıyorsunuz, bizi neden katlediyorsunuz? Biz neden yoksuluz? Bu sorulara cevap veremezler. Verecek cevapları yoktur. Bize sabır, bize katlanma, bize boyun eğmeyi tavsiye edecekler. Boyun eğmediğimizde, hakkımızı istediğimizde ise zulmediyorlar, işkence ediyorlar, terörist ilan ediyorlar.
Bu güçle, haklılığımızın gücü ile meşruluğumuzun gücü ile bir devrimci kitleye gitmeden duramamalı. Her saniyesinde, saatinde, gününde bir insana anlatmak, bir insanı örgütlemek için can atmalı. Yani yok şunun para meselesi, yok bunun falanca meselesi gibi küçük dünyaların işleriyle uğraşmak olmamalı bizim işimiz. Bu açlık ortamında, bu işsizlik ortamında halkın IMF'ye tepkisinin bizim kırk yıl anlatsak başaramayacağımız bir duruma geldiği ortamda bir Cepheli'nin gereksiz, lüzumsuz işlerle uğraşması, halka gitmemesi affedilemez.
"Ben devrim yapacağım, halkı örgütleyeceğim" diyoruz, ama halka gitmiyoruz. O zaman "sen halkı nasıl örgütleyeceksin?", cevap yoktur. Bunun adı aslında devrimcilik oyunu oynamaktır.
Polis tek tek liselilerin ailelerini arıyor, telefon ediyor.
En haklı en meşru mitinglerde görüntülerini çekiyor, bir CD'ye kaydediyor, ailelere dağıtıyor, tek tek ailelere gidiyor.
Adalet ve İçişleri Bakanları ortak imzalı olarak ailelere mektup yazıyor. "Çocuğunuzu birlikte kurtaralım" vs. tarzında mektuplar yazıyor. Düşünün, hem çocuğunu katletmiş hem de kurtaralım diyor. Ama gerçek olan şu ki; buna rağmen vazgeçmiyor, kitleyi kazanmak, devletin yanına çekmek için tüm umutsuz haline, haksızlığına, yıpranmışlığına rağmen çalışıyor.
Biz ne yapacağız?
Her arkadaşımız; günlük gelişmeleri, politik, ekonomik gelişmeleri takip etmelidir. Propaganda ve ajitasyonda canlılık, günceli yakalamak bu şekilde mümkün olacaktır.
Örneğin hükümetin Aleviler konusundaki demagojisi, liselilere yaptığı korkutma sindirme… "Yüzde altı büyüdük" diyorlar, hemen "bu konuda ne yapabiliriz" diye düşünmeliyiz. Anayasa kandırmacasını atıyorlar ortaya, "hayır, onlar halktan yana anayasa yapamazlar, bizim ise anayasamız vardır yıllar önce yaptığımız, halktan yana anayasayı biz yaparız, çünkü biz halkız ve bizim elimizde halktan yana bir anayasa vardır, her kapıya dağıtabilmeliyiz. Her gelişmeyi, her şeyi devletin söylediği bütün yalanları ortaya çıkartma gücümüz vardır. Bu yalanları ve bizim doğrularımızı "kitle çalışmasında nasıl değerlendiririz" diye düşünmeliyiz. Başka konularda da aynı şekilde düşünmeli ve hareket etmeliyiz.
Halkın duyarlı olabileceği her konuyu değerlendirmeliyiz. Yoksa kitle çalışması yapmak sürekli kendimizi anlatmakla olmaz. Halk kendini etkileyen konularda duyarlı olur. Bu gözle bakarak gündemi takip etmeliyiz. Kaldı ki, neredeyse halkı ilgilendiren her konuda mutlaka bizim açıklamalarımız, yazılarımız oluyor. Büyüdük, "yüzde altı büyüdük" diyorlar ama bu halka nasıl yansıdı, halk daha da yoksullaştı, zenginler daha da zenginleşti. İşten atılmalar hala devam ediyor, halkın açlığı, halkın yoksulluğu büyüdü. Nasıl büyüdü zenginler, bizim yoksulluğumuzu büyüterek büyüdüler, bizim açlığımızı büyüterek büyüdüler.
Önemli olan halka anlatabilmektir.
Kitle çalışması ve yeni insanların çıkmasının yolu buradadır. Türkiye bir olayı tartışıyorken, neredeyse her gelişme bizi haklı çıkarıyorken ve kullanabileceğimiz yüzlerce malzeme veriyorken, durmamalıyız. Nasıl anlatacağız? Sadece dergiyi beklemekle de olmaz. Nasıl anlatacağız.
En bilinen en klasik yöntemi bildiri yazmak ve dağıtmaktır.
Çok zor mudur bildiri yazmak? İlla eli çok iyi kalem tutan, HER ŞEYİ bilenler mi yazabilir bildiriyi? Hayır, hiç öyle değil. HERKES, "BEN DEVRİMCİYİM" DİYEN HERKES BİLDİRİ YAZABİLİR.
BU YANLIŞ.
BU HAKSIZLIKTIR.
BU ZORBALIKTIR
BİZ NEDEN YOKSULUZ?
BİZİ YOKSUL BIRAKANLAR HIRSIZDIR, diyebilen…
Bizim neden yeterli otobüsümüz yok vs. vs. vs… bunları yaşayan herkes bildiri yazabilir.
Tek başına dergi yetmez, haftada bir çıkan bir dergi halka doğruları anlatmaya yetmez, yaşananlar karşısında çok sınırlı kalır.
Sorun bir gerçeği anlatmaktır.
Sorun doğruları haykırmaktır.
Bazen amaç bir çağrı yapmaktır.
Bunun için bazen iki cümle bile yetebilir.
"Şehitlerimizi anmak için şurada şu saatte bekliyoruz"... yeterlidir.
"Bizi yoksul bırakanları protesto edeceğiz" demek yeterli olabilir.
İlla merkezi bir bildiri, merkezi bir slogan beklemek gerekmiyor. Hiçbir şey bulamadık; "aklımıza gelmedi" mazeret olamaz. Şehitlerimizi anacağız, hiçbir şey bulamadık mı? Tüm duvarlara yazarız; "SİZİ ASLA UNUTMAYACAĞIZ"... Bu da yeter. Tarihimiz, geleneklerimiz, ideolojimiz, o kadar berraktır ki; şaşırmayız, ne yapacağımızı bilmez hale düşmeyiz, sorun sadece istemek ve düşünmektir.
Veya ortak bir iş yaptık; bir gösteri, bir miting, bir piknik... Mutlaka sonuçlarını değerlendiren, iki üç satır da olsa bilgi vermek gerekir. Şurada şu gün piknik yaptık, şu konuları tartıştık, şu kararları aldık gibi.
Sonuç olarak; moralli olduktan sonra her şeyi yapabiliriz.
Moralden kastımız; sağa- sola gülümsemek değildir.
Kendisiyle, yaptığı işle barışık olmaktır.
Var olanı dönüştürme coşkusu taşımaktır.
Moralli olmak budur.
Ancak böyle eğitebiliriz insanları.
İnsan her zaman sorundur. Ama böyle de yürümek zorundadır. Çevremizde tüm olumsuz havaya, karşı devrimci etkilerin bunca yoğunluğuna rağmen onlarca kadro adayı vardır. İdealleştirmeden, ama insanları da iyi tanıyarak iş yapacağız.
Eğiteceğiz.
Başka yolu yoktur.
Her mahallede, her alanda, birimde her şeye hazır, her işi yapabilecek nitelikte kadrolar olmaz.
Bunu herkes bilir.
Biz yetiştireceğiz.
Yetiştirmenin yolu da faaliyet örgütlemektir.
Faaliyet, bildiridir duvar yazısıdır.
Faaliyet, toplantıdır eğitimdir.
Faaliyet, bilgidir.
Faaliyet, devrimciliktir devrimdir.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Öğretmenimiz

Mesaj  Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz