Giriş yap

Şifremi unuttum

En son konular
» Laptop bu hale getirdi!
Çarş. Ekim 20, 2010 10:05 pm tarafından AMEDEUS

» .........
Perş. Ekim 14, 2010 3:56 pm tarafından AMEDEUS

» manzara
Çarş. Ekim 13, 2010 9:26 pm tarafından Deniz

» manzara fotoğrafları
Çarş. Ekim 13, 2010 9:18 pm tarafından Deniz

» Paydos/ C.Sıtkı Tarancı
Salı Ekim 05, 2010 2:49 pm tarafından AMEDEUS

» logo..........
C.tesi Ekim 02, 2010 11:45 pm tarafından ezgi

» ..................
C.tesi Ekim 02, 2010 2:09 pm tarafından DicLe

» Çile
Salı Eyl. 21, 2010 2:01 pm tarafından AMEDEUS

» Görmemişin bebeği olmuş...
Salı Eyl. 21, 2010 12:27 pm tarafından DicLe

» facebooktan video indirme
Salı Eyl. 21, 2010 10:08 am tarafından ezgi

» Taş atan çocuk
Ptsi Eyl. 20, 2010 5:00 pm tarafından DicLe

» BARIŞ
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:27 pm tarafından DicLe

» BEKLENTİSİZ....
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:24 pm tarafından DicLe

» UZAKTAN ...
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:22 pm tarafından DicLe

» CAN YÜCEL'DEN MAL BEYANI
Perş. Eyl. 16, 2010 1:36 pm tarafından yoll

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:20 am tarafından ezgi

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:15 am tarafından ezgi

» ŞİİR
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:08 am tarafından ezgi

» Kamuflaj
C.tesi Eyl. 11, 2010 5:32 pm tarafından AMEDEUS

» UZAK
Çarş. Eyl. 08, 2010 5:05 pm tarafından ezgi

» Yeşillik
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:59 pm tarafından ezgi

» Salam Gibi
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:57 pm tarafından ezgi

» Benlik_Oruç Aruoba
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:56 pm tarafından ezgi

» BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:54 pm tarafından ezgi

» Pembe Deniz
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:51 pm tarafından ezgi

» HAYAT
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:48 pm tarafından ezgi

» Benim Yazdığım Sen
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:47 pm tarafından ezgi

» Seviyorum Seni
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:46 pm tarafından ezgi

» BERFİN
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:44 pm tarafından ezgi

» Bahar Gelmiş
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:43 pm tarafından ezgi

Anket
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En iyi yollayıcılar
DicLe
 
AMEDEUS
 
yoll
 
Deniz
 
yelken
 
ezgi
 
NezBe
 
Devrim
 
mad men
 
Surgun
 

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 111 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 7:00 am tarihinde online oldu.

KAPİTALİZMLE SOSYALİZMİN FARKI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

KAPİTALİZMLE SOSYALİZMİN FARKI

Mesaj  Misafir Bir Çarş. Nis. 07, 2010 1:16 pm

Kapitalizm, kâr hırsıyla sorunlar yaratır... Sonra, sanki yaratan kendisi değilmiş gibi, sorunları çözmek için ortaya çıkar... Sorunların çözümünü de kâr aracına dönüştürür..

Sosyalizm, sorunun ortaya çıkmasını önler!
Kapitalizm, önce suyu kirletir... Sonra, su sorunu için zirve düzenler... Bu arada sudan kâr etmeyi ihmal etmez
Sosyalizm, suyun kirlenmesini ve su kaynaklarının tahrip edilmesini önler!
Kapitalizm, önce kanser eder... Sonra, kansere çözüm arıyor gibi yapar... Kanserden büyük kârlar sağlar..
Sosyalizm, kansere yol açan nedenleri ortadan kaldırır!


Yaşadığımız tüm sorunların kaynağı kapitalizmdir. Su sorunu deniliyor, küresel ısınma deniyor, sağlık sorunları deniyor, bulaşıcı hastalıklar, trafik sorunu, çevre kirliliği, açlık, yoksulluk, işsizlik ve daha aklınıza gelen ne varsa hepsinin sorumlusu kapitalizmdir.
İçme sularını kirletiyor, yeraltı kaynaklarını kurutuyor, ırmakları, denizleri, okyanusları kirletiyor, ekosistemi bozuyor, "Küresel ısınmaya" neden oluyor, salgın hastalıklara, yeni yeni mikropların ortaya çıkmasına neden oluyor. Sonra da yarattığı bu sorunlara tekrar çözüm üretmeye çalışıyor. Zirveler, formlar düzenliyor. Araştırmalar yaptırıyor, raporlar hazırlatıyor.
Sorunu yaratanlar sorunu çözemez. Çünkü, emperyalist tekeller bir taraftan zirveler, formlar yaparken diğer taraftan suları ve bütün olarak dünyayı kirletmeye devam ediyor. En büyük tekeller kirlenmenin önlenmesi için alınan kararlara, yapılan anlaşmalara, dahi uymuyor.
Kapitalistler suyu iki türlü yok ediyor. Birincisi, tekeller kısa vadedeki karlarını düşünerek uyguladıkları su politikalarıyla doğal dengeyi bozuyor ve su kaynaklarını kurutuyor.
İkincisi, var olan suları da sanayi atıklarıyla, tarımda ve tarım dışı kullanılan kimyasal maddelerle zehirleyip kullanılamaz hale getiriyor. Açıklanan raporlarda belirtildiğine göre fabrikalar, atıklarının yüzde doksanını hiçbir işleme tabi tutulmadan direk derelere, nehirlere ve denize bırakıyor.
Kapitalizm, insanlığa verdiği zararı da kâra dönüştürüyor
Suları kirlenmesi "suyun bilinçsiz ve yanlış kullanımı" sonucu değildir. Bu, emperyalist üretimin, kapitalistin dizginsiz kâr hırsının sonucu olan "bilinçli" bir kirletmedir.
Tekeller için o anki kârları önemlidir. Yarattıkları bu sorunu da yeni bir kâr kaynağına dönüştürmüş durumdadırlar. İçilebilecek suların kirlenmesi ve suyun azalması sonucunda içilebilir su, ticari bir meta haline dönüştürülmüş ve büyük bir pazar oluşmuştur. Su kaynaklarını hızla ele geçiren tekeller, bugün tüm dünyaya içme suyu satıyorlar. Su kıtlığı büyüdükçe, suyu daha da pahalı satıyorlar.
Bu, sadece su sorununda değil birçok konuda geçerlidir.
Mesela kapitalizm yüz milyonları bulan bir işsizler ordusu yaratıyor. Sonra işsizlik dünyanın en önemli sorunlarından biri diye formlar düzenliyor. Sözde "çözüm" üretmeye çalışıyor. Ama esas olarak tekeller işsizliği ucuz iş gücü olarak kullanıyor.
Kapitalizm, sürekli tüketimi körüklüyor. İnsanları sağlıksız yiyeceklerle "obez" yapıyor, sonra obezliğe çözüm arıyor. Zayıflamayı da bir kazanç konusuna dönüştürüyor. Tekellere bunun için milyarlarca doları bulan yeni bir pazar açılıyor. Yani, insanlar şişmanlarken de zayıflarken de kazanan tekeller oluyor. Aynen su kirlenirken de içilebilir su satılırken de kazananın hep tekeller olması gibi..
Başka bir örnek: Önce yiyecek ve giyeceklerde her türlü zararlı kimyasal maddeleri kullanıp insanları kanser yapıyor. Sonra güya çözüm arıyor. Kanser tedavisi büyük bir sömürü alanına dönüşüyor. Tekeller, insanları kanser yaparken de kazanıyor, kanseri tedavi ederken de... İnsanlar kanser olduktan sonra çözümü yok; ama insanların kanser olmasını engellemek mümkün; fakat bu da kapitalist üretime uygun değil... Suyu kuruttuktan, kirlettikten sonra biliniyor ki, bunun da geriye dönüşü imkansız gibidir.
Kapitalizm işte bu; dizginsiz kâr hırsı, kanser gibi, kirli su gibi, yüzlerce çözümsüz, geriye dönüşsüz sorun yaratıyor.
Kapitalizmin sağlık politikası kâr üzerine kurulmuştur. Teşhisten tedavisine kadar en pahalı, en kârlı sektörlerden birisidir.
Kapitalizmin sağlık politikasına göre hasta sadece parası alınacak "müşteri"dir. Bunun içindir ki kapitalizmin sağlık politikaları insanların hasta olmalarını önlemeye yönelik değildir. Koruyucu sağlık, kapitalizmin mantığına terstir. Tam tersine insanların hasta olmaları adeta onların işine gelmektedir.
Kapitalist sağlık sistemi, Hastalığı önlemeye değil, tedaviye göre şekillenmiştir.

Çözüm sosyalizmde
Su sorununda olsun, sağlık sorununda olsun, açlıkta, yoksullukta, işsizlikte olsun... insanlığın yaşadığı tüm sorunların çözümü sosyalizmdedir. Çünkü sorunları yaratan kapitalizmdir. Birincisi, sosyalizm sorunların kaynağı olan kapitalist sistemi ortadan kaldırdığı için, çözümdür.
İkincisi, sosyalizm sorun olabilecek şeylere sorun çıkmadan önleyici tedbirler aldığı için, insanlığın yaşadığı tüm sorunların çözümüdür. Bu sayısız örneklerle kanıtlanmıştır. Çünkü sosyalizm kapitalizm gibi bu sorunları kâr elde etmek için bir araç görmemektedir.
Sosyalist sağlık politikasının en üstün yanı "koruyucu önlemler"de ortaya çıkar.
Mesela, sosyalizm, sağlık politikasını hastalıkların tedavisi üzerine değil, hastalıkların ortaya çıkmasını engelleme üzerine oluşturmuştur. Sağlık yatırımları da bu yöndedir. Yani insanların hastalanmadan sağlıklı yaşamaları üzerine kurulmuş bir sağlık politikası. Kapitalizmdeki gibi insanları ilaç kullanarak hastalıklarıyla birlikte yaşatmıyor. Sağlıklı yaşamak her insanın en temel haklarından birisidir. Bunun için sosyalizmde sağlık giderleri ücretsizdir.
Koruyucu sağlık önlemleri bebeklikten başlar. Bebek daha anne karnında iken düzenli kontrolleri yapılır, doğumdan ömrünün sonuna kadar da koruyucu hizmetleri almaya devam eder. İnsanların sağlıklı yaşaması devletin güvencesi altındadır.
Emperyalist politikalar insanların ömrünü tüketiyor sosyalizm ise, ömürlerine ömür katıyor
Emperyalist tekellerin kimya fabrikalarında, maden ocaklarında çalışan işçilerin, Afrika'da yaşayan sömürge ülke halklarının ortalama ömürleri 35-40 yaşına kadar düşmüştür. Dünya ortalaması 66 yaş. Küba da ise dünya ortalamasından 11 yaş daha fazla. Küba'lı doktor Eugenio Selman, Küba'da uzun yaşamanın nedeninin hükümetin halka sunduğu imkanlar olduğunu söylüyor ve ekliyor; "Bizim devletimizin, ana hedefi nedir? Yalnızca mutluluk. Peki dünyadaki diğer ülkelerin ana hedefi nedir? Kazanç."
Evet, meselenin özü, özeti budur. Kapitalizm tekellerin karları için kurulmuş bir sistem, sosyalizm ise insanların mutluluğunu düşünen bir sistem. Fark bu kadar açıktır.
Kapitalizmin 300 yılda çözemediği açlık, işsizlik, sağlık, barınma, eğitim gibi insanların en temel sorunları sosyalist sistemde çok kısa sürelerde çözülebilmiştir.
Örneğin emperyalizmin dünyasında 6 milyar insanın 1 milyarı okuma-yazma bilmiyor. 1 milyar insanın eğitim hakkı gasp edilmiştir. 100 milyon evsiz var emperyalizmin dünyasında. Yüzlerce milyon yoksul ise, ev denemeyecek gecekondulara mahkum edilmiştir. Her yıl kötü beslenme ve önlenebilir hastalıklar nedeniyle 5 yaşına gelmeden ölen 11 milyon çocuk var.
Sosyalist ülkelerde, kapitalist ülkelerin "gelir" kaynağı olarak gördüğü sağlık, eğitim, kültür hizmetlerinden ülkede yaşayan herkes ücretsiz yararlandırılmıştır.
Amerika, Avrupa dahil, emperyalist ve yeni-sömürgelerde yüzbinlerce insan evsizdir, sokakta yaşamaktadır. Küba'da sokakta yaşayan kimse yoktur. Küba'da her ailenin gıda ve sağlıklı beslenme hakkı anayasal güvence altındadır.
ABD'de binde 12, Türkiye'de binde 80 olan çocuk ölüm oranları Küba'da binde 6'ya kadar düşürülmüştür. Emperyalist ülkelerin en büyük sorunlardan biri olarak gördüğü işsizlik, Küba'da sorun olmaktan çıkarılmıştır.

Sosyalizmde insana ait hiçbir sorun çözümsüz değildir
Depremler, sel baskınları, kasırgalar ve benzeri doğal olaylar kapitalist sistemde insanlık için binlerin onbinlerin hatta yüzbinlerin öldürüldüğü katliamlara dönüşür. Kapitalistler bunları "önlenmesi mümkün olmayan" doğal felaketler olarak göstermeye çalışır. Oysa gelişen bilim ve teknolojiyle bugün açısından doğal olayların insanlara zarar vermesi engellenemez değildir. Ancak bu da yine insana değer veren sosyalist sistemle mümkündür.
2005 yılında yaşanan çok somut bir örnek vardı. ABD ve Küba'da aynı şiddette yaşanan kasırga karşısında, iki ülkede oluşan tablo, sosyalizmle kapitalizmin farkını yansıtıyordu. Kasırganın geleceği günler öncesinden belliydi. Küba'da kasırganın vuracağı şehirdeki 1,5 milyon insan, kasırga gelmeden önce tehlikesiz bir bölgeye nakledildi. Kasırganın yarattığı çok büyük yıkıma rağmen tek bir insanın bile burnu kanamadan kasırga atlatıldı.
Amerika'nın bazı eyaletleri de aynı kasırganın etki alanı içindeydi. Amerika hiçbir önlem almadı. Kasırga vurduğunda dünyanın en gelişmiş teknolojisine ve en büyük ekonomisine sahip olan ABD çaresizdi. Sadece zenginler ve kendi olanaklarıyla eyaletten uzaklaşabilenler kurtuldu. Binlerce yoksul halk ölüme terk edildi ve öldü.
Amerika'daki binlerce insan önlenemez bir felaketten dolayı ölmemiştir. Emperyalist sistem tarafından öldürülmüştür.
Sosyalizmde bu ve bunun gibi bir çok sorun çözümsüz değildir. Çözüm için çok büyük olanaklara da sahip olmak gerekmiyor. Öncelikle halktan yana bir iktidar gerekiyor.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Kapitalizm katildir!

Mesaj  Misafir Bir Çarş. Nis. 07, 2010 1:17 pm

Dünyada her yıl 1 milyon 800 bin çocuk içme suyu bulamadığı için ölüyor, ÖLDÜRÜLÜYOR.

Dünyada her ay 150 bin çocuk susuzluktan ölüyor, ÖLDÜRÜLÜYOR.
Her ay, bir Artvin ya da 2 Bayburt büyüklüğünüdeki, bir nüfus yok ediliyor.
HERGÜN, 5 BİN ÇOCUK SUSUZLUKTAN ÖLÜYOR, ÖLDÜRÜLÜYOR...

Su ile hayat arasında kurulan ilişki, suyun insan yaşamının zorunlu ve ayrılmaz bir parçası olduğunu anlatır.
İnsanı, hayatı var eden su, ne yazık ki, bugün milyonlarca insanın ölüm nedeni haline getirilmiştir. Milyonlarca insan, tüm dünyanın gözleri önünde, susuzlukla öldürülüyor!
Suyu bilinçli olarak keserek, su kaynaklarını kurutarak, kirleterek, suyu paralı hale getirerek yapmaktadırlar bunu emperyalistler.

Çocukları öldüren "uygarlık"
Dünyada her yıl beş yaşın altındaki 1 milyon 800 bin çocuk susuzluktan, içme suyu bulamadığı için ölüyor.
Bizler, günlük yaşamımızı sürdürürken, işe ya da okula giderken, evimizde otururken, hergün "bizim haberimiz" olmadan, 5 bin çocuk öldürülüyor. Hem de doğanın bir parçası olan temiz suyu bulamamaları nedeniyle.
Bizlere coğrafya derslerinde dünyanın dörtte üçünün sudan oluştuğu öğretilir hep. Ama bu suyun nasıl olup da milyonlarca insanın ölüm nedeni haline dönüştüğü öğretilmez.
Etrafımızın sular, denizler, okyanuslarla çevrili olduğu bir dünyada, her 1 saatte, 210 çocuk öldürülmektedir.
Yani dakikada 4 çocuk...
Emperyalistler, halkları aşağılarken, halklara "çağdaşlık" dersleri verirken, "modern uygarlıktan" söz ederken, susuzluktan çocukları öldürmek ne kadar uygar bir davranıştır acaba?
"Uygarlığın beşiği" olduğu söylenen emperyalist ülkeler, sudan para kazanmak için milyonlarca insanın ölümünü göze almış, kılları kıpırdamadan, kanlı dolar ve euroları karşılığında yoksul halkların canına kıymaktadırlar.
Yıllardır, kapitalizmin parlak vitrinleriyle halkları aldatanların yarattığı tablo ortadadır.
Sosyalizmin olduğu hiçbir ülkede susuzluk nedeniyle tek bir ölüm yaşanmamıştır. Sosyalist ülkelerde temiz su hakkından yoksun olmak diye bir kavram dahi yoktur, olmamıştır.
Kapitalizm, en gelişmiş teknolojilerin ürünü akıllı bombalarıyla, sihirli elektronik oyuncaklarıyla, harika cep telefonları, plazma televizyonları ile övünebilir. Ama susuzluk nedeniyle öldürdüğü çocukları, yoksul halkları gizleyemez.
Kapitalizm, yoksul ülke halklarını aç ve susuz bırakarak, onları günde 1 doların altında bir "gelirle" yaşamak zorunda bırakarak, uygarlık dersi veremez kimseye.
Çünkü kapitalizm katildir!.. Çünkü kapitalizm öldürmektedir.
İçme suyuna atık suların karışmasıyla yılda 5 milyon kişi salgın hastalıklardan ölmektedir.
Dünya genelinde bir milyar yüz milyon kişinin temiz içme suyu kullanma hakkı elinden alınmıştır. Yine 2 milyar 600 milyon kişi ise kanalizasyondan yoksundur. 2.4 milyar insan banyo ve tuvaletten mahrum yaşamaktadır.
Evi, banyosu, tuvaleti, elektriği, ekmeği, içecek suyu olmayan ve sefil bir yaşam dayatılan milyarlarca insan, vahşi kapitalizmin yarattığı bir gerçekliktir.
Birleşmiş Milletler'in "Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli" adlı organizasyonunun 2008'de yayınladığı "İklim Değişikliği ve Su" raporuna göre: dünyada 2050'de 2 milyar, 2080'de de 3 milyar insan sudan mahrum kalacak!.. 2-3 milyar insanın yoksullar olacağı açıktır. En doğal hakkından, sudan yoksun bırakılan 3 milyar insan. Dünya nüfusunun yarısı en doğal ve en temel hakkından mahrum edilmektedir.
Kapitalizm işte böyle adaletsiz bir dünyayı dayatıyor insanlığa.

Su kaynaklarını kurutan emperyalist tekellerdir
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1977 yılında suyun bir "insan hakkı" olduğuna dair karar almıştı. Uzun yıllar bu karar geçerliliğini korudu.
Bu karar alınırken, dünyada emperyalist sistemin karşısında sosyalist sistem vardı. Sosyalizm, kapitalizmin adeta kâbusu olmuştu. O nedenle sömürü ve yağmada bugünkü ölçülerde, pervasız ve saldırgan değillerdi. O günkü dünya dengeleri içinde BM'den halkların, ezilenlerin lehine kararlar çıkabiliyordu.
Bu karardan 15 yıl sonra aynı BM, su ile ilgili yeni bir karar aldı. 1992'de alınan bu kararda, "suyun alınıp satılabilen bir meta" olduğuna hükmedilmiş ve böylelikle su, emperyalist tekellerin yağmasına sunulmuştu.
Bu kararın alındığı koşullarda, sosyalist iktidarlar peş peşe emperyalist saldırganlar tarafından yıkılmış, dünya emperyalist tekeller tarafından kuşatılmıştı.
Suyun emperyalist tekeller tarafından yağmalanmasını düzenlemek üzere de 1996'da Dünya Su Konseyi oluşturuldu. Dünyadaki su kaynakları artık emperyalist tekeller tarafından kolayca alınıp-satılabilir, istedikleri gibi kullanılabilirdi.
Dünyadaki suyun sadece % 3'ü tatlı sudur. Ve bu tatlı su miktarının da sadece % 1'i kullanılabilir durumdadır. Geçtiğimiz yüzyılda dünya nüfusu 4 kat artarken, su ihtiyacı 9 katına çıkmıştır.
Milyonlarca insanın su ihtiyacı karşılanmazken, emperyalist tekeller için su kaynakları seferber edilmiştir. Kapitalist sanayi, geçtiğimiz yüzyılın başında kullandığı su miktarının TAM 40 KAT FAZLASINI kullanmaktadır.
Tekellerin aşırı, kontrolsüz ve plansız tüketimleri, yanlış sulama, çarpık sanayileşme, kapitalistlerin aşırı kâr hırsından dolayı arıtma tesisleri kurmaması ve su kaynaklarını kirletmesi ile ortaya SU SORUNU çıkarılmıştır.
"Dünya Ticaret Örgütü, daha 1995'te ‘... tüm kamu sağlığı ve çevre yasalarını ticaretin önündeki engeller olarak gördüğünü' açıkça ilan etmişti." (Halk Gerçeği, 15 Mart 2009, sayı:1)
Yani tekeller; "ben kullanır, kirletir, tahrip ederim" diyor, hiçbir tedbir, yasa tanımayacağını ilan ediyordu.
Emperyalist tekellerin şantaj ve tehditle kabul ettirdiği Çok Taraflı Yatırım Anlaşması'nın (MAİ), yeni sömürge ülkelere dayattığı maddelerden biri de şuydu; "Doğal kaynakların tüketiminde toplumsal çıkarların gözetilmesi şartı kaldırılacak."
Milyarlarca insanın ihtiyaçlarının, sağlığının hiçe sayıldığı bundan daha açık ifade edilemez zaten.
KAPİTALİZM AÇIKÇA KATİL OLDUĞUNU İLAN EDİYOR...
EMPERYALİST TEKELLER AÇIKÇA, SAKLAMADAN; ‘çıkarlarımız için öldürmeye, su kaynaklarını kirletmeye, tahrip etmeye devam edeceğiz' diyor.

Su sorununu yaratan vahşi kapitalizmdir
Bugün dünyada kullanılan suyun %85'i, emperyalist ülkelerdeki nüfusun %12'si tarafından kullanılmaktadır. Yoksul ülke halkları susuzluktan kırılırken, emperyalist ülkeler suyun neredeyse tamamına yakın bir bölümünü kullanmaktadırlar.
"Günlük ortalama su kullanımı ABD'de 575 litre, Avrupa'da 200-300 litre olmasına rağmen yeni-sömürge ülkelerde yaşayan halkların beşte biri insan hakkı olarak kabul edilen en az günde 20 litre suyu dahi bulamamaktadır." (age)
Yoksul ülke halkları, kendilerinden 250 kat daha fazla su tüketen Amerikalılar'a, 150 kat daha fazla su tüketen Avrupalılar'a göre, suyu daha mı az seviyorlar acaba?
Yoksul ülke halklarının suyu sevmedikleri ya da suyu kullanmak istemediklerini hiç kimse iddia edemeyeceğine göre, farklılığın nedeni başkadır.
Sağlık koşullarının asgari düzeyde sağlanabilmesi için bir kişinin günde en az 50 litre suya ihtiyacı olduğunu söylüyor bilim...
Örneğin, 150 milyon nüfuslu geri bıraktırılmış Bangladeş'te, suyun kirli ve zehirlenmiş olmasının sonucunda binlerce çocuk ölmekteydi. 1970'lerde her yıl sadece ishalden 250 bin çocuk öldüğü geçiyordu kayıtlara.
Katledenler sonra "çözüm" bulmak için, "temiz" olduğu düşünülen kaynaklardan kuyu suyunu borularla diğer bölgelere taşıdılar. Bangladeş halkı, yıllarca BM ve Dünya Bankası tarafından açılan bu kuyulardan su içti.
Ancak 1990'da, milyonlarca kuyuda arsenik olduğu ve yıllardır halkın zehirlendiği ortaya çıktı. 20 milyon kişi bu zehirden etkilenmişti ve her yıl ortalama 13 bin kişi, bu zehirin yol açtığı kanser sonucunda ölmüştü.
Emperyalistler, milyonlarca kuyu açarken, açtıkları kuyulardaki suyu tahlil etme gereği bile duymamışlardı. O suyu kullanacak olanların bir değeri yoktu nasıl olsa, onlar ölebilirdi. Bir ölçüm milyonlarca insanın yaşamını kurtaracakken, bunu yapmamışlardı.
Su kaynaklarının ve suyun özelleştirilmesi, ülkemiz örneğinde de yaşandığı gibi yaygınlaşmaktadır. Dünya Bankası, IMF gibi emperyalist kurumlar, yeni sömürge ülkelere kredi verirken suyun özelleştirilmesini de şart koşmaktadırlar.
Bu da demektir ki, daha çok çocuğumuz ölecek, susuzluktan ya da kirli sudan...


"Doğal kaynakların tüketiminde toplumsal çıkarların gözetilmesi şartı kaldırılacak."
İmza: MAİ'yi imzalayan tüm emperyalist ve yeni-sömürge ülkeler

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz