Giriş yap

Şifremi unuttum

En son konular
» Laptop bu hale getirdi!
Çarş. Ekim 20, 2010 10:05 pm tarafından AMEDEUS

» .........
Perş. Ekim 14, 2010 3:56 pm tarafından AMEDEUS

» manzara
Çarş. Ekim 13, 2010 9:26 pm tarafından Deniz

» manzara fotoğrafları
Çarş. Ekim 13, 2010 9:18 pm tarafından Deniz

» Paydos/ C.Sıtkı Tarancı
Salı Ekim 05, 2010 2:49 pm tarafından AMEDEUS

» logo..........
C.tesi Ekim 02, 2010 11:45 pm tarafından ezgi

» ..................
C.tesi Ekim 02, 2010 2:09 pm tarafından DicLe

» Çile
Salı Eyl. 21, 2010 2:01 pm tarafından AMEDEUS

» Görmemişin bebeği olmuş...
Salı Eyl. 21, 2010 12:27 pm tarafından DicLe

» facebooktan video indirme
Salı Eyl. 21, 2010 10:08 am tarafından ezgi

» Taş atan çocuk
Ptsi Eyl. 20, 2010 5:00 pm tarafından DicLe

» BARIŞ
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:27 pm tarafından DicLe

» BEKLENTİSİZ....
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:24 pm tarafından DicLe

» UZAKTAN ...
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:22 pm tarafından DicLe

» CAN YÜCEL'DEN MAL BEYANI
Perş. Eyl. 16, 2010 1:36 pm tarafından yoll

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:20 am tarafından ezgi

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:15 am tarafından ezgi

» ŞİİR
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:08 am tarafından ezgi

» Kamuflaj
C.tesi Eyl. 11, 2010 5:32 pm tarafından AMEDEUS

» UZAK
Çarş. Eyl. 08, 2010 5:05 pm tarafından ezgi

» Yeşillik
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:59 pm tarafından ezgi

» Salam Gibi
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:57 pm tarafından ezgi

» Benlik_Oruç Aruoba
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:56 pm tarafından ezgi

» BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:54 pm tarafından ezgi

» Pembe Deniz
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:51 pm tarafından ezgi

» HAYAT
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:48 pm tarafından ezgi

» Benim Yazdığım Sen
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:47 pm tarafından ezgi

» Seviyorum Seni
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:46 pm tarafından ezgi

» BERFİN
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:44 pm tarafından ezgi

» Bahar Gelmiş
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:43 pm tarafından ezgi

Anket
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En iyi yollayıcılar
DicLe
 
AMEDEUS
 
yoll
 
Deniz
 
yelken
 
ezgi
 
NezBe
 
Devrim
 
mad men
 
Surgun
 

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 111 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 7:00 am tarihinde online oldu.

DEVLET

Aşağa gitmek

DEVLET

Mesaj  Misafir Bir Perş. Şub. 18, 2010 5:17 pm

YOLDASLAR, kabul etmis oldugunuz programa ve bana iletildigine göre, bugünkü konusma konusu devlet. Bu konuyla ne denli tanisik oldugunuzu bilmiyorum. Eger yanilmiyorsam dersleriniz daha yeni baslamis bulunuyor ve bu konuyu sistemli olarak ilk kez bugün ele alacaksiniz. Eger öyleyse, pek olasidir ki, bu zor konu üzerindeki ilk derste dinleyicilerimin pek çoguna açiklamalarimi yeterince açik, ve anlasilir hale getirmeyi basaramayabilirim. Ama eger öyle olursa, caninizin sikilmamasini isteyecegim, çünkü devlet sorunu en karmasik, en güç sorunlardan biridir, belki de burjuva düsünürlerin yazarlarin ve filozoflarin bütün sorunlardan daha çok anlasilmaz hale getirdikleri bir sorundur. Bu nedenle, birinci oturumdaki kisa bir konusmadan bu konunun kapsamli olarak kavranilmasinin saglanabilecegi beklenmemelidir. Konuya iliskin birinci konusmadan sonra, anlamamis oldugunuz ya da size açik gelmeyen bölümleri kaydetmelisiniz, ve bunlara ikinci kez, üçüncü kez, dördüncü kez yeniden dönmelisiniz, öyle ki anlamadiginiz seyler, hem okuyarak ve hem de çesitli dersler ve konusmalarla sonradan daha çok tamamlanabilmis ve belirginlesmis olsun. Umarim ki, bir kez daha karsilasma firsatini bulur ve o zaman bütün tamamlayici sorunlar üzerinde görüs alisverisine girebilir ve en anlasilmamis seylerin neler oldugunu görürüz. Gene umarim ki, bu konusmalara ve derslere ek olarak, Marx ve Engels'in en önemli yapitlarindan en azindan birkaçini okumaya zaman ayirirsiniz. Hiç kuskum yok ki, bu en önemli yapitlar, sizin Sovyet ve Parti okulunun ögrenci kütüphanesinde bulunan kitap listelerinde ve elkitaplarinda bulunabilir; ve gene, kiminiz, önce anlatimin zorlugu ile umutsuzluga kapilabilirsiniz, bunun sizi tedirgin etmemesi gerektigi yolunda sizi bir kez daha uyarmak zorundayim; ilk okuyusta size açik gelmeyen seyler ikinci bir okuyusta ya da soruna daha sonra bir baska açidan yaklasmanizla açik-seçik hale gelecektir. Çünkü bir kez daha yineleyeyim ki, bu sorun öylesine karmasik ve burjuva bilginleri ve yazarlari tarafindan öylesine anlasilmaz hale getirilmistir ki, konuyu ciddi bir biçimde incelemek ve bagimsiz olarak bu konuyu iyice kavramak isteyen herkesin konuya birçok kez girmek, ona tekrar tekrar dönmek, açik ve tutarli bir kavrayisa ulasabilmek için konuyu degisik açilardan ele almasi gerekir. Bütün siyasette böylesine temel, böylesine esas bir sorun olmasindan ötürü, ve yalnizca bugünkü gibi böylesine firtinali ve devrimci zamanlarda degil en barisçil zamanlarda bile, herhangi bir ekonomik ve siyasal sorunla ilgili olarak her gün her gazetede onunla karsi karsiya geleceginizden ötürü, ona yeniden dönmek daha kolay olacaktir. Her gün su ya da bu kosulda soruna yeniden döneceksiniz: Devlet nedir, niteligi nedir, önemi nedir ve partimizin, kapitalizmi alasagi etmek için savasim veren partinin, Komünist Partisinin tutumu nedir - onun develete karsi tutumu nedir? Ve okumalarinizin bir sonucu olarak, devlet konusundaki konusmalar ve derslerden duyduklarinizin bir sonucu olarak, elde etmeniz gereken baslica sey, bu soruna bagimsiz olarak yaklasma yetenegidir, çünkü en farkli kosullarda, en önemsiz sorunlarla (sayfa 286) ilgili olarak, en beklenmedik olaylarla ilgili olarak ve muhalefetle tartisma ve anlasmazliklarda bununla karsi karsiya geleceksiniz. Ancak bu konuda bagimsiz olarak yolunuzu bulmayi ögrendiginizde, inançlarinizda kendinizi yeterince saglam görebilir ve bunlari herhangi bir kimseye karsi ve herhangi bir zamanda yeterli basariyla savunabilirsiniz.
Bu kisa uyarmalardan sonra, sorunun kendisini ele almaya geçecegim - devlet nedir, nasil ortaya çikmistir ve kapitalizmi tümüyle alasagi etmek için savasim veren isçi sinifi partisinin -Komünist Partisinin- devlete karsi takinacagi tutum esas olarak ne olmalidir?
Burjuva biliminin, felsefesinin, hukuk biliminin, ekonomi politiginin ve gazeteciliginin temsilcilerinin devlet sorunu kadar, bilerek ve bilmeyerek anlasilmaz hale getirdikleri bir baska sorunu pek bulamayacaginizi daha önce söylemistim. Bugüne dek pek sik olarak dinsel sorunlarla birbirine karistirilmistir; yalnizca açik dinsel ögretiler degil (bunu onlardan beklemek pek dogaldir), kendini dinsel önyargilardan kurtardigini kabul edenler bile, pek sik olarak özgün devlet sorununu din sorunlariyla birbirine karistirirlar ve devletin ilahi bir sey, doga-üstü bir sey oldugunu, sayesinde insanligin varligini korudugu belli bir kuvvet oldugunu, insanlara ihsan edilen, ya da insanlara ihsan edilebilen ya da insanin olmayan, ona onun disinda verilen bir seyler getiren ilahi kökenli bir kuvvet oldugunu ileri süren bir ögretiyi -ideolojik, felsefi bir yaklasim ve nedenleme ile çogu kez karmasik bir ögretiyi- kurmaya çalisiyorlar. Ve söylemek gerekir ki, bu ögreti sömürücü siniflarin -toprak sahipleri ve kapitalistlerin- çikarlariyla öylesine yakin bir bag içindedir ki, öylesine onlarin çikarlarina hizmet etmektedir ki, burjuvaziyi temsil eden baylarin her türden gelenek, görus ve bilimine öylesine derinlemesine sizmistir ki, herkeste, devlete makul bir gözle bakabildiklerine kendilerini inandirmis olmalarina ve dinsel önyargilarin boyundurugu altinda olduklari yolundaki yargilari öfkeyle reddetmelerine karsin, mensevikler ve sosyalist-devrimcilerin devlet görüslerinde bile bunun izleriyle karsilasacaksiniz. Bu sorunun böylesine anlasilmaz ve (sayfa 287) karmasik hale getirilmesinin nedeni, bunun herhangi bir baska sorundan daha çok, egemen siniflarin çikarlarini etkiler (bu bakimdan yerini yalnizca iktisat biliminin temellerine birakir). Devlet ögretisi, toplumsal ayricaligi, sömürünün varligini, kapitalizmin varligini hakli kilmaya hizmet eder - ve iste bu yüzden bu sorunda tarafsizlik beklemek, ona, bilimsel oldugunu ileri süren kimselerin size bu sorunla ilgili olarak salt bilimsel bir görüs verecekleri inanciyla yaklasmak en büyük yanlis olacaktir. Devlet sorununda, devlet ögretisinde, devlet teorisinde, konuyu ögrenmeye baslar ve yeterince derinligine inerseniz farkli siniflar arasindaki savasimi, devlet konusunda, devletin beklenen rolü ve önemine iliskin görüslerde yansiyan ya da anlasmazlikta ifade edilen bir savasimi, her zaman farkedeceklerdir.
Soruna, olabildigince bilimsel olarak yaklasabilmek için devletin tarihi konusunda, onun çikisina ve gelismesine en azindan söyle bir kisa gözatmamiz gerekiyor. Toplum bilimindeki bir sorunda en güvenilir sey ve bu soruna gerçekten de dogru bir biçimde yaklasma aliskanligini elde etmek için ve insanin bir yigin ayrintilar içerisinde ya da birbiriyle çatisan çok degisik düsünce içerisinde kaybolmasini önlemek için en çok gerekli olan sey - eger bu soruna bilimsel bir biçimde yaklasmak istiyorsak en önemli sey, her sorunu bu verilen olayin tarihi içinde nasil ortaya çiktigi ve gelisimindeki bellibasli asamalarin neler oldugu açisindan incelemek, bugün ulastigi durumu incelemektir, temelinde yatan tarihsel baglarini unutmamaktir.
Bu devlet sorununun incelenmesinde, Engels'in, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni kitabini ögreneceginizi umarim. Bu, gelisigüzel söylenmis seyler degil, her tümcesi çok genis tarihsel ve siyasal materyale dayanan, güvenle benimsenebilecek nitelikte, modern sosyalizmin temel yapitlarindan biridir. Kusku yok ki, bu yapitin bütün bölümleri ayni ölçüde anlasilabilir ve kapsamli bir biçimde sergilenmis degildir; bazi bölümleri okurun tarih ve iktisat konusunda belli bilgilere önceden sahip oldugu varsayilarak yazilmistir. Ama gene yineliyorum, bu yapiti okuyunca, bir anda onu anlamadiysaniz (sayfa 288) kaygilanmayin. Pek az insan onu bir anda anlayabilir. Ama daha sonra ilginizin arttigi bir anda ona tekrar dönerek, hepsini olmasa bile, büyük bir bölümünü anlamayi basaracaksimz. Bu kitabi salik veriyorum, çünkü belirtilen anlamda soruna dogru yaklasimi vermektedir. Kitap, devletin kökeninin tarihsel bir semasini çizerek baslar.
Bu soruna, tipki öteki sorunlarda oldugu gibi -ömegin, kapitalizmin kökeni, insanin insan tarafindan sömürülmesi, sosyalizm, sosyalizmin nasil dogdugu, onu doguran kosullarin neler oldugu- ancak, bir bütün olarak gelisme tarihine bir göz atarak tutarli ve güvenilir bir biçimde yaklasilabilir. Bu sorunla ilgili olarak her seyden önce, devletin her zaman var olmadigini kaydetmek gerekir. Devletin bulunmadigi bir dönem vardi. Devlet, toplumun siniflara bölünmesinin basgösterdigi yerde ve zamanda, sömürenlerle sömürülenlerin ortaya çiktigi zamanda görülmektedir.
Insanin insan tarafindan sömürülmesinin ilk biçimi, siniflara bölünmesinin ilk biçimi -köle sahipleri ve köleler- ortaya çikmadan önce ataerkil aile, ya da kimi zaman adlandirildigi gibi, klan ailesi vardi. (Klan - kabile; o zamanlar bir akrabadan gelen insanlar birarada yasiyorlardi.) Bu ilkel zamanlarin oldukça belirgin izleri, pek çok ilkel insanin yasantisinda bugüne dek kalmistir; ve ilkel uygarlik üzerine herhangi bir yapiti elinize alacak olursaniz, toplumun köle sahipleri ve kölelere bölünmesinin olmadigi bir zaman, asagi yukari ilkel komünizme benzeyen bir zamanin var oldugu yolunda hemen hemen belirgin açiklamalar, belirtiler ve izlerle her zaman karsi karsiya geleceksiniz. Ve o zamanlar devlet yoktu, sistemli olarak kuvvet uygulama ve halkin kuvvet yoluyla baski altina alinmasi için özel bir aygit yoktu. Devlet diye adlandirilan iste böyle bir aygittir.
Ilkel toplumda, insanlarin küçük aile gruplari halinde yasadiklari ve vahsete yaklasan bir kosul içinde gelismesinin en alt evrelerinde bulunduklari zaman -modern, uygar insan toplumunun binlerce yilla ayrildigi bir dönemde- henüz devletin varliginin herhangi bir belirtisi yoktu. Gelenek, otorite, (sayfa 289) saygi ve klanin yaslilari tarafindan uygulanan yetkenin agir bastigini görüyoruz; bu yetkenin kimi zaman kadinlara verildigini görüyoruz -o zamanki kadinin durumu bugünkü gibi ayaklar altinda ve kötü degildi- ama baskalarini yönetmek ve, yönetme ugruna ve o amaçla, sistemli ve sürekli olarak ellerinin altinda bugün hepimizin bildigi gibi, silahli askeri birlikler, hapisaneler ve baskalarinin iradesini kuvvet yoluyla baski altina almanin bütün öteki araçlarla temsil edilen -ki bunlarin hepsi devletin özünü olusturur- belli bir baski aygiti, bir siddet aygiti bulunduran ayri özel bir insan kategorisini hiç bir yerde görmüyoruz.
Eger dinsel ögretiler diye bilinen seylerden, kurnazliklardan, felsefi nedenlemelerden ve burjuva bilginlerin ileri sürdügü çesitli düsüncelerden uzaklasirsak, eger bunlardan kurtulur ve sorunun özüne inmeye çalisirsak, devletin gerçekten, bir tüm olarak toplumun disinda kalan bir aygittan baska bir sey olmadigini görürüz. Salt yönetimle ugrasan böyle özel bir insanlar grubu ortaya çiktigi ve yönetmek için baskalarinin iradesini kuvvet yoluyla -hapisaneler, özel insan müfrezeleri, ordu, vb.- ile baski altina almak için özel bir baski aygitina gereksinim duyduklari zaman, orda devlet ortaya çikar.
Ama devletin olmadigi bir dönem vardi, genel bagintilar, toplumun kendisi, disiplin ve islerin buyrulmasi gelenek ve göreneklerin gücü ile klanin yaslilarinin ya da - o zamanlar çogu kez yalnizca erkek ile ayni duruma sahip olmakla kalmayip sik sik daha da yüksek bir konuma sahip olan kadinlar tarafindan saglaniyordu ve yönetmekte uzmanlasmis kimselerin özel bir kategorisi yoktu. Tarih göstermektedir ki, insanlari baski altina almanin bir aygiti olarak devlet, toplumun siniflara bölünmesinin basgösterdigi, yani bir kisminin baskalarinin emegine sürekli olarak elkoydugu bir duruma yükseldigi, bazi insanlarin ötekilerini sömürdügü gruplara bölündügü yerde ve zamanda ortaya çikmistir.
Ve toplumun siniflara bölünmesi, tarihin temel olgusu olarak her zaman açik-seçik akilda tutulmalidir. Binlerce yil boyunca bütün insan toplumlarinin gelismesi, ayrimsiz bütün (sayfa 290) ülkelerde, yasaya genel bir uygunlugu, bir düzenliligi ve tutarliligi ortaya koymaktadir; öyle ki önce siniflari olmayan bir toplumla - baslangiçta ataerkil, soylularin bulunmadigi ilkel toplumla karsi karsiyaydik; daha sonra kölelige dayanan bir toplumla, köle sahipligi toplumu ile karsi karsiyaydik. Modern, uygar Avrupa'nin tümü bu asamadan geçmistir, kölelik iki bin yil önce egemenligini sürdürmüstür. Dünyanin öteki bölgelerindeki insanlarin büyük bir çogunlugu da bu evreden geçmistir. Köleligin izleri bugün daha az gelismis insanlar arasinda yasamaktadir; örnegin simdi kölelik kurumunu Afrika'da bulabilirsiniz. Köle sahipleri ve kölelere bölünme, ilk önemli sinif bölünmesi idi. Birinci gruptakiler yalnizca bütün üretim araçlarina -topraga, o zamanlar çok ilkel ve az da olsalar aletlere- degil, insanlara da sahiptiler. Bu grup köle sahipleri olarak bilinirdi, oysa baskalarina emek saglayan ve onlar için çalisanlar köle olarak bilinirdi.
Bu biçimi, tarihte bir baska biçim izledi -feodalizm. Ülkelerin büyük bir çogunlugunda gelisme süreci içerisinde kölelik, serflige dönüstü. Toplumun temel bölünmesi simdi de feodal beylerle köylü serfler halinde oldu. Insanlar arasindaki iliskilerin biçimi degisti. Köle sahipleri, köleleri kendi mallari olarak görüyorlardi; yasa bu görüsü dogrulamisti ve köleyi, köle sahibinin tümüyle sahip bulundugu tasinir bir mal olarak görüyordu. Serf olan köylüleri ilgilendirdigi kadariyla, sinif baskisi ve bagimliligi oldugu gibi kaldi, ama feodal beylerin köylülere tasinir bir mal gibi sahip olmasi sözkonusu degildi, ancak onlarin emegi üzerinde, belli hizmetleri yerine getirme zorunlulugu üzerinde hak sahibiydi. Pratikte, sizin de bildiginiz gibi, serflik, özellikle de Rusya'da, hepsinden daha uzun süre yasadik ve kölelikten hiç de farkli olmayan en sert biçimlere büründü.
Daha sonra, ticaretin gelismesi dünya pazarinin ortaya çikisi ve para dolasiminin gelismesiyle, feodal toplumun içerisinden yeni bir sinif -kapitalist sinif- dogdu. Metadan, metalarin degisiminden ve paranin gücünün artmasindan, sermayenin gücü dogdu. 18. yüzyil sirasinda, ya da daha dogrusu (sayfa 291) 18. yüzyilin sonunda ve 19. yüzyil içerisinde bütün dünyada devrimler basgösterdi. Feodalizm Bati Avrupa'nin bütün ülkelerinde ortadan kaldirildi. Rusya bunun gerçeklestigi en son ülkeydi. 1861'de Rusya'da da köklü bir degisiklik yer aldi; bunun sonucu olarak bir topum biçiminin yerini bir baskasi aldi - feodalizmin yerini,siniflara bölünmenin oldugu kadar serfligin çesitli izleri ve kalintilarinin da sürdürüldügü, ama siniflara bölünmenin temel olarak farkli bir biçime büründügü kapitalizm almisti.
Sermayenin sahipleri, topragin ve fabrikalarin sahipleri, bütün kapitalist ülkelerde, halkin tümünün emegi üzerinde tam bir egemenlik kuran ve bunun sonucu olarak bütün emekçi yiginlarini, çogunlugu proletarya, ücretli isçi olan yasamlarini, üretim süreci içinde, yalnizca kendi isçi elleri ile emek-güçleri ile saglayan yiginlar üzerinde egemenlik kuran, onlari ezen ve sömüren nüfusun önemsiz bir azinligini olusturmuslardir ve hâlâ da olusturmaktadirlar. Kapitalizme geçisle, feodal dönemde daginik halde ve çok kötü durumda bulunan köylüler kismen (çogunlugu) proletaryaya, kismen de (azinligi) kendileri emekçi kiralayan ve kirsal burjuvaziyi olusturan zengin köylülere dönüsürler.
Bu temel olguyu -toplumun ilkel kölelik biçiminden serflige ve nihayet de kapitalizme geçisini- her zaman akilda tutmalisiniz, çünkü ancak bu temel olguyu akilda tutarak, ancak bütün siyasal ögretileri bu temel sema içerisinde incelemekle, bu ögretilerin dogru bir degerlendirilmesini yapabilecek ve bunlarin ne demek istediklerini anlayabileceksiniz; çünkü insanlik tarihindeki bu üç büyük dönem, köle sahipligi, feodal ve kapitalist dönem, onlarca ve yüzlerce yüzyili kucaklamaktadir ve öylesine bir siyasal biçim yigini, öylesine çesitli ögretiler, düsünceler ve devrimler sunmaktadir ki, bu son derece genis farklilik ve büyük çesitlilik (özellikle burjuva düsünür ve politikacilarinin siyasal, felsefi ve öteki ögretileriyle iliskili olarak), bir ipucu olarak, toplumun siniflara bölünmesini, sinif egemenliginin biçimlerindeki bu degismeyi iyi kavrayarak ve bütün toplumsal sorunlari -ekonomik, siyasal, ruhsal, dinsel vb.- bu açidan, inceleyerek anlama olanagi vardir. (sayfa 292)
Eger devleti bu temel bölünme açisindan incelerseniz, daha önce de söyledigim gibi, toplum siniflara bölünmeden önce devletin olmadigini görürsünüz. Ama, toplumsal siniflara bölünmenin ortaya çikip kök salmaya baslamasiyla birlikte, sinifli toplumun ortaya çikisi ile birlikte, devlet de ortaya çikti ve köklerini saglamlastirdi. Insanlik tarihi onlarca ve yüzlerce ülkenin kölelik, feodalizm ve kapitalizmden geçmis olduklarini ve hâlâ da geçmekte olduklanm bilmektedir. Bu ülkelerin herbirinde, bir sürü tarihsel degismeler oldugu halde, insanligin bu gelismesi yüzünden, kölelikten, feodalizmden geçerek kapitalizme geçisi yüzünden ve kapitalizme karsi bugünkü dünya ölçüsündeki mücadele yüzünden, ortaya çikan bütün siyasal degisikliklere ve bütün devrimlere karsin, her zaman devletin ortaya çikisini göreceksiniz. Toplumun disinda duran ve salt, ya da hemen hemen salt, ya da esas olarak yönetimle ugrasan bir insan grubundan olusan, belli bir aygit her zaman olmustur. Insanlar yönetilenler ile yönetimde uzmanlik kazananlar, toplumun üstüne yükselmis ve yönetenler, devlet adamlari olarak bölünmüslerdir. Bu aygit, baskalarini yöneten bu insan grubu her zaman halkin üzerindeki bu siddet, ister ilkel sopalar, ya da ister kölelik döneminin daha geliskin tipteki silahlar olsun, ya da ortaçagda ortaya çikan atesli silahlarda, ya da nihayet 20. yüzyilin teknik harikalari olan ve tümüyle modern teknolojinin en son basarilarina dayanan modern silahlarda ifadesini bulsun, ellerinde belli baski araçlari, fiziksel kuvvet araçlari bulundururlar. Siddetin yöntemleri degisti, ama her toplumda devletin oldugu her dönemde, yöneten, kumanda eden, egemen olan ve iktidarlarini sürdürmek için fiziksel baskinin bir aygitina, o dönemin teknik düzeyine uygun düsen silahlarla bir siddet aygitina sahip bulunan bir insanlar grubu da var olmustur. Ve bu genel görüngüleri inceleyerek, kendimize, siniflarin olmadigi zaman, sömürenlerin ve sömürülenlerin bulunmadigi zaman devletin niçin olmadigini ve.niçin siniflarin ortaya çikmasi ile görülmeye basladigini sorarak - ancak bu yolla, devletin niteliginin ve öneminin ne oldugu sorununda kesin bir yanit buluruz. (sayfa 293)
Devlet, bir sinifin bir baska sinif üzerinde egemenligini sürdürmesinin bir makinesidir. Toplumda siniflarin bulunmadigi zaman, kölelik döneminden önce, insanlarin büyük bir esitligin ilkel kosullari içinde, emegin verimliliginin, hâlâ en düsük üretkenlikte bulundugu kosullarda ve ilkel insanin en zor ve en ilkel varligini güçlükle sürdürebildigi zaman, isleri toplumun geri kalan kismi üzerinde yönetim ve egemenlik kurmak olan özel bir insan grubu ortaya çikmamisti ve daha çikamazdi. Ancak toplumun siniflara bölünmesinin ilk biçimi ortaya çiktigi zaman, ancak kölelik görülmeye basladigi zaman, belli bir sinifin en kaba, tarimsal emege dayanan yogunlastirma ile belli bir arti üretebildigi zaman, bu arti, kölenin en kötü kosullarda varligini sürdürmesi için kesenkes gerekli olmadigi ve köle sahibinin eline geçtigi zaman, bu yolla bu köle sahipleri sinifi güvence altina alindigi zaman - iste o zaman saglam kök salabilmesi için bir devletin ortaya çikmasi zorunluydu.
Ve ortaya çikti - köle sahipligi devleti, köle sahiplerine güç veren ve onlarin köleleri yönetmelerini saglayan bir aygit. Hem toplum, hem de devlet, o zaman, simdi oldugundan çok daha küçük boyda idi, karsilastirilamayacak kadar zayif iletisim araçlarina sahiptiler - modern iletisim araçlari o zaman yoktu. Daglar; nehirler ve denizler simdi olduklarindan düsünülemeyecek kadar daha büyük engellerdi ve devlet çok daha dar cografik sinirlar içerisinde sekillendi. Teknik yönden, zayif bir devlet aygiti, daha dar sinirlar içerisinde ve daha dar ölçüler içinde bir devlet olarak is görmek zorunda kaldi. Gene de kölelerin kölelik durumunda kalmasini zorunlu kilan toplumun bir bölümünün öteki bölümünü boyunduruk altina aldigi ve ezdigi bir aygit vardi. Sürekli bir baski aygiti olmaksizin toplumun büyük bölümünü öteki bölüm için sistemli olarak çalismak zorunda birakmak olanaksizdir. Siniflar olmadigi sürece, bu türden bir aygit da yoktu. Siniflar görünmeye baslayinca, her yerde ve her zaman, bölünme büyüyüp saglam hale geldikçe, özel bir kurum -devlet- de görünmeye basladi. Devletin biçimleri son derecede çesitli idi. Ta kölelik döneminde, zamanin ölçülerine göre en gelismis, en kültürlü ve en uygar (sayfa 294) ülkelerde -örnegin Yunan ve Romalilarda- tümüyle kölelige dayanan degisik devlet biçimlerini buluyoruz. Daha o zaman monarsi ile cumhuriyet arasinda, aristokrasi ile demokrasi arasinda bir farklilik vardi. Monarsi tek bir kisinin iktidaridir, cumhuriyet seçilmemis herhangi bir yetkenin bulunmayisidir; aristokrasi daha küçük bir azinligin iktidaridir; demokrasi halkin iktidaridir (Yunancada demokrasinin sözcük anlami, halkin iktidari demektir). Bütün bu farkliliklar kölelik döneminde ortaya çikti. Bu farkliliklara karsin, köle sahipligi döneminin devleti, ister bir monarsi olsun, ister bir cumhuriyet, ister aristokrat olsun, ister demokrat, bir köle sahipligi devleti idi.
Eski zamanlar tarihi üzerine her derste, bu konudaki her konusmada, monarsi devleti ile cumhuriyet devleti arasinda sürdürülen mücadeleyi duyacaksiniz. Ama temel olgu su ki, köleler insan kabul edilmiyordu - yalniz yurttaslar olarak kabul edilmemekle kalmiyor, insan olarak da kabul edilmiyorlardi. Roma yasasi onlari mal olarak görüyordu. Kisiyi koruyan öteki yasalar söyle dursun, adam öldürme yasasi köleleri kapsamiyordu. Yalnizca köle sahiplerini koruyordu, çünkü bir tek onlar bütün haklariyla yurttas kabul ediliyordu. Ama ister monarsi olarak kurulmus olsun, ister cumhuriyet olarak kurulmus olsun, bu, köle sahiplerinin monarsisi idi ya da köle sahiplerinin cumhuriyeti idi. Tüm haklar köle sahipleri tarafindan kullaniliyordu, oysa köle, yasa karsisinda bir maldi; ve sadece her türlü siddet köleye karsi kullanilmakla kalinmiyor, bir kölenin öldürülmesi bile suç sayilmiyordu. Köle sahipligi cumhuriyetleri iç örgütlenmelerinde farkli idi, aristokrat cumhuriyetler vardi, demokratik cumhuriyet vardi. Aristokratik bir cumhuriyette yalnizca küçük sayida ayricalikli kimseler seçimlere katiliyordu; demokratik bir cumhuriyette herkes katiliyordu -ama herkes demek sadece köle sahipleri idi, yani köleler disinda herkes. Bu temel olgu, akilda tutulmalidir, çünkü devlet sorununa her seyden çok daha fazla isik getirmektedir ve devletin niteligini açik bir biçimde sergilemektedir.
Devlet bir sinifin bir öteki sinifi baski altina almasi için bir makinedir, bir sinifa öteki bagimli siniflarin itaat etmesini (sayfa 295) saglayan bir makinedir. Bu makinenin çesitli biçimleri vardir. Köle sahipligi devleti bir monarsi olabilirdi, bu, aristokratik cumhuriyet ya da bir demokrat cumhuriyet bile olabilirdi. Aslinda hükümet biçimi son derece çesitliydi, ama özleri her zaman ayniydi: köleler hiç bir haktan yararlanamiyorlardi ve ezi len bir sinifi olusturuyorlardi; bunlara insan olarak bakilmiyordu. Ayni seyi feodal devlette de görüyoruz.
Sömürünün biçimindeki degisme köle sahipligi devletini feodal devlete dönüstürdü. Bunun önemi çok büyüktü. Köle sahipligi toplumunda köle hiç bir haktan yararlanamiyordu ve insan olarak kabul edilmiyordu; feodal toplumda köylü topraga bagli idi. Serfligin bellibasli ayirdedici özelligi, köylülerin (ve bu sirada köylüler çogunlugu olusturuyordu; kentsel nüfus hâlâ çok azdi) topraga bagli olduklari kabul ediliyordu - ''serfligin'' asil temeli budur. Köylü, toprakbeyi tarafindan kendisine ayrilmis toprak parçasi üzerinde belirli bir gün sayisi kendisi için çalisabilirdi; öteki günler köylü serf, kendi beyi için çalisirdi. Sinifli toplumun özü oldugu gibi kaldi - toplum sinif sömürüsü temeli üzerine dayaniyordu. Yalnizca toprak sahipleri bütün haklardan yararlanabiliyordu; köylulerin hiç bir hakki yoktu. Pratikte bunlarin kosullari, köleci devletteki kölelerin kosullarindan pek az farkliydi. Gene de kurtuluslari için, köylülerin kurtulusu için, daha genis bir yol açilmisti, çünkü köylü serf, beyin dogrudan mali kabul edilmiyordu, zamanin bir kisminda kendi topraginda çalisabiliyordu,deyim yerinde ise, bir ölçüde kendi kendisine aitti; ve degisim ve ticari iliskilerin gelismesi için olanaklarin genislemesi ile feodal sistem giderek dagildi ve köylülügün kurtulusunun boyutlari giderek genisledi. Bu günlerde bile kapitalizme yolaçan ticaretin ve sanayiin daha büyük bir gelismesi vardi. Ortaçagda feodalizm egemendi. V e burda da devlet biçimleri degisiyordu, burada da hem monarsiyi, hem de çok daha zayif görünümde olsa da cumhuriyeti görüyoruz. Ama her zaman feodal bey, tek yönetici olarak görülüyordu. Köylü serf, bütün siyasal haklardan tümden yoksundu.
Ne kölelikte, ne de feodal sistem altinda baski olmadan halkin küçük bir azinligi genis çogunluk üzerinde egemenlik (sayfa 296) kuramazdi. Tarih, baskiyi atmak için ezilen siniflarin sürekli girisimleri ile doludur. Kölelik tarihi, onlarca yil süren kölelikten kurtulus savaslarinin sürdürülmüs oldugunu kaydetmektedir. Yeri gelmisken belirtelim ki, Alman komünistlerinin simdi aldiklari ''spartakist'' adi -kapitalizmin boyunduruguna karsi gerçekten savas veren tek Alman partisi- iki bin yil kadar önce olan en büyük köle ayaklanmalarindan birinin en ünlü kahramani olan Spartaküs'ün adindan alinmistir. Yillar boyu tümüyle kölelige dayanan, görünüste güçlü Roma Imparatorlugu, Spartaküs'ün liderliginde büyük bir orduyu olusturmak üzere silahlanan ve biraraya gelen kölelerin yaygin bir baskaldirmasiyla sarsintilar geçirmis ve darbeler yemistir. Sonunda köleler yenilmisler, yakalanmislar ve köle sahipleri tarafindan iskenceden geçirilmislerdir. Böylesine içsavaslar, sinifli toplumun varliginin tüm tarihini isaretlemektedir. Ben, sadece kölelik döneminde, bu içsavaslarin en büyüklerinden birinin örnegine degindim. Tüm feodalizm dönemi, ayni sekilde köylülerin sürekli baskaldirmasiyla belirlenir. Örnegin ortaçagda Almanya'da iki sinif -toprakbeyleri ve serfler- arasindaki mücadele genis boyutlar kazandi ve köylülerin toprakbeylerine karsi bir içsavasina dönüstü. Sizler, hepiniz, Rusya'da feodal toprakbeylerine karsi köylülerin birçok baskaldirmalarinin benzer örneklerini biliyorsunuz.
Kendi egemenliklerini sürdürebilmek ve iktidarlarini korumak için, feodal beyler, genis bir halk kesimini, kendi baskilari altinda birlestirebilecekleri ve bunlari belli yasalara ve düzenlemelere bagli kilabilecekleri bir aygita sahip olmak zorunda idiler; ve bütün bu yasalar esas olarak bir seye variyordu - beylerin, serfler üzerinde iktidarlarini sürdürmek. Ve bu, örnegin Rusya'daki, ya da (bugün de feodalizmin sürdürüldügü) daha geri Asya ülkelerinde biçim yönünden farkli -ya cumhuriyet ya da monarsi- feodal devletti. Devlet, monarsi oldugu zaman, tek bir kisinin egemenligi kabul ediliyordu; cumhuriyet oldugu zaman, toprak sahiplerinin, toplumun seçilmis temsilcilerinin katilmalari su ya da bu ölçüde kabul edilmistir - bu, feodal toplum içerisinde olmustur. Feodal toplum, genis (sayfa 297) çogunlugun --köylü serflerin- önemsiz bir azinligin -toprak sahiplerinin- tümüyle baskisi altinda bulundugu bir sinif bölünmesini ternsil ediyordu.
Ticaretin gelismesi, meta degisirninin gelismesi, yeni bir sinifin -kapitalistlerin- dogmasina yolaçti. Sermaye, aslinda, ortaçagin sonlarinda, Amerika'nin kesfinden sonra dünya ticareti büyük ölçüde gelistigi zaman, degerli madenlerin miktari arttigi zaman, altin ve gümüs degisim araci olmaya basladigi zaman, para dolasimi bireylerin büyük zenginliklere sahip olmasini sagladigi zaman biçimlendi. Gümüs ve altin, bütün dünyada zenginlik olarak kabul edilmisti. Toprak sahipleri sinifinin ekonomik gücü azaldi ve yeni sinifin -serrnayenin temsilcilerinin- gücü büyüdü. Toplumun yeniden kurulmasi, bütün yurttaslarin esit oldugu görünümünü verecek biçimde oldu, köle sahipleri ve köleler seklindeki eski bölünme kayboldu, herkes, sahip oldugu sermayeye bakilmaksizin yasa karsisinda esit kabul edildi; özel mülk olarak ister topraga sahip olsun, ister emek-gücünden baska hiç bir seyi bulunrnayan bir yoksul olsun, herkes, yasa karsisinda esittir. Yasa herkesi esit ölçüde korur; yasa, mülkü olanlari, mülkü olmayan, emek-gücünden baska bir seyi olmayan, giderek yoksullasan ve yikilan ve proleterlere dönüsen yiginlarin saldirilarindan korur. Kapitalist toplum böyledir.
Bunun üzerine ayrintilariyla egilemiyorum. Sizler parti programinin tartismasina geldigimiz zaman buna döneceksiniz - o zaman kapitalist toplumun bir açiklamasini göreceksiniz. Bu toplum, serflige karsi, eski feodal düzene karsi, özgürlük slogani altinda gelisti. Ama bu özgürlük mülk sahiplerinin özgürlügü idi. Ve feodalizm 18. yüzyilin sonunda ve 20. yüzyilin basinda -Rusya'da öteki ülkelerden daha sonra, 1861'de- çatirdamaya baslayinca, feodal devletin yerini, slogan olarak bütün halkin özgürlügünü benimseyen, bütün halkin iradesini temsil ettigini söyleyen ve bir sinif devleti oldugunu yadsiyan kapitalist devlet almistir. Ve burda, bütün halkin özgürlügü için savasan sosyalistler ile kapitalist devlet arasinda bir mücadele ortaya çikti - Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin yaratilmasina (sayfa 298) yolaçan ve bütün dünyada sürdürülen bir mücadele.
Dünya sermayesine karsi baslatilmis bulunan mücadeleyi anlamak için, kapitalist devletin niteligini anlamak için, kapitalist devletin feodal devlete karsi gelistigi sirada özgürlük slogani altinda savasa girdigini animsamamiz gerekir. Feodalizmin ortadan kalkisi kapitalist devletin temsilcileri için özgürlük demekti, serflik dagildigi için onlarin amacina hizmet etti ve tazminat karsiligi ya da kismen de muafiyet vergisi ile satin aldiklari bütün mülklere, topraga sahip olma olanagini elde ettiler - bu devleti ilgilendirmiyordu: kökenine bakmadan mülkiyeti koruyordu, çünkü devlet, özel mülkiyet üzerine kurulmustu. Köylüler, bütün modern uygar devletlerde, özel mülk sahipleri haline geldiler. Toprak sahibi, topraginin bir bölümünü köylüye terk ettigi zaman bile, devlet, tazminat yoluyla, toprak karsiligi para almasini saglayarak, toprakbeyini ödüllendirerek, özel mülkiyeti koruyordu. Devlet sanki özel mülkiyeti tümüyle koruyacagini ve ona her türlü destegi ve korumayi saglayacagini belirtmisti. Devlet her tüccarin, sanayicinin ve imalatçinin mülkiyet hakkini tanimisti. Ve özel mülkiyete, sermayenin gücüne, mülksüz isçilerin ve köylülügün emekçi yiginlarinin tam olarak baski altina alinmasina dayanan bu toplum, yönetiminin özgürlüge dayandigini ileri sürüyordu. Feodalizmle mücadele ederek, mülkiyet özgürlügünü ileri sürdü ve özellikle, sözümona devlet, bir sinif devleti olmaktan çikmis oldugu olgusuyla böbürleniyordu.
Gene de devlet kapitalistlerin yoksul köylüleri ve isçi sinifini baski altinda tutmalarina yardimci olan bir makine olmaya devam etti. Ama dis görünüsü ile özgürdü. Genel oyu ilan etti ve kendi savunuculari, vaizlari, düsünürleri ve filozoflari araciligiyla bir sinif devleti olmadigini açikladi. Simdi bile, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri devletine karsi savasmaya baslamis bulundugu bir zamanda, bizi, özgürlükleri çignemek; baskiya dayanan bazilarinin ötekilerini ezmelerine dayanan bir devlet kurmakla suçluyorlar, kendileri ise halktan yana, demokratik bir devleti temsil ediyorlar. Ama simdi, dünya sosyalist devriminin basladigi zamanda ve devrimin bazi ülkelerde (sayfa 299) basariya ulastigi bir zamanda, dünya sermayesine karsi savasin özellikle de sert biçimler aldigi bir zamanda, bu devlet sorunu en büyük önemi kazanmis ve denilebilir ki, en hararetli bir sorun, bugünkü siyasal sorunlarin ve siyasal tartismalarin odagi haline gelmistir.
Rusya'da ya da daha uygar herhangi bir ülkede hangi yani tutarsak tutalim, görürüz ki, hemen hemen bütün siyasal tartismalar, anlasmazliklar ve düsünceler simdi devlet kavrami etrafinda yogunlasmistir. Devlet, kapitalist bir ülkede, demokratik bir cumhuriyette -özellikle Isviçre ya da ABD gibi- en özgür demokratik ülkelerde, halkin iradesinin bir ifadesi, ulusal iradenin bir ifadesi, vb. midir; yoksa devlet, bu ülkelerin kapitalistlerinin, isçi sinifi ve köylülük üzerinde, iktidarlarini sürdürmelerini olanakli kilan bir makine midir? Bu, bütün dünyada, bütün siyasal tartismalarin bugün etrafinda yogunlastigi temel sorundur. Bolseviklik konusunda neler söylüyorlar? Burjuva basini bolsevikleri karaliyor. Bolseviklerin halkin yönetimini çignedikleri yolundaki basmakalip suçlamalarini yinelemeyen bir tek gazete bulamazsiniz. Eger bizim mensevikler ve sosyalist-devrimciler, o safliklari içinde (belki de bu, saflik degildir, belki de bu, atasözünün dedigi gibi hirsizliktan da kötü bir safliktir) bolseviklerin özgürlügü ve halkin yönetimini ayaklar altina aldiklari yolundaki suçlamayi, kendilerini bulup kesfettiklerini saniyorlarsa, gülünç bir biçimde aldaniyorlar. Bugün, en zengin kapitalist ülkelerdeki, dagitilmasinda onlarca milyon harcayan ve onlarca milyonluk baskilarinda burjuva yalanlarini ve emperyalist politikalarini yayan en zengin gazetelerin herbiri - bu gazetelerin herbiri, bolseviklige karsi temel itirazlari ve suçlamalari, yani ABD, Ingiltere ve Isviçre'nin halk yönetimine dayali ileri devletler oldugu, oysa bolsevik cumhuriyetinin özgürlügün bilinmedigi bir haydutlar devleti oldugunu ve bolseviklerin halk yönetimi düsüncesini ayaklar altina aldiklarini ve Kurucu Meclisi bile dagitmaya kadar gittiklerini yinelemektedirler. Bolseviklere karsi bu müthis suçlamalar bütün dünyada yinelenmektedir. Bu suçlamalar bizi dogrudan su soruya götürüyor: devlet nedir? Bu suçlamalari anlayabilmek (sayfa 300) için, bunlari arastirmak ve bunlara karsi tam bir aklibasinda tutum takinmak ve bunlari söylentilere dayanarak degil de, kendimize ait saglam fikirlere dayanarak incelemek için, devletin ne oldugu konusunda açik-seçik bir fikre sahip olmaliyiz. Önümüzde her türden kapitalist devletler ve savas öncesinde yaratilmis olan bu devletleri savunan bütün teoriler durmaktadir: Soruyu dogru bir biçimde yanitlamak için bütün bu teorileri ve görüsleri elestirici bir biçimde incelemeliyiz.
Daha önce size:, Engels'in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni adli kitabina basvurmanizi ögütlemistim. Bu kitap, topragin ve üretim araçlarinin özel mülkiyetinin varoldugu, sermayenin egemen oldugu her devletin, ne denli demokrat olursa olsun, kapitalist bir devlet, isçi sinifini ve yoksul köylüleri baski altinda tutmak için kullanilan bir makine oldugunu; genel oyun, kurucu meclisin, parlamentonun, genel gidisi degistirmeyen salt bir biçim, bir çesit bono oldugunu söyler.
Devletin egemenlik biçimleri degisebilir: sermaye, iktidarini, sahip oldugu bir biçimde su yolda, bir baska biçimde bu yolda ortaya koyar -ama esas olarak, ister oy hakki ya da öteki haklar olsun ya da olmasin, ya da ister cumhuriyet, demokratik bir cumhuriyet olsun ya da olmasin, iktidar sermayenin ellerindedir- aslinda ne denli demokratik olursa, kapitalizmin yönetimi o denli kaba ve o denli vurdumduymaz olur. Dünyada en demokratik ülkelerden biri Amerika Birlesik Devletleri'dir, oysa hiç bir yerde (1905'ten beri orda olanlar herhalde bunu bilir) toplumun tümü üzerinde sermayenin gücü, bir avuç mültimilyonerin gücü, Amerika'da oldugu kadar kaba ve bu kadar açikça görülmemistir. Sermaye varolunca, toplumun tümü üzerinde egemenlik kurar ve hiç bir demokratik cumhuriyet, hiç bir oy hakki onun niteligini degistiremez.
Demokratik cumhuriyet ve genel oy hakki, feodalizm ile karsilastirildiginda, son derece büyük bir ilerleme idi: bunlar, proletaryanin bugünkü birligini ve dayanismasini gerçeklestirmesini, sermayeye karsi sistemli bir mücadele vermekte olan kadrolarin saglam ve disiplinli olmasini mümkün kildi. Köleler söyle dursun, köylü serfler arasinda buna yaklasik da olsa (sayfa 301) benzer bir sey yoktu. Köleler, bildiginiz gibi, ayaklandilar, baskaldirdilar, içsavaslar baslattilar, ama hiç bir zaman mücadeleye önderlik edecek olan sinif bilincine ulasmis bir çogunluk ve parti yaratamamislardir, amaçlarinin ne oldugunu kafalarinda açik-seçik canlandiramamislar ve tarihin en devrimci anlarinda bile, her zaman egemen siniflarin ellerinde alet haline gelmislerdir. Burjuva cumhuriyeti, parlamento, genel oy - hepsi toplumun dünya ölçüsündeki gelismesi yönünden büyük gelisme demektir. Insanlik kapitalizme dogru ilerledi ve yalnizca kapitalizm, kent kültürü sayesinde, ezilen proletarya sinifini, kendi bilincine varmasini ve dünya isçi sinifi hareketini yaratmasini, bütün dünyada milyonlarca isçinin partiler -yiginlarin mücadelesine bilinçli olarak yol gösteren sosyalist partiler- içinde örgütlenmelerini sagladi. Parlamentarizm olmaksizin, seçim sistemi olmaksizin, isçi sinifinin bu gelismesi olanaksiz olacakti. Bütün bu seylerin genis halk yiginlarinin gözlerinde böylesine bir önem kazanmasinin nedeni budur. Köklü bir degismenin böylesine zor görünmesinin nedeni budur. Devletin özgür oldugu ve herkesin çikarlarini savunmanin devletin görevi oldugu yolundaki burjuva yalanlarina sarilan ve savunanlar yalnizca bilinçli ikiyüzlüler, bilim adamlari ve papazlar degildir; eski önyargilara içtenlikle sarilan ve eski kapitalist toplumdan sosyalizme geçisi anlayamayan genis bir halk yigini da böyledir. Yalnizca burjuvaziye dogrudan bagimli olan insanlar degil, yalnizca sermayenin boyundurugu altinda yasayan, ya da sermaye tarafindan beslenen (sermayenin hizmetinde pek çok, her türden bilim adami, sanatçi, papaz vb. vardir) insanlar degil, sadece burjuva önyargisinin etkisi altinda bulunan insanlar bile, bütün dünyada bolseviklige karsi silaha sarilmislardir, çünkü Sovyet Cumhuriyeti kuruldugu zaman bu burjuva yalanlarini reddetmis ve açikça sunu söylemistir: devletinizin özgür oldugunu söylüyorsunuz, oysa gerçeklikte, özel mülkiyet var oldugu sürece, devletiniz, demokratik bir cumhuriyet bile olsa, isçileri baski altinda tutmak için kapitalistlerin kullandigi bir makineden baska bir sey degildir ve devlet ne denli özgür ise, bu, açik-seçik bir biçimde ifade edilmektedir. Bunun örnekleri (sayfa 302) Avrupa'da Isviçre, Amerika'da Birlesik Devletler'dir. Demokratik cumhuriyetler olmalarina karsin, ne denli ustaca boyanmis olurlarsa olsunlar ve emek demokrasisi ve bütün yurttaslarin esitligi konusundaki bütün konusmalarina karsin sermaye hiç bir yerde, bu ülkelerde oldugu kadar böylesine vurdumduymaz ve acimasizca yönetmemektedir ve hiç bir yerde böylesine açik bir biçimde ortada degildir. Olgu sudur, Isviçre'de ve Birlesik Devletler'de sermaye egemendir ve isçilerin kendi kosullarinda en ufak gerçek bir iyilestirmeyi gerçeklestirmek yolundaki her girisimleri, hemen bir içsavasla karsilik görmüstür. Bu ülkelerde pek az asker ve küçük bir sürekli ordu vardir -lsviçre'de milis vardir ve her Isviçrelinin evinde bir silah bulunur, oysa Amerika'da pek yakin zamanlara kadar sürekli ordu yoktu- ve böylece bir grev oldugu zaman burjuvazi silahlanir, parayla asker tutar ve grevi ezer ve isçi sinifi hareketinin ezilmesi hiç bir yerde, Isviçre ve ABD'nde oldugu kadar acimasiz bir siddetle olmamistir ve hiç bir yerde sermayenin parlamentodaki etkisi bu ülkelerde oldugu kadar güçlü degildir. Sermayenin gücü her seydir, borsa her seydir, oysa parlamento ve seçimler kukladir, aldatmacadir. ... Ama isçilerin gözleri giderek daha çok açiliyor ve sovyet hükümeti fikri giderek daha uzaklara yayiliyor, özellikle de kisa süre önce geçirdigimiz kanli insan kirimindan sonra, kapitalistlere karsi duraksamasiz bir savasin zorunlulugu, isçi sinifi için giderek daha açiklik kazaniyor.
Bir cumhuriyet nasil birmaskeye bürünürse bürünsün, ne denli demokratik olursa olsun, eger o bir burjuva cumhuriyeti ise, eger o toprak ve fabrikalarin özel mülkiyetini koruyorsa ve eger özel sermaye toplumun tümünü ücret köleligi içinde tutuyorsa, yani eger bir cumhuriyet, bizim parti programimizda ve Sovyet anayasasinda söylenen her seyi gerçeklestirmiyor ise, o zaman bu devlet, bazi insanlarin, ötekiler tarafindan ezilmesi için bir makinedir. Öyleyse biz, bu makineyi sermayenin iktidarini alasagi edecek sinifin ellerine verecegiz. Biz, devletin genel esitlik demek oldugu yolundaki bütün o eski önyargilari reddedecegiz - çünkü bu, bir gözboyamacadir: (sayfa 303) sömürü oldugu sürece esitlik olamaz. Toprak sahibi isçiye esit olamaz, ya da aç bir insan tok bir insana esit olamaz. Bu devlet adi verilen makine, önünde insanlarin, halkin yönetimi yolundaki eski masallara, proletaryanin burjuva yalanlari oldugunu söyledigi masallara inanarak, bos inanlara kapilarak, saygiyla egildigi bu makineyi proletarya ezecektir. Simdiye kadar biz bu makineden kapitalistleri yoksun biraktik ve onu devraldik. Bu makineyi, ya da sopayi, her türlü sömürüyü ortadan kaldirmak için kullanacagiz.

Ve sömürme olanagi dünyanin hiç
bir yerinde artik kalmadigi zaman, artik toprak sahiplerinin ve fabrika
sahiplerinin bulunmadigi zaman ve artik kimilerinin tika basa karnini
doyururken ötekilerin açliktan öldügü bir durum olmadigi zaman, ancak
bunun olanagi artik ortadan kalktigi zaman, biz bu makineyi enkaz yiginina
atacagiz. O zaman devlet de olmayacak, sömürü de. Bizim Komünist
Partisinin görüsü budur. Umarim ki, biz, bu konuya daha sonraki
derslerde dönecegiz, gene ve gene buna dönecegiz.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz