Giriş yap

Şifremi unuttum

En son konular
» Laptop bu hale getirdi!
Çarş. Ekim 20, 2010 10:05 pm tarafından AMEDEUS

» .........
Perş. Ekim 14, 2010 3:56 pm tarafından AMEDEUS

» manzara
Çarş. Ekim 13, 2010 9:26 pm tarafından Deniz

» manzara fotoğrafları
Çarş. Ekim 13, 2010 9:18 pm tarafından Deniz

» Paydos/ C.Sıtkı Tarancı
Salı Ekim 05, 2010 2:49 pm tarafından AMEDEUS

» logo..........
C.tesi Ekim 02, 2010 11:45 pm tarafından ezgi

» ..................
C.tesi Ekim 02, 2010 2:09 pm tarafından DicLe

» Çile
Salı Eyl. 21, 2010 2:01 pm tarafından AMEDEUS

» Görmemişin bebeği olmuş...
Salı Eyl. 21, 2010 12:27 pm tarafından DicLe

» facebooktan video indirme
Salı Eyl. 21, 2010 10:08 am tarafından ezgi

» Taş atan çocuk
Ptsi Eyl. 20, 2010 5:00 pm tarafından DicLe

» BARIŞ
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:27 pm tarafından DicLe

» BEKLENTİSİZ....
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:24 pm tarafından DicLe

» UZAKTAN ...
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:22 pm tarafından DicLe

» CAN YÜCEL'DEN MAL BEYANI
Perş. Eyl. 16, 2010 1:36 pm tarafından yoll

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:20 am tarafından ezgi

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:15 am tarafından ezgi

» ŞİİR
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:08 am tarafından ezgi

» Kamuflaj
C.tesi Eyl. 11, 2010 5:32 pm tarafından AMEDEUS

» UZAK
Çarş. Eyl. 08, 2010 5:05 pm tarafından ezgi

» Yeşillik
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:59 pm tarafından ezgi

» Salam Gibi
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:57 pm tarafından ezgi

» Benlik_Oruç Aruoba
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:56 pm tarafından ezgi

» BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:54 pm tarafından ezgi

» Pembe Deniz
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:51 pm tarafından ezgi

» HAYAT
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:48 pm tarafından ezgi

» Benim Yazdığım Sen
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:47 pm tarafından ezgi

» Seviyorum Seni
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:46 pm tarafından ezgi

» BERFİN
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:44 pm tarafından ezgi

» Bahar Gelmiş
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:43 pm tarafından ezgi

Anket
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En iyi yollayıcılar
DicLe
 
AMEDEUS
 
yoll
 
Deniz
 
yelken
 
ezgi
 
NezBe
 
Devrim
 
mad men
 
Surgun
 

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 111 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 7:00 am tarihinde online oldu.

Kısaca Marx ve Marxizm

Aşağa gitmek

Kısaca Marx ve Marxizm

Mesaj  Misafir Bir Perş. Şub. 18, 2010 5:13 pm

Karl Marks üzerine, simdi ayri bir basim olarak çikan bu makale,
(animsayabildigim kadariyla) 1913 yilinda, Granat Encyclopaedia
için yazilmistir. Marks üzerine, çogu yabanci olan oldukça ayrintili
bir yazim bibliyografyasi makalenin sonuna eklenmistir. Encyclopaedia'nin
yayimcilari, kendi yönlerinden, sansür nedeniyle Marks üzerine
makalenin sonunu, yani devrimci taktiklerle ilgili bölümünü
çikardilar. Ne yazik ki, bu son bölümü yeniden koyamiyorum, çünkü
müsveddeler, Krokav ya da Isviçre'deki kagitlarim arasinda kaldi.
Yalnizca makalenin sonuç bölümünde, öteki seyler arasinda, Marks'in
16 Nisan 1856 tarihinde, Engels'e yazmis oldugu mektuptan bir pasaj
aldigimi animsiyorum: Söyle diyordu: "Almanya'da her sey, proletarya
devriminin Köylü Savasinin ikinci bir edisyonuyla desteklenmesi
olanagina bagli olacaktir. Iste o zaman her sey mükemmel olacaktir."
Iste bizim, simdi bogazina kadar sosyalizme ihanete batmis bir
burjuvanin kucagina düsmüs menseviklerin 1905'ten beri anlamakta
güçlük çektikleri budur.

Moskova, 14 Mayis 1918

N. LENIN

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kısaca Marx ve Marxizm

Mesaj  Misafir Bir Perş. Şub. 18, 2010 5:14 pm

MARKS, Karl, (yeni takvime göre) 5 Mayis 1818'de Trier kentinde (Prusya Renanyasi) dogmustur. Babasi, 1824 yilinda .protestanligi kabul etmis bir Yahudi avukattir. Ailesi zengin ve kültürlü idi, ama devrimci degildi. Trier'deki gimnazyumdan mezun olduktan sonra Marks, önce Bonn'da üniversiteye girdi, daha sonra Berlin Üniversitesine geçerek, hukuk ögrenimi gördü, tarih ve felsefeye daha çok agirlik verdi. Üniversite ögrenimini, Epiküros felsefesi üstüne bir doktora tezi sunarak 1841 yilinda tamamladi.
Bu dönemde Marks, kendi görüsleri yönünden hegelci bir idealist idi. Berlin'deyken Hegel felsefesinden tanritanimaz ve devrimci sonuçlar çikarma çabasinda olan (aralarinda Bruno Bauer'in de bulundugu) "sol-hegelciler" çevresine katilmisti.


Ögrenimini tamamladiktan sonra Marks, profesör olmak umuduyla Bonn'a geçti. Ne var ki, 1832 yilinda Ludwig Feuerbach'i kürsüsünden uzaklastiran, 1836'da üniversiteye dönmesine izin vermeyen, ve 1841'de genç profesör Bruno Bauer'in Bonn'da ders vermesini yasaklayan hükümetin gerici politikasi, Marks'in akademik kariyer yapma düsüncesini terketmesine yolaçti. Bu siralarda, Almanya'da sol-hegelci görüsler hizla yayiliyordu. Ludwig Feuerbach özellikle 1816'dan sonra, tanribilimi elestirmeye, 1841'de kendi felsefesinde egemen duruma geçen materyalizme dönmeye basladi. (Hiristiyanligin Özü). 1843 yili onun Gelecegin Felsefesinin Ilkeleri adli yapitinin yayinlandigi yil oldu. Engels, daha sonralari Feuerbach'in bu yapitlari için, bu kitaplarin "kurtarici etkisini bir kimsenin bizzat tatmasi gerek" diye yaziyordu. "Biz (yani Marks dahil, sol-hegelciler) hepimiz, birden bire foyebahçi olduk." Bu sirada, sol-hegelciler ile iliskisi bulunan Renanya'daki bir kisim radikal burjuvalar, Köln'de Rheinische Zeitung (ilk sayisi 1 Ocak 1842'de yayinlandi) adiyla bir muhalefet gazetesi kurdular. Marks ve Bruno Bauer, basyazarlar olarak çagrildilar ve 1842 Ekiminde, Marks, basyazar oldu ve Bonn'dan Köln'e gitti. Marks'in yönetimi altinda, gazetenin devrimci-demokratik egilimi giderek agirlik kazandi ve gazete üzerinde hükümet ikili ve üçlü sansür koydu ve daha sonra da 1 Ocak 1843'te yayinini durdurma karari aldi. Marks, bu tarihten önce, yöneticilikten çekilmek zorunda kaldi, ama onun çekilmesi de gazeteyi kurtarmadi, Mart 1843'te gazete kapandi. Marks'in Rheinische Zeitung'a yazdigi asagida belirtilen (Bibliyografya'ya bakiniz) baslica makalelerden baska, Engels Moselle vadisindeki bagci köylülerin durumlari üzerine yazilmis bir makaleyi kaydetmektedir. Marks'in gazetecilik çalismalari ona, ekonomi politigi yeterince bilmedigini gösterdi ve tutkuyla bu konuyu incelemeye girdi.


1843'te, Marks, daha ögrenci iken nisanlanmis oldugu, çocukluk arkadasi Jenny von Westphalen ile, Kreuznach'ta evlendi. Karisi, Prusya soylulugunun gerici bir ailesinden gelmekteydi; karisinin agabeyi, en gerici bir dönemin -1850-58- Prusya içisleri bakanligini yapmisti. 1843 sonbaharinda, Marks, Arnold Ruge ile birlikte (Arnold Ruge, 1802-1880 - sol-hegelci; 1825-30'da hapis; 1848'den sonra siyasal sürgün; 1866-70'ten sonra da bismarkçi), yurt disinda radikal bir dergi çikarmak üzere, Paris'e gitti. Bu derginin, yani Deutsch-Französische Jahrbücher'in yalnizca bir sayisi yayinlandi; Almanya'da gizlice dagitilma güçlügü ve Ruge ile anlasmazlik yüzünden yayin kesildi. Marks'in bu dergideki yazilari onun daha o zamandan "var olan her seyin amansiz elestirisini" ve özellikle "silahla elestiriyi" savunan ve yiginlara ve proletaryaya çagrida bulunan bir devrimci oldugunu göstermektedir.


Eylül 1844'te, Friedrich Engels, birkaç günlügüne Paris'e geldi ve bu tarihten sonra Marks'in en yakin arkadasi oldu. Her ikisi de, o dönemin Paris'teki devrimci gruplarin kaynasma içindeki yasantisinda en etkin yerlerini aldilar, (o zamanlar Proudhon'un ögretisi özel bir önem tasiyordu. Marks, 1847de yayinladigi Felsefenin Sefaleti adli yapiti ile bu ögretiyi paramparça etti); küçük-burjuva sosyalizminin degisik ögretilerine karsi zorlu bir savasim vererek, devrimci proleter sosyalizmi ya da komünizmin (marksizmin) teorisini ve taktiklerini gelistirdiler. Marks'in bu 1844-48 dönemine iliskin çalismalari için Bibliyografya'ya bakiniz. Prusya hükümetinin israrli istegi üzerine Marks, tehlikeli bir devrimci olarak, 1845 tarihinde, Paris'ten sürüldü. Brüksel'e gitti. 1847 ilkyazinda Marks ve Engels, Komünist Birlik adli gizli propaganda dernegine katildilar; Birligin Ikinci Kongresinde (Londra, Kasim 1847) önemli rol oynadilar ve kongrenin istegi üzerine, 1848 Subatinda yayinlanan ünlü Komünist Manifesto'yu kaleme aldilar. Bu yapit, duru ve parlak bir deha ile yeni bir dünya anlayisini, toplumsal yasami da kucaklayan tutarli bir materyalizmi; en genis ve en derin gelisim ögretisi olarak diyalektigi; sinif savasiminin kuramini ve proletaryanin -yeni, komünist toplumun yaraticisinin- dünya tarihindeki devrimci rolünü açiklar.


1848 Subat Devriminin patlak vermesi üzerine Marks Belçika'dan sürüldü. Paris'e döndü, Mart Devriminden sonra buradan da ayrilarak, Almanya'ya, Köln'e geçti ve burada 1 Haziran 1848'den 19 Mayis 1849'a kadar yayinlanan Neue Rheinische Zeitung'un basyazarligini yapti. Yeni teori, 1848-49 devrimci olaylari sirasinda ve daha sonra da dünyanin bütün ülkelerindeki tüm proleter ve demokratik hareketler tarafindan parlak bir biçimde dogrulandi. Karsi-devrimcilerin basarisi, Marks hakkinda önce adli kovusturma açilmasina (9 Subat 1849'da beraat etti) ve sonra da Almanya'dan sürülmesine (16 Mayis 1849) yolaçti. Marks, ilkönce Paris'e gitti, 13 Haziran 1849 gösterisinden sonra yeniden sürüldü ve bunun üzerine, ömrünün sonuna kadar yasadigi Londra'ya gitti.


Marks ile Engels arasindaki mektuplasmalardan da (bunlar 1913'te yayinlandi) açikça anlasilacagi gibi siyasal bir sürgün olarak son derece sikintili bir yasam içindeydi. Yoksulluk, Marks ve ailesinin sirtina çökmüstü; Engels'in kesintisiz ve özverili mali yardimi olmasa idi, Marks, sadece Kapital'i tamamlayamamakla kalmayacak, ayni zamanda yoksulluk altinda ezilip gitmesi kaçinilmaz olacakti. Üstelik, küçük-burjuva sosyalizmin ve genel olarak proleter olmayan sosyalizmin yayginlik kazanmis olan ögreti ve egilimleri, Marks'i, sürekli ve amansiz bir savasima zorluyor ve kimi zaman da onu en kudurgan ve en müthis kisisel saldirilara karsi koymak zorunda birakiyordu (Herr Vogt).Siyasal sürgün çevrelerinden uzak duran Marks, esas olarak ekonomi politigin incelenmesine kendini vererek, birkaç tarihsel çalismasinda (Bibliyografya'ya bakiniz) materyalist teorisini gelistirdi. Marks, bu bilimi (ilerdeki "Marksist Ögreti" ye bakiniz), Ekonomi Politigin Elestirisine Katki (1859) ve Kapital 'de devrimcilestirdi.


Ellilerin sonlari ve altmislarda, demokratik hareketlerin yeniden canlilik kazanmasi, Marks'i pratik eyleme itti. 1864 (Eylül 28)'te, Uluslararasi Isçi Birligi -ünlü Birinci Enternasyonal- Londra'da kuruldu. Marks, bu örgütün kalbi ve ruhu idi, örgütün ilk Çagri'sinin, bir dizi kararin, bildiri ve tebligin yazari idi. Çesitli ülkelerin isçi hareketlerinin birlestirilmesinde, proleter olmayan, marksizm-öncesi sosyalizmin farkli biçimlerinin (Mazzini, Proudhon, Bakunin, Ingiltere'deki liberal-sendikacilik, Almanya'daki lasalcilarin saga kaymalari) ortak harekete yöneltilmesi çabalarinda ve bütün bu mezhep ve akimlarin teorileriyle savasta, Marks, degisik ülkelerin isçi siniflarinin proleter savasimi için ortak bir taktik olusturdu. Paris Komününün düsüsünden (1871) -Marks, bunun son derece derin, sade, parlak, etkin ve devrimci bir degerlendirmesini (Fransa'da Iç Savas, 1971) yapmistir- ve bakunincilerin Enternasyonalin bölünmesine yolaçmalarindan sonra, örgütün Avrupa'da varligini sürdürmesi olanagi kalmamisti. Entemasyonalin Lahey Kongresinden (1872) sonra, Marks, Enternasyonalin Genel Konseyinin New-York'a tasinmasini sagladi. Birinci Enternasyonal, tarihsel görevini yerine getirmisti ve yerini bütün dünya ülkelerindeki isçi hareketlerinin büyük boyutlarda gelistigi bir döneme birakiyordu. Bu dönemde ayri ayri ulusal devletlerde isçi sinifinin sosyalist yigin partileri kuruluyor ve hareketin kapsami genisliyordu.


Enternasyonal içindeki yogun çabasi ve bundan da daha yogun olan teorik çalismalari, Marks'in sagligini bozmustu. Ekonomi politigi yeniden biçimlendirme ve Kapital'in tamamlanmasi isini sürdürdü, bunun için bir yigin yeni malzeme topladi ve birkaç dil üzerinde (örnegin Rusça) çalisti. Ne var ki, sagliginin bozulmasi Kapital'i tamamlamasini önledi
2 Aralik 1881'de karisi öldü ve 14 Mart 1883'te Marks, koltugunda otururken sessiz sedasiz göçtü. Esi ile birlikte, Londra'da Highgate mezarliginda yatmaktadir. Marks'in çocuklarindan birkaçi, aile Londra'da sefalet içinde yasadigi sirada, çocukken öldüler. Üç kizi, Ingiliz ve Fransiz sosyalistleri ile evlendiler: Eleanor Aveling, Laura Lafargue ve Jeny Longuet. Sonuncusunun oglu, Fransiz Sosyalist Partisinin üyesidir.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

MARKSIST ÖGRETI

Mesaj  Misafir Bir Perş. Şub. 18, 2010 5:14 pm

Marksizm, Marks'in görüs ve ögretilerinin sistemidir. Marks, insanligin en ileri üç ülkesince temsil edilen, 19. Yüzyilin üç temel ideolojik akimini sürdüren ve tamamlayan bir deha idi: klâsik Alman felsefesi, klâsik Ingiliz ekonomi politigi ve genel olarak Fransiz devrimci ögretileriyle birlesmis olan Fransiz sosyalizmi. Dünyanin bütün uygar ülkelerinin isçi sinifi hareketinin teorisi ve programi olarak modern materyalizmi ve modern bilimsel sosyalizmi olusturan ve karsitlari tarafindan da teslim edilen görüslerinin dikkat çekici tutarliligi ve bütünlügü, marksizmin esas içeriginin, yani Marks'in ekonomik ögretisinin bir açiklamasini yapmadan önce, genel olarak onun dünya görüsünün kisa bir özetini vermeye bizi zorlamaktadir.


Felsefi Materyalizm


Görüslerinin biçimlendigi, 1844-45 yillarindan baslayarak, Marks, bir materyalistti ve özellikle, daha sonralari materyalizminin tek zayif noktasinin yeterince tutarli ve kapsamli olmadigini gördügü, Ludwig Feurbach'in bir izleyicisi oldu. Marks'a göre, Feuerbach'in, tarihi ve "çigir açan" özelligi, Hegel'in idealizminden kesenkes kopmasi ve "18. yüzyilda, özellikle Fransiz materyelizmi yalnizca varolan siyasal kurumlara ve ... din ve tanribilime karsi degil ... ayni zamanda metafizigin her türüne de karsi" ("akli basinda felsefe"den ayri olarak "kendinden geçmis spekülasyonlar" anlaminda) bir materyalizmi benimsemis olmasinda yatar. (Literarischer Nachlass'taki Kutsal Aile.)

"Hegel için" diye yaziyordu Marks, "insan beyninin yasam-süreci, yani düsünme süreci -Hegel bunu "Fikir" ("Idea") adi altinda bagimsiz bir özneye dönüstürür- gerçek dünyanin yaraticisi ve mimari olup, gerçek dünya, yalnizca "Fikir"in dissal ve görüngüsel biçimidir. Benim için ise, tersine, fikir, maddi dünyanin insan aklinda yansimasindan ve düsünce biçimlerine dönüsmesinden baska bir sey degildir." (Kapital, Birinci Cilt "[Almanca] Ikinci Baskiya Sonsöz".)

Marks'in bu materyalist felsefesiyle tümüyle uyusan ve onu yorumlayan Friedrich Engels,(müsveddeleri Marks tarafindan okunan) Anti-Dühring'de söyle yaziyor:

"Dünyanin birligi varligina dayanmaz. ... Dünyanin gerçek birligi maddiligine dayanir, ve bu,... felsefenin ve dogabilimin uzun ve zahmetli bir açindirmasiyla tanitlanir."
"Hareket, maddenin varolus biçimidir. Hiç bir zaman, hiç bir yerde hareketsiz madde ne olmustur, ne de olabilir."
"Ama eger ... düsünce ile bilincin ne olduklari ve nereden geldikleri sorulursa, bunlarin, insan beyninin ürünü olduklari ve insanin da doganin çevresi içinde ve çevresi ile birlikte gelisen bir ürününden baska bir sey olmadigi görülür; bundan da dogal olarak, son tahlilde, doga ürünleri olan insan beyni ürünlerinin, doganin bütünü ile çeliski durumunda degil, uygunluk durumunda bulunduklari sonucu çikar."
"Hegel idealistti, yani kafasindaki fikirleri, gerçek seylerin ve süreçlerin azçok soyut yansilari [Abbilder, yansilar; Engels bazan "izlenimler" de demektedir] olarak görecek yerde, tam tersine, nesneler ile, nesnelerin gelismesini, dünya varolmadan önce bilinmeyen bir yerde varolan "Fikir"in basit kopyalari olarak görüyordu"

Ludwig Feuerbach'ta Engels -ki bu kitabinda Feuerbach'in felsefesi üzerine kendisinin ve Marks'in görüslerini açiklamaktadir ve 1844-45'te Hegel, Feuerbach ve tarihin materyalist anlayisi üzerine Marks'la birlikte yazilmis olan eski müsveddeler Engels tarafindan yeniden okunduktan sonra basilmaya gönderilmistir- söyle yazar:

"Her felsefenin, özellikle modern felsefenin büyük temel sorunu, düsünce ile varligin bagintisi ... düsüncenin varliga, tinin dogaya iliskisi, ... tinin mi, yoksa doganin mi, hangisinin en ilk öge olduklari sorunudur. ... Bu soruyu yanitlayislarina göre filozoflar iki büyük kampa ayriliyorlardi. Tinin dogaya oranla önce gelme özelligini ileri sürenler, idealizm kampini olusturuyorlardi. Ötekiler, dogayi ilk öge sayanlar ise materyalizmin degisik okullarinda yer aliyorlardi."

(Felsefi) idealizm ve materyalizm kavramlarinin öteki kullanim biçimleri, ancak karisikliga yolaçar. Marks, yalnizca su ya da bu yolla hep din ile bagintili olan idealizmi degil, ayni zamanda da -özellikle günümüzde yaygin olan- Hume ve Kant'in görüslerini, bilinemezciligi, elestiriciligi ve olguculugun degisik biçimlerini de kararli bir biçimde reddetti; bu felsefeyi, idealizme verilmis "gerici" bir ödün ve en iyimser anlamda "materyalizmi açiktan açiga geri çevirirken, gizlice, utangaç bir biçimde kabul etme" olarak niteliyordu. Bu sorun ile ilgili olarak, yukarda belirtilmis bulunan Engels ve Marks'in yapitlarindan baska, Marks'in Engels'e 12 Aralik 1868'de yazdigi mektuba bakiniz. Bu mektupta Marks, dogaci Thomas Huxley'in alisilagelenden "daha materyalist" olan görüsüne ve onun "gerçekten gözlemledigimiz ve düsündügümüz sürece, materyalizmden uzaklasmamiz olanak disidir" sözlerine deginerek, Huxley'i bilinemezcilige ve hümcülüge "açik kapi" biraktigi için, kinamaktadir. Marks'in özgürlük ve zorunluluk arasindaki iliski üzerindeki görüsünü belirtmek de özel bir önem tasir. "Özgürlük, zorunlulugun kavranmasidir. 'Zorunluluk, ancak kavranilmadigi ölçüde kördür'." (Engels, Anti-Dühring.) Bu, dogadaki nesnel yasalarin kuralini ve zorunlulugun özgürlüge diyalektik dönüsmesini tanimak anlamina gelir (tipki bilinmeyen, ama bilinebilenin "kendindesey"in "bizim için sey"e, "seylerin özü"nün "görüngü"ye dönüsmesi yolunda oldugu gibi). Marks ve Engels'e göre, Feuerbach'inki dahil, "eski" materyalizmin (hele Büchner, Vogt ve Moleshcott'un "kaba" materyalizmi) su eksiklikleri vardi:

1) bu materyalizmin "mekanik yani agir basmakta" idi, kimya ve biyolojide saglanan en son gelismeleri hesaba katmiyordu (bugün, maddenin elektrik teorisini de katmak zorunlulugu vardir);
2) eski materyalizm ne tarihsel idi, ne de diyalektik (anti-diyalektik anlamda metafizikti), ve evrim anlayisina sistematik ve genellesmis bir biçimde bagli degildi;
3) eski materyalizm, "insan özü"nü, (somut olarak ve tarihsel olarak saptanmis), "bütün toplumsal iliskilerin karisimi" olarak degil de, soyut olarak görüyor ve bu yüzden dünyayi yalnizca "yorumluyor"du, oysa bu bir "degistirme" sorunuydu, yani "devrimci pratik eylem"in önemini kavramamisti.



Diyalektik


Marks ve Engels, evrimin en kapsamli, en zengin ve en derin ögretisini, klâsik Alman felsefesinin sinirsiz bir kazanimi olan Hegel diyalektiginde buluyorlardi. Gelisim ilkesinin, evrim ilkesinin herhangi bir baska formülasyonunun tek yanli ve içerik bakimindan yetersiz oldugunu, ve ancak dogada ve toplumdaki evrimin (çogu kez siçramalar, altüst oluslar ve devrimler yoluyla gelisir) fiilen izledigi yolu saptirdigini ve sakatladigini düsünüyorlardi.

"Bilinçli diyalektigi, (hegelcilik de dahil idealizmin yikimindan) kurtarma geregini kavrayan ve onu doganin materyalist anlayisina uygulayan, hemen hemen yalnizca Marks ve ben olduk."
"Doga, diyalektigin deneme tezgâhidir, ve modern dogabilimi onuruna, onun bu deneme tezgâhi için her gün artan zengin [bunlar, radyumun, elektronun, elementlerin birbirine dönüsümünün vb. kesfinden önce yazilmistir] bir olgular hasadi saglayarak, böylece dogada her seyin, son tahlilde, metafizik olarak degil diyalektik olarak olup bittigini... kanitladigini söylemeliyiz".
"Büyük temel düsünce," diye yaziyor Engels, "dünyanin bir tamamlanmis seyler karmasasi olarak degil de, görünüste durulmus seylerin, tipki beynimizde zihinsel yansilari olan kavramlar gibi, kesintisiz bir olus ve yokolus degismesinden geçtikleri, son olarak bütün görünüsteki raslantilara ve geçici geriye dönüslere karsin, ilerleyici bir gelismenin eninde sonunda belirmeye basladigi bir süreçler karmasasi olarak dikkate alinmasi gerektigi düsüncesi,... özellikle Hegel'den beri günlük bilince öyle derinlemesine islemistir ki, bu genel biçimiyle artik hemen hemen hiç bir itirazla karsilasmaz. Ama onu sözde kabul etmek ile pratikte, ayrintili olarak, arastirmaya tabi tutulan her alanda uygulamak ayri ayri seylerdir."
"Diyalektik felsefede, hiç bir sey, kesin, mutlak ve kutsal degildir. Diyalektik felsefe, her seydeki ve her seyin içindeki geçici niteligi açiklar; kesintisiz varolus ve yokolus süreci ve daha asagidan daha yukariya dogru sonsuz akis süreci disinda hiç bir sey onun karsisinda duramaz. Ve diyalektik felsefenin kendisi de düsünen beyindeki bu sürecin salt yansimasindan baska bir sey degildir."

Böylece, Marks'a göre, diyalektik, "dis dünya için oldugu kadar insan düsüncesi için de hareketin genel yasalarinin ... bilimi"dir.
Hegel felsefesinin bu devrimci yani, Marks tarafindan benimsenip gelistirilmistir. Diyalektik materyalizm "öbür bilimler üstünde yer alan bir felsefeye gereksinim duymaz". Eski felsefeden sürüp gelen "düsüncenin bilimi ve onun yasalari - formel mantik ve diyalektik"tir. Marks tarafindan anlasildigi biçimiyle ve ayni zamanda da Hegel'e de uygun olarak diyalektik, simdi bilgi teorisi ya da bilgibilim diye adlandirilan ve gene, bilginin kökenini ve gelisimini bilgi-olmayandan bilgiye geçisi inceleyip genellestirerek, konusuna tarihsel olarak da bakar.
Çagimizda, gelisme, evrim düsüncesi, hemen hemen tümüyle toplumsal bilince girmistir, ama Hegel felsefesinden baska yollarla. Bununla birlikte, Marks ve Engels'in Hegel felsefesine dayanarak formüle etmis olduklari bu düsünce, bugünkü evrim düsüncesinden içerigi yönünden çok daha kapsamli ve çok daha zengindir. Zaten geçmis olan asamalari âdeta yineleyen, ama onlari farkli bir yoldan daha yüksek bir temel üzerinde yineleyen ("yadsimanin yadsinmasi") bir gelisme, düz bir çizgi boyunca degil de deyim yerindeyse sarmal bir yolda olan bir gelisme; siçramalarla, altüst oluslarla, devrimlerle olan bir gelisme: "sürekliligin kesilmesi"; niceligin nitelige dönüsmesi; belirli bir cisim üzerinde, ya da belirli bir olay içinde, ya da belirli bir toplum içinde etkileyen çesitli egilim ve kuvvetlerin çeliskili ve çatismasinin dogurdugu, gelismeye dogru iç itilimler; herhangi bir görüngünün bütün yönleri (tarih sürekli olarak yeni yönler çikarir ortaya) arasinda karsilikli bagimlilik ve en yakin ve çözülmez bag, belirli yasalar izleyen, hareketin düzgün ve evrensel sürecini saglayan bir bag - bunlar, gelisme ögretisi olarak, geleneksel olandan daha zengin olan diyalektigin bazi özellikleridir. (Marks'in Engels'e 8 Ocak 1868 tarihinde yazdigi ve materyalist diyalektikle karistirilmasi çok saçma olan, Stein'in "aptalca üçlemi" ile alay eden mektubuna bakiniz.)

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Materyalist Tarih Kavrami

Mesaj  Misafir Bir Perş. Şub. 18, 2010 5:15 pm

Eski materyalizmin tutarsizligi, eksikligi ve tek-yanliliginin anlasilmasi "toplum bilimini ... materyalist temel ile uyum haline getirmek ve bu temele dayanarak onlari yeniden kurmak" gerekliligine Marks'i inandirdi. Materyalizm, genel olarak, bilinci, varligin bir sonucu, tersi degil, olarak açikladigina göre, öyleyse, insanligin toplumsal yasamina uygulandiginda materyalizm, toplumsal bilinci de toplumsal varligin sonucu olarak açiklamasi gerekir. "Teknoloji" diye yazar Marks (Kapital, Birinci Cilt) "insanin dogayi ele alis biçimini, yasamini sürdürmek için basvurdugu üretim sürecini açiklayarak, toplumsal iliskilerinin olusum biçimini ve bu iliskilerden dogan kavramlari ve düsünce biçimlerini ortaya koyar." Ekonomi Politigin Elestirisine Katki'nin "Önsöz"ünde, Marks, insan toplumuna ve tarihine uygulanan materyalizmin temel ilkelerinin tam bir formülasyonunu asagidaki sözlerle vermektedir:

"Varliklarinin toplumsal üretiminde, insanlar, aralarinda zorunlu, kendi iradelerine bagli olmayan belirli iliskiler kurarlar; bu üretim iliskileri onlarin maddi üretici güçlerinin belirli bir gelisme derecesine tekabül eder. Bu üretim iliskilerinin tümü, toplumun iktisadi yapisini, belirli toplumsal bilinç biçimlerine tekabül eden bir hukuki ve siyasal üstyapinin üzerinde yükseldigi somut temeli olusturur. Maddi yasamin üretim tarzi, genel olarak toplumsal, siyasal ve entellektüel yasam sürecini kosullandirir. Insanlarin varligini belirleyen sey, bilinçleri degildir; tam tersine, onlarin bilincini belirleyen, toplumsal varliklaridir. Gelismelerinin belli bir asamasinda, toplumun maddi üretici güçleri, o zamana kadar içinde hareket ettikleri mevcut üretim iliskilerine ya da, bunlarin hukuki ifadesinden baska bir sey olmayan, mülkiyet iliskilerine ters düserler. Üretici güçlerin gelismesinin biçimleri olan bu iliskiler, onlarin engelleri haline gelirler. O zaman bir toplumsal devrim çagi baslar. Iktisadi temeldeki degisme, kocaman üstyapiyi, büyük ya da az bir hizla altüst eder. Bu gibi altüst oluslarin incelenmesinde, daima, iktisadi üretim kosullarinin maddi altüst olusu ile -ki, bu, bilimsel bakimdan kesin olarak saptanabilir- hukuksal, siyasal, dinsel, artistik ya da felsefi biçimleri, kisaca, insanlarin bu çatismanin bilincine vardiklari ve onu sonuna kadar götürdükleri ideolojik biçimleri ayirdetmek gerekir. Nasil ki, bir kimse hakkinda, kendisi için tasidigi fikre dayanilarak bir hüküm verilmezse, böyle bir altüst olus dönemi hakkinda da, bu dönemin kendi kendini degerlendirmesi gözönünde tutularak, bir hükme varilamaz; tam tersine, bu degerlendirmeleri maddi yasamin çeliskileriyle, toplumsal üretici güçler ile üretim iliskileri arasindaki çatismayla açiklamak gerekir. ... Genis çizgileriyle, asya üretim tarzi, antikçag, feodal ve modern burjuva üretim tarzlari, toplumsal ekonomik biçimlenmenin ileriye dogru gelisen çaglari olarak nitelendirilebilirler." (Marks'in, Engels'e yazdigi 7 Temmuz 1866 tarihini tasiyan bir mektubundaki su kisa formülasyona bakiniz: "Emegin (isin, çalismanin) örgütlenmesinin, üretim araçlariyla belirlendigine iliskin kuraminiz.")

Tarihin materyalist anlayisinin kesfi, ya da daha dogrusu, materyalizmin uyumlu bir biçimde, toplumsal görüngüler alanina kadar genisletilmesi ve bu alanda sürdürülmesi, daha önceki tarih teorilerinde bulunan iki ana kusuru giderdi. Birinci olarak, bu teoriler, olsa olsa, insanoglunun tarihsel eylemleri içinde yalnizca ideolojik nedenleri, bu nedenlerin kökenlerini arastirmadan ya da toplumsal iliskiler sisteminin gelisimine hükmeden nesnel yasalari sorusturmadan ya da bu iliskilerin maddi üretimin ulastigi gelisim düzeyi içindeki köklerini görmeden inceler; ikincisi, tarihsel materyalizm, ilk kez yiginlarin toplumsal yasam kosullarini ve bu kosullardaki degismeleri, bilimsel dogrulukla inceleme olanagini saglarken, daha önceki teoriler, halk yiginlarinin eylemlerini kucaklamamisti. Marksizm-öncesi "toplumbilim" ve tarih yazarligi olsa olsa gelisigüzel toparlanmis bir kaba gerçekler yiginini ve tarih sürecinin tek tek yönlerinin bir açiklamasini getirmisti. Karsi egilimlerin tümünü inceleyerek, onlari toplumun çesitli siniflarinin açiklikla ifade edilebilen üretim ve yasam kosullarina indirgeyerek, özel bir "egemen" fikrin ya da onun yorumlanmasinin seçimindeki öznellik ve keyfiligi ayiklayarak ve ayrim yapilmaksizin, bütün fikirlerin ve bütün çesitli egilimlerin maddi üretim güçleri kosulundan çiktigini açiklayarak, marksizm, toplumsal ekonomik sistemlerin, dogus, gelisim ve düsüs sürecinin ayrintili ve kapsamli inceleme yolunu göstermistir. Halk kendi tarihini yapar, ama halkin, halk yiginlarinin güdülerini belirleyen, yani çatisan fikir ve ugraslarin çarpismasina yol açan nedir? Insan toplumlarinin yiginlari içindeki bu çarpismalarin vardigi sonuç nedir? Insanin bütün tarihsel faaliyetlerinin temelini olusturan maddi yasamin üretiminin nesnel kosullari nelerdir? Bu kosullarin gelisme yasasi nedir? Marks, bunlarin hepsine dikkatleri çekti ve bütün genis çesitliligi ve çeliskililigine karsin, belirli yasalarla yönetilen tek bir süreç olarak, tarihin bilimsel incelemesinin yolunu gösterdi.


Sinif Savasimi


Belli bir toplumda, toplumun bazi üyelerinin ugrasinin, ötekilerin ugrasi ile çatistigi, toplumsal yasantinin çeliskilerle dolu oldugu ve tarihin, uluslar ve toplumlarin kendi içerisinde oldugu kadar, uluslarla toplumlarin arasinda da bir savasimi ve, gene bu yaninda, birbiri ardindan gelen devrim ve gericilik, baris ve savas, durgunluk ve hizli ilerleme ya da düsüs dönemlerini ortaya koydugu herkesçe bilinmektedir. Marksizm, görünüsteki bu labirent ve kaosu yöneten yasalarin bulunmasi için bir kilavuz, yani sinif savasiminin teorisini saglamistir. Belli bir toplumun ya da toplumlar grubunun bütün üyelerinin ugrasilari toplaminin incelenmesiyledir ki, bu ugrasilarin sonucunun bilimsel bir açiklamasina ulasilabilir. Su halde çatisma halindeki ugrasilar, her toplumun bölünmüs oldugu siniflarin yasam biçimi ve konumlarindaki farkliliklarindan gelmektedir.

"Bugüne dek varolan bütün toplumlarin tarihi", diye yaziyordu Marks, Komünist Manifesto'da (Engels, daha sonra ilkel toplulugun tarihi disinda, diye eklemistir) "sinif savasimlari tarihidir." "Özgür insan ve köle, patrisiyen ve pleb, efendi ve serf, lonca ustasi ve kalfa, tek sözcükle, ezen ve ezilen, biri ötekine sürekli bir karsi-olus içindeydi, kimi zaman gizli, kimi zaman açik bir kavga, her defasinda, ya bir devrimle toplumun genis ölçüde yeniden kurulmasiyla ya da katilan siniflarin ortak yokolusu ile sonuçlanan bitmez tükenmez bir kavga sürdürüyorlardi. ... Feodal toplumun yikintilarindan yeseren, modern burjuva toplum da, sinif düsmanliklarini giderememistir. Eskilerin yerine, yeni siniflar, yeni baski kosullari, yeni savasim biçimleri koyabilmistir ancak. Çagimiz, burjuvazinin çagi, gene de, su farkli özellige sahiptir: sinif düsmanliklarini yalinlastirmistir. Toplum, bir bütün olarak giderek daha fazla, iki büyük düsman kampa, birbirleriyle dogrudan yüzyüze gelen iki büyük sinifa bölünmektedir. Burjuvazi ve proletarya."

Büyük Fransiz Devriminden beri, Avrupa tarihi, bir dizi ülkede, olaylarin altinda yatan gerçek seyin ne oldugunu etkili bir biçimde açiga çikarmistir. - Sinif savasimlari. Fransa'da Restorasyon dönemi, daha o zamandan olup bitenleri toparlarken sinif savasiminin bütün Fransiz tarihinin anahtari oldugunu kabul etmek zorunda kalan bir kisim tarihçiler (Thierry, Guizot, Mignet, Thiers) yaratmistir. Modern dönem -burjuvazinin eksiksiz zafer (sayfa 24) dönemi, temsili kurumlar, (genel olmasa bile) yaygin oy hakki, yiginlar içinde genis ölçüde dolasan ucuz günlük basin vb. dönemi, isçilerin, giderek gelisen ve güçlü sendikalari ve isveren sendikalari vb. dönemi- sinif savasiminin olaylarin itici gücü oldugunu (kimi zaman pek tek-yanli, "barisçil", ve "anayasacil" biçimde olmasina karsin), daha bir çarpicilikla göstermektedir. Marks'in Komünist Manifesto'sundan alinan asagidaki bölüm, Marks'in, modern toplumdaki her sinifin konumunun nesnel bir tahlili açisindan, her sinifin gelisim kosullarinin bir tahlili ile ilgili olarak, toplumsal bilimden ne istedigini, bize gösterecektir:

"Bugün burjuvazi ile karsi karsiya bulunan bütün siniflar içinde, bir tek proletarya gerçekten devrimci bir siniftir. Öteki siniflar, modem sanayi karsisinda çürümekte ve sonunda yokolmaktadir; proletarya onun özel ve temel ürünüdür. Asagi orta sinif, küçük imalâtçi, dükkânci, zanaatçi, köylü, bunlarin tümü, orta sinifin parçalari olarak varliklarini yokolmaktan kurtarmak için burjuvaziye karsi dövüsmektedir. Bu nedenle, bunlar devrimci degil tutucudur. Üstelik tarihin tekerlegini geriye döndürmeye çabaladiklari için, gericidirler de. Eskaza devrimci olsalar da bu onlarin yaklasmakta olan proleterlesmelerinden ötürüdür; böylece, bunlar mevcut çikarlarini degil, gelecekteki çikarlarini savunurlar; bunlar proletaryanin görüs açisini benimsemek için kendi görüslerini terkederler."

Birçok tarihsel yapitlarinda (Bibliyografya'ya bakiniz), Marks, materyalist tarih yazarliginin, niçin ve nasil "her sinif savasiminin politik bir savasim oldugu"nu açik bir biçimde göstererek, ayri ayri her sinifin, ve kimi zaman da, bir sinif içerisindeki çesitli grup ve tabakalarin konumlarinin tahlilinin parlak ve derin örneklerini vermistir. Yukariya aktarilan bölüm, tarihsel gelisim bileskesini belirlemek amaciyla Marks'in nasil karmasik bir toplumsal iliskiler agini ve bir sinifin bir baska sinifa, geçmisten gelecege geçis asamalarini tahlil etmis oldugunun örnegidir.
Marks'in ekonomik ögretisi, teorisinin en derin, en kapsamli ve en ayrintili dogrulamasi ve uygulamasidir.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

MARKS'IN EKONOMIK ÖGRETISI

Mesaj  Misafir Bir Perş. Şub. 18, 2010 5:15 pm

Bu yapitin nihai amaci, diyor Marks Kapital'in önsözünde, modern toplumun", yani kapitalist, bujuva toplumun, "ekonomik isleyis yasasini açiklamaktir". Tarihsel olarak belirlenmis, belli bir toplumdaki üretim iliskilerinin, bunlarin baslangici, gelisimi ve çöküsünün bir incelenmesi - Marks'in ekonomik ögretisinin içerigi iste budur. Kapitalist toplumda meta üretimi egemendir, ve o yüzden de Marks, metain bir tahlili ile baslar.

Deger


Meta ilkönce, insanin gereksinimini karsilayan bir nesnedir; ikincisi, bir baska seyle degisilebilen bir nesnedir. Bir nesnenin yararliligi onu bir kullanim-degeri yapar. Degisim-degeri (ya da kisaca, deger), her seyden önce, belirli bir miktardaki kullanim-degerinin bir türünün, belirli bir miktardaki kullanim-degerinin bir baska türü ile degisilebilme orani, bagintisidir. Günlük deneyim bize gösteriyor ki, böylesine milyonlarca degisim, her türlü kullanim-degerini, hatta en farkli ve birbirleriyle karsilastirilamaz olanlari bile, durmadan birbirine esitlemektedir. Öyleyse, bu farkli nesnelerin, belirli bir toplumsal iliskiler sistemi içinde, sürekli olarak birbirine esitlenen nesneler arasinda ortak olan nedir? Bunlarin ortak özelligi, onlarin emek ürünleri olmalaridir. Ürünlerin degisiminde, insanlar en farkli türden emegi esitlemektedirler. Metain üretimi, içinde tek tek üreticilerin farkli ürünleri ürettikleri (emegin toplumsal bölünümü) ve degisim süreci içinde, bütün bu ürünlerin, birbirine esitlendigi, bir toplumsal iliskiler sistemidir. Sonuç olarak bütün bu metalarda ortak olan sey, üretimin belirli bir kolunun somut emegi degil, emegin belli bir türü degil, soyut insan emegidir - genel olarak insan emegidir. Bütün metalarin toplam degeri ile ifade edilen belli bir toplumun emek-gücü, bir ve ayni insan emek-gücüdür. Milyonlarca ve milyonlarca degisim islemi bunu tanitlamaktadir. Bunun sonucu olarak, her ayri meta yalnizca toplumsal olarak gerekli emek zamaninin belirli bir bölümünü temsil eder. Degerin büyüklügü, toplumsal olarak gerekli-emegin miktari ile, ya da belli bir metain, belli bir kullanim degerinin, üretimi için toplumsal olarak gerekli-emek zamani ile belirlenir.

"Farkli ürünlerimizi degisim içinde esitledigimiz zaman, bu davranisimizla, biz, ayni zamanda, bunlara harcanan farkli türden emekleri de insan emegi olarak esitlemis oluruz. Bunun farkinda olmayiz, ama gene de bunu yapariz"

Eski iktisatçilardan birinin söyledigi gibi, deger iki kisi arasindaki bir iliskidir; yalnizca sunu da eklemeliydi: maddi bir örtünün altina gizlenmis bir iliski. Biz degerin ne oldugunu, ancak ona özel bir tarihsel toplum tipi içindeki üretimin toplumsal iliskiler sistemi açisindan, üstelik de, degisimin yiginsal görüntüsü, kendini binlerce ve binlerce kez yineleyen bir görüngü içinde ortaya çikan iliskiler açisindan baktigimizda, anlayabiliriz. "Degerler olarak bütün metalar, yalnizca kristallesmis emek-zamaninin belirli kitleleridir." Metalara katilan emegin iki yanli niteliginin ayrintili bir tahlilini yaptiktan sonra, Marks, degerin biçimi ve parayi tahlil ederek devam ediyor. Burada, Marks'in asil amaci degerin para biçiminin kökenini arastirmak, tek tek ve rastlansal degisim karakterlerinden baslayarak (belli bir miktardaki metain, belli miktardaki bir baska meta ile degisildigi "degerin basit ve rasgele biçimi") birçok farkli metain bir ve ayni özel bir meta ile degisildigi, degerin evrensel biçime geçerek, altin, bu özel meta, evrensel esdeger oldugu zaman, degerin para biçimine vararak, degisimin gelismesindeki tarihsel süreci incelemektir. Degisimin ve meta üretiminin gelisiminin en yüksek ürünü olarak para, bütün bireysel emegin toplumsal niteligini, pazarla birlesmis tek tek üreticiler arasindaki toplumsal bagi maskeler, gizler. Marks, paranin çesitli islevlerini çok büyük bir ayrinti ile tahlil etmektedir; soyut ve zaman zaman salt tümden gelen bir sergileme tarzi gibi görünen seyin, gerçekte, degisimin ve meta üretiminin gelisiminin tarihine iliskin, çok büyük bir olgusal malzeme yiginini ele aldigini, buraya özel olarak kaydetmek (genel olarak Kapital'in ilk bölümlerinde oldugu gibi) önemlidir.

"Parayi ele alsak, varligi, meta degisiminde belirli bir asamaya isaret eder. Paranin kendine özgü islevleri, ister metalarin esdegeri olsun ister dolasim ya da ödeme araci olsun, ister istif ya da evrensel para olsun, bir islevin ötekine oranla büyüklügü ve nispi önceligine göre, toplumsal üretim sürecinin çok çesitli asamalarina isaret ederler."


Arti-Deger


Meta üretiminin gelisimi içindeki belli bir asamada para, sermayeye dönüsür. Meta dolasim formülü M-P-M (meta-para-meta) idi, yani bir metain satin alinmasi amaciyla bir baskasinin satilmasi. Sermayenin genel formülü, tersine, P-M-P'dir, yani (bir kârla) satma amaciyla, satinalma. Dolasima konan paranin ilk degerindeki artisina Marks, arti-deger demektedir. Kapitalist dolasim içindeki paranin, bu "büyüme" olgusu, bilinen bir seydir. Gerçekten de paranin özel ve tarihsel olarak belirlenmis bir toplumsal üretim iliskisi olarak sermaye'ye dönüsmesini saglayan, bu "büyüme"dir. Meta dolasimi, yalnizca esdegerlerin degisimi oldugu için, arti-deger bu dolasimdan ortaya çikamaz; alici ve saticilarin karsilikli kayip ve kazanimlari, birbirlerini denklestireceginden, fiyat artislarindan da ortaya çikamaz, çünkü burada sözkonusu olan bireysel bir görüngü degil, kitlesel, ortalama ve toplumsal bir görüngüdür. Arti-degeri elde etmek için, para sahibi "piyasada, kullanim-degeri, degerin kaynagi olmak gibi özel bir nitelige sahip bulunan bir metai bulmak ... zorundadir" - tüketim süreci, ayni zamanda degerin yaratilmasi süreci olan bir meta. Böyle bir meta vardir - insanin emek-gücü. Bunun tüketimi emektir, ve emek, deger yaratir. Para sahibi, tipki öteki her metain degeri gibi, üretimi için zorunlu olan, toplumsal olarak gerekli-emek zamani ile belirlenen, degeri üzerinden (yani, isçi ve ailesinin yasamini sürdürme maliyeti üzerinden) emek-gücünü satin alir. emek-gücünü satin alarak, para sahibi, onu kullanmaya hak kazanmistir, yani bütün gün boyunca, -diyelim 12 saat- onu çalistirmaya hak kazanmistir. Ancak, bu sürenin alti saatinde ("gerekli" emek zamani), isçi kendi yasamini sürdürmesi için gerekli maliyeti karsilamak için ürün yaratir; öteki alti saatinde de ("arti" emek zamani), kapitalistin karsilik olarak ödeme yapmadigi "arti" ürün, ya da arti-deger yaratir. Bu nedenle, üretim süreci açisindan, sermaye içindeki iki bölüm birbirinden ayirdedilmelidir: Üretim araçlarina (makineler, aletler, hammaddeler vb.) harcanan degismeyen sermaye, ki bunun degeri bir degisiklige ugramadan, (dogrudan, ya da parça parça) mamul maddeye geçer; ikincisi, emek-gücüne harcanan degisen sermaye. Bu sonuncu sermayenin degeri sabit degildir, emek süreci içinde arti-deger yaratarak, büyür. O yüzden, sermayenin emek-gücünün sömürü derecesini ifade ederken, arti-deger, sermayenin tümü ile karsilastirilmamali, yalnizca degisen sermaye ile karsilastirilmalidir. Böylece, biraz önce verilmis olan örnekte, Marks'in deyisiyle arti-deger orani, 6: 6, yani yüzde 1OO'dür.


Sermayenin ortaya çikmasi için, iki tarihsel önkosul sözkonusuydu: önce, belirli miktarda paranin genel olarak meta üretiminin, nispeten yüksek bir gelisme düzeyi kosullari altinda, bireylerin ellerinde birikimi; sonra da, iki anlamda da "özgür" bir isçinin, emek-gücünü satarken, bütün sinirlama ve engellerden uzak, ve genel olarak topraktan ve bütün üretim araçlarindan arinmis, özgür ve baglarindan kopmus varligini ancak emek-gücünü satarak koruyabilen, bir emekçinin, bir "proleter"in varligi.
Arti-degeri artirmanin iki ana yolu vardir: isgününü uzatarak ("mutlak arti-deger"), ve gerekli isgününü azaltarak ("nispi arti-deger"). Ilkini incelerken Marks, isçi sinifinin, isgününü kisaltmak için savasiminin ve devletin isgününü uzatmak (14. yüzyildan 17. yüzyila kadar) ya da isgününü azaltmak (19. yüzyilda fabrika yasalarinin çikarilmasi) için müdahalesinin en etkileyici bir tablosunu vermektedir. Kapital'in çikisindan bu yana, dünyanin bütün uygar ülkelerindeki isçi sinifinin tarihi, bu tabloyu süsleme yolunda zengin yeni olgular saglamistir.
Nispi arti-deger üretimini tahlil ederken, Marks, kapitalizmin emegin üretkenliginin artirilmasindaki, üç temel tarihsel asamayi inceler:

(1) basit elbirligi;

(2) isbölümü ve manüfaktür;

(3) makine ve genis-ölçekli sanayi. Sunu da belirtmek gerekir ki, Marks'in, burada, kapitalist gelismesinin temel ve tipik özelliklerini nasil derinlemesine açiga çikardigini, Rusya'nin elzanaatlari sanayii konusunda yapilan arastirmalarin sagladigi, sözü edilen ilk iki asamayi örnekleyen bol belgeleme de göstermektedir. Marks'in 1867'de açikladigi gibi, büyük makine sanayiinin devrimci etkisi, o zamandan bu yana geçen yarim yüzyil içinde, kendini birkaç "yeni" ülkede (Rusya, Japonya, vb.) göstermistir.
Devam edelim. Yeni ve son derece önemli olan bir sey de, Marks'in sermayenin birikimi konusundaki tahlilidir, yani arti-degerin bir bölümünün sermayeye dönüsmesi ve bunun, kapitalistin kisisel gereksinimlerini ya da kaprislerini gidermek için degil de, yeniden üretim için kullanimi. Marks, sermayeye dönüsen tüm arti-degerin degisen sermayeyi olusturdugunu sanan bütün eski klâsik ekonomi politikçilerin (Adam Smith'ten baslayarak) yaptiklari hatayi açiga çikardi. Aslinda bu [yani sermayeye dönüsen arti-deger -ç.] üretim araçlari ve degisen sermaye olarak bölünmüstür. Kapitalizmin gelismesi ve onun sosyalizme dönüsmesi süreci yönünden çok büyük önem tasiyan bir sey de (toplam sermaye içinde), degismeyen sermaye payinin, degisen sermaye payina göre hizli büyümesidir.


Isçilerin yerine makinenin geçmesini hizlandirarak ve bir uçta zenginlik öteki uçta sefalet yaratarak, sermaye birikimi, "emegin yedek ordusu" diye adlandirilan seye, isçilerin "nispi fazlaligi"na ya da "kapitalist asiri nüfus"a yolaçar, ve bu da en farkli biçimlere bürünür ve sermayenin son derece büyük bir hizla üretimi genisletmesine olanak verir. Üretim araçlari olarak kredi ve sermaye birikimi ile birlikte, bunun, kapitalist ülkelerde dönemsel olarak olusan -önce, ortalama her on yilda bir ve daha sonra daha kisa ve daha belirsiz araliklarla- asiri üretim bunalimlarinin anlasilmasinda bir anahtar oldugunu belirtelim. Ilkel birikim olarak bilinen seyi, kapitalizm altinda sermaye birikiminden ayirmamiz gerekir: Isçilerin, üretim araçlarindan zorla koparilmasi, köylülerin topraktan sürülüp atilmasi, komünal topraklarin çalinmasi, sömürgeler ve ulusal borçlar sistemi, koruyucu gümrükler ve benzeri seyler. "Ilkel birikim", bir uçta "özgür" proleteri yaratirken, öteki uçta para sahibini, kapitalisti yaratir.
"Kapitalist birikimin tarihsel egilimi", Marks tarafindan su ünlü sözlerle ifade edilmektedir:

"Dogrudan üreticilerin mülksüzlestirilmeleri, acimasiz ve vahsetle ve en bayagi, en rezil, en küçültücü, en çirkin tutkularin dürtüsü altinda gerçeklestirilmistir. Tek ve bagimsiz emekçinin deyim yerindeyse, kendi emek kosullarina dayali özel mülkiyetin [köylünün ve zanaatçinin] yerini, baskalarinin, yani ücretli isçilerin sözde serbest emeklerinin sömürülmesine dayanan kapitalist özel mülkiyet alir. ... Simdi mülksüzlestirilecek olan kimse, artik, kendi hesabina çalisan emekçi degil, birçok emekçiyi sömüren kapitalisttir. Bu mülksüzlestirme, kapitalist üretimin kendi içinde tasidigi yasalarin islemesiyle, sermayenin merkezilesmesi ile gerçeklesir. Bir kapitalist, daima birçoklarinin basini yer. Emek sürecinin gitgide boyutlari büyüyen kooperatif sekli, bilimin bilinçli teknik uygulamasi, topragin yöntemli bir biçimde islenmesi, emek araçlarinin ancak ortaklasa kullanilabilir emek araçlarina dönüstürülmesi, bütün emek araçlarinin bilesik toplumsal emegin üretim araçlari olarak kullanilmasiyla saglanan tasarruf, bütün insanlarin dünya pazarlari agina sokulmasi ve böylece kapitalist rejimin uluslararasi bir nitelik kazanmasi, bu, merkezilesme ya da birçok kapitalistin birkaç kapitalist tarafindan mülksüzlestirilmesi ile elele gider. Bu dönüsüm sürecinin bütün avantajlarini sömüren ve tekellerine alan büyük sermaye sahiplerinin sayilarindaki devamli azalmayla birlikte, sefalet, baski, kölelik, soysuzlasma, sömürü de alabildigine artar; ama gene bununla birlikte, sayilari sürekli artan, kapitalist üretim sürecinin bizzat kendi mekanizmasi ile egitilen, birlestirilen ve örgütlenen isçi sinifinin baskaldirmalari da genisler, yayginlasir. Sermaye tekeli, kendisiyle birlikte ve kendi egemenligi altinda fiskirip boy atan üretim biçiminin ayakbagi olur. Üretim araçlarinin merkezilesmesi ve emegin toplumsallasmasi, en sonunda, bunlarin kapitalist kabuklariyla bagdasamadiklari bir noktaya ulasir. Böylece kabuk parçalanir. Kapitalist özel mülkiyetin çani çalmistir. Mülksüzlestirenler mülksüzlestirilirler."

Yine, Marks'in Kapital'in Ikinci Cildinde vermis oldugu, toplam toplumsal sermayenin yeniden üretimi konusundaki tahlilleri, son derece önemlidir ve yenidir. Burda da Marks, özel bir olayi degil, genel bir olayi; toplumsal ekonomiyi yalnizca bir bölüntü olarak degil, bir bütün olarak ele alir. Marks klâsik iktisatçilarin sözü geçen yanlisini düzelterek, toplumsal üretimin tümünü iki büyük seksiyona ayirmaktadir:

(1) Üretim araçlari üretimi, ve

(2) tüketim nesneleri üretimi, ve toplam toplumsal sermayenin dolasimini -hem eski boyutlari içinde yeniden üretildigi zaman ve hem de birikim durumunda- sayisal örnekleriyle, ayrintili olarak inceler. Kapital'in Üçüncü Cildi, ortalama kâr oraninin deger yasasi temelinde nasil olustugu sorununu çözmektedir. Marks'in kisiliginde, iktisat biliminin yapmis oldugu büyük ilerleme, kaba ekonomi politigin ve modern "marjinal fayda teorisi"nin , sik sik kendilerini sinirlandirma durumunda kaldiklari, tek tek durumlar ya da rekabetin dissal ve yüzeysel yanlari açisindan degil, bir bütün olarak toplumsal ekonomi açisindan, yiginsal ekonomik görüngüler açisindan, bir tahlil yürütmesidir. Marks, önce arti-degerin kökenini tahlil eder ve bundan sonra, onun kâr, faiz ve toprak ranti halinde bölüsümünü ele alarak incelemesini sürdürür. Kâr, arti-deger ile girisime yatirilan toplam sermaye arasindaki orandir. "Organik bilesimi yüksek" bir sermaye, (yani, toplumsal ortalamadan fazla olarak, degismeyen sermayenin, degisen sermayeye agir basmasi ile), ortalamanin altinda bir kâr orani getirir; "organik bilesimi yüksek" bir sermaye, ortalamanin üstünde bir kâr orani getirir. Kapitalistler arasindaki rekabet, ve onlarin sermayelerini bir daldan bir baska dala aktarma özgürlükleri, her iki halde de, kâr oranini ortalamaya indirger. Belli bir toplumda bütün metalarin degerlerinin toplam tutari, metalarin fiyatlarinin toplam tutari ile denklenmistir, ama tek tek girisimlerde ve üretim dallarinda, rekabetin bir sonucu olarak, meta kendi degeriyle satilmaz, yatirilan sermaye arti ortalama kâra esit olan üretim-fiyatina (ya da üretim fiyatlarina) satilir.


Bu yolla, fiyat ve deger arasindaki fark ve kârin çesitlenmesi konusunda çok iyi bilinen ve tartisma götürmez gerçek, Marks tarafindan, bütün metain degerinin toplam tutarinin, fiyatlarin toplam tutari ile denklesmesinden hareketle, deger yasasina dayanilarak, kusursuz bir biçimde açiklanmistir. Bununla birlikte, (toplumsal) degerin (tek tek) fiyatlara esitlenmesi, basit ve dogrudan degil, çok karmasik bir yolda olur. Çok dogaldir ki, birbirlerine yalnizca pazar ile baglanmis, ayri meta üreticilerinin bulundugu bir toplumda, yasaya uygunluk, ancak her yönden tek tek sapmalarin karsilikli olarak birbirlerini denklemesiyle, ortalama, toplumsal, kitlesel bir görünüs olabilir.


Emek üretkenliginin artisi, degisen sermayeye oranla degismeyen sermayenin çok daha hizli büyümesi anlamina gelir. Arti-deger, yalnizca degisen sermayenin bir islevi olduguna göre, (arti-degerin yalnizca degisen sermayeye degil, sermayenin tümüne orani olan) kâr oraninin düsme egilimi gösterecegi açiktir. Marks, bu egilimin ve bunu gizleyen ya da buna karsi koyan bazi durumlarin ayrintili bir tahlilini yapar. Kapital'in Üçüncü Cildinin, tefeci sermaye, ticaret sermayesi ve para sermayesi ile ilgili, son derece ilginç bölümleri üzerinde durmadan, en önemli bölümüne geçmek zorundayiz - toprak ranti teorisine. Topragin alani sinirli olduguna göre ve, kapitalist ülkelerde, toprak, özel mülk sahiplerinin ellerinde ayri ayri bulunduguna göre, tarimsal ürünlerin üretim fiyatlari, ortalama nitelikteki topraktan degil de, en kötü topraktan elde edilen ürünlerin maliyetiyle belirlenir; ortalama kosullarda degil de, ürünün pazara arzindaki en kötü kosullarla belirlenir. Bu fiyat ile, daha iyi toprakta (ya da daha iyi kosullarda) yapilan üretimin fiyati arasindaki fark, farklilik (differential) rantini olusturur.

Ayrintilariyla bunu inceleyerek ve degisik toprak bölümlerinin verimlilik farklarindan, ve topraga yatirilan sermaye miktarindaki farktan, bunun nasil ortaya çiktigini göstererek, Marks farklilik rantinin yalnizca daha iyi topraktan daha kötü topraga ardarda geçis oldugu durumlarda ortaya çiktigini kabul eden Ricardo'nun yanlisini tümüyle açiga çikarmaktadir. Oysa, tersine geçisler olabilir, toprak, bir kategoriden, ötekilerine geçebilir (tarimsal teknikteki ilerlemeler, kasabalarin büyümesi vb. nedenleriyle), ve dogaya, kapitalizmin bozuklugunu, sinirlamalarini ve çeliskilerini yükleyen, o dillerde dolasan "azalan getiri yasasi", kökünden yanlistir. Ayrica, sanayiin bütün kollarinda ve genel olarak ulusal ekonomideki kâr esitlemesi, rekabetin tam serbestligi ve sermayenin bir daldan, bir ötekine serbest akisini öngörmektedir. Ama topragin özel mülkiyeti bu serbest akisi engelleyen tekeli yaratir. Bu tekellesme yüzündendir ki, sermayenin organik bilesiminin düsük ve bunun sonucu olarak, bireysel kâr oraninin daha yüksek oldugu tarimsal ürünler, kâr oraninin esitlenmesinin oldukça serbest olan sürecine girmezler. Bir tekelci olarak toprak sahibi, fiyati ortalamanin üstünde tutabilir, ve bu tekel fiyati mutlak rantin dogmasina neden olur.

Farklilik ranti, kapitalizm ortaminda, ortadan kaldirilamaz, ama mutlak rant kalkabilir - örnegin, topragin ulusallastirilmasi ile, devlet mülkiyeti haline getirilmesiyle. Bu, özel toprak sahiplerinin tekelini yikacak ve tarimda rekabet serbestliginin daha tam ve tutarli islemesini saglayacaktir. Iste bu yüzden, Marks'in da belirttigi gibi, burjuva radikalleri, tarihin gelisimi içinde, tekrar tekrar topragin ulusallastirilmasi yolundaki bu ilerici burjuva talebi, bugün daha özel bir önem ve "duyarlik" tasiyan bir baska tekellesmeyi -genel olarak, üretim araçlarinin tekellesmesini- çok yakindan etkileyecegi için burjuvazinin çogunu aslinda korkutan bir talebi ileri sürmüslerdir (Sermaye üzerinden ortalama kâr orani ve mutlak toprak ranti teorisinin, dikkate deger, anlasilir, öz ve açik bir sergilemesini, Marks, 2 Agustos 1862 günlü Engels'e yazdigi bir mektupta yapmaktadir. Briefwechsel, c. 3, s. 77-81'e bakiniz; ayrica bkz: 9 Agustos 1862 tarihli mektubu, ibid., s. 86-87.).
Toprak rantinin tarihiyle ilgili olarak, Marks'in, emek rantin (köylü toprakbeyinin topraginda çalisarak arti-ürün yaratir) ürün olarak ödenen ranta ya da aynî ranta (köylü kendi topraginda arti-ürün yaratir ve onu "ekonomik olmayan zorlama" nedeniyle toprak beyine verir) nasil dönüstügünü, daha sonra para ranta (meta üretiminin birlesmesi sonucu olarak paraya çevrilen, aynî rant - eski Rusya'da obrok) ve en sonunda da, köylülerin yerini topragi kiralanmis emek yardimi ile isleyen tarimsal girisimcinin almasiyla, kapitalist ranta dönüsmesini gösterdigi önemli tahlilleri belirtmek de gerekir. "Kapitalist toprak rantinin dogusu"nun bu tahlili ile bagintili olarak Marks'in tarimda kapitalizmin evrimi ile ilgili (Rusya gibi geri ülkelerde özel önem tasiyan) bir dizi derin düsüncelerini de belirtmek yerinde olur.

"Ayrica aynî rantin para-ranta dönüsmesine, kendilerini para karsiligi kiraya veren mülksüz bir gündelikçiler sinifinin olusumu, kaçinilmaz olarak eslik etmekle kalmaz, hatta bu olusum ondan önce meydana gelir. Bunlarin dogusu sirasinda, bu yeni sinifin ancak arasira ortaya çiktigi dönemde, rant ödemelerine tâbi daha refah içindeki köylüler arasinda, ücretli tarim emekçilerini kendi hesaplarina sömürme görenegi zorunlu olarak gelisir, tipki feodal dönemlerde, daha hali-vakti yerinde köylülerin kendilerinin de serf tutmasi gibi. Bu yolla, giderek, belli bir miktar servet biriktirme ve bizzat, gelecekteki kapitalistler haline dönüsme olanagi elde ederler. Böylece, kendileri topragin çalisan eski zilyetleri, gelismesi, kirin sinirlari ötesindeki kapitalist üretimin genel gelismesi ile belirlenen, kapitalist kiracilar için bir ana okulunun dogmasini bizzat saglamis olurlar."
"Tarimsal nüfusun bir kisminin mülksüzlestirilmesi ve yerlerinden atilmalari, sanayi sermayesi için, yalniz, isçilerle, bunlarin yasam araçlarini ve is araçlarini serbest hale getirmekle kalmaz; bir iç pazar da yaratmis olur."

Öte yandan kirsal nüfusun yoksullasmasi ve yikimi, sermaye için yedek emek ordusunun yaratilmasinda rol oynar. Her kapitalist ülkede, "Tanmsal nüfusun bir kismi iste bunun için devamli olarak kent ya da manüfaktür proletaryasina dönüsme noktasinda ve bu dönüsüm için uygun kosullari bekler durumdadir. ... Bu nispi arti-nü

O zaman, kusku yok
ki, küçük köylüye bugün bile açikça anlamasi gereken, gelecekteki
çikarlarini gösterebilecek genis araçlara sahip olacagiz."
(Engels, Fransa'da ve Almanya'da Köylü Sorunu,
s. 17, Alekseyeva tarafindan yayinlanmistir. Rusça çevirisinde yanlislar
vardir. Orijinali Die Neue Zeit'tadir.)

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz