Giriş yap

Şifremi unuttum

En son konular
» Laptop bu hale getirdi!
Çarş. Ekim 20, 2010 10:05 pm tarafından AMEDEUS

» .........
Perş. Ekim 14, 2010 3:56 pm tarafından AMEDEUS

» manzara
Çarş. Ekim 13, 2010 9:26 pm tarafından Deniz

» manzara fotoğrafları
Çarş. Ekim 13, 2010 9:18 pm tarafından Deniz

» Paydos/ C.Sıtkı Tarancı
Salı Ekim 05, 2010 2:49 pm tarafından AMEDEUS

» logo..........
C.tesi Ekim 02, 2010 11:45 pm tarafından ezgi

» ..................
C.tesi Ekim 02, 2010 2:09 pm tarafından DicLe

» Çile
Salı Eyl. 21, 2010 2:01 pm tarafından AMEDEUS

» Görmemişin bebeği olmuş...
Salı Eyl. 21, 2010 12:27 pm tarafından DicLe

» facebooktan video indirme
Salı Eyl. 21, 2010 10:08 am tarafından ezgi

» Taş atan çocuk
Ptsi Eyl. 20, 2010 5:00 pm tarafından DicLe

» BARIŞ
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:27 pm tarafından DicLe

» BEKLENTİSİZ....
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:24 pm tarafından DicLe

» UZAKTAN ...
Ptsi Eyl. 20, 2010 4:22 pm tarafından DicLe

» CAN YÜCEL'DEN MAL BEYANI
Perş. Eyl. 16, 2010 1:36 pm tarafından yoll

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:20 am tarafından ezgi

» ARKADAŞLIK
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:15 am tarafından ezgi

» ŞİİR
Ptsi Eyl. 13, 2010 11:08 am tarafından ezgi

» Kamuflaj
C.tesi Eyl. 11, 2010 5:32 pm tarafından AMEDEUS

» UZAK
Çarş. Eyl. 08, 2010 5:05 pm tarafından ezgi

» Yeşillik
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:59 pm tarafından ezgi

» Salam Gibi
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:57 pm tarafından ezgi

» Benlik_Oruç Aruoba
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:56 pm tarafından ezgi

» BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:54 pm tarafından ezgi

» Pembe Deniz
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:51 pm tarafından ezgi

» HAYAT
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:48 pm tarafından ezgi

» Benim Yazdığım Sen
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:47 pm tarafından ezgi

» Seviyorum Seni
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:46 pm tarafından ezgi

» BERFİN
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:44 pm tarafından ezgi

» Bahar Gelmiş
Çarş. Eyl. 08, 2010 4:43 pm tarafından ezgi

Anket
Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En iyi yollayıcılar
DicLe
 
AMEDEUS
 
yoll
 
Deniz
 
yelken
 
ezgi
 
NezBe
 
Devrim
 
mad men
 
Surgun
 

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 111 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 7:00 am tarihinde online oldu.

Gençliğe Genel Bir Bakış

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Gençliğe Genel Bir Bakış

Mesaj  Misafir Bir Paz Ocak 31, 2010 12:46 am

Bir izleyenimiz tarafindan sitemize gönderilen asagidaki röportaj, Özgürlük hareketine bagli Kürt gençliginin yeniden örgütlenme çalismalari çerçevesinde Emir Adnan Demirci arkadasla yapilmistir. Röportajin baska bir yerde yayinlanip yayinlanmadigini bilemiyoruz, ancak bir taraftan üzerinden geçen uzun sürenin yayincilik etigi açisindan bir sorun yaratmayacagini düsündügümüzden, diger taraftan konunun ve konuya iliskin açilimlarin Türkiye devriminin en özgün sorunsallarindan birini teskil eden gençlik devrimciligi ve devrim iliskisine yönelik olmasi nedeniyle Türkiye devrimci hareketinin elestirisine de açilmasinin gelistirici olacagini düsünerek yayinliyoruz. Yazida geçen E.A. Thompson, bizce E.P. Thompson olmalidir. Yazarin hosgörüsüne siginarak bu hatayi belirtmeyi görev olarak bildik. (devrimci cephe .Editörün notu)


12 Eylül 2007 Behdinan

GENÇLIK KIMLIGINI NASIL TANIMLIYORSUNUZ?

Gençlik her seyden önce insan dogasina, yasamindaki belirli bir döneme iliskin bir kategoridir. Genel geçer bir kavrayis olarak bir insanin 15–25 yas arasi gençlik dönemi olarak adlandirilir. Ancak özellikle geliskin kapitalizm ortalama insan ömründe belli bir uzamayi sagladigi için ve haliyle insanlarin ömürlerinin daha uzun bir kesimini çalismaya vermeleri için bu tür kategorilerde de oynadi. Simdi bütün dünyada emeklilik yasini 65’lere dogru çekme egilimi söz konusuyken bunun demografik tasniflere de yansimasi kaçinilmaz olmaktadir, haliyle bu durum gençlik araliginin üst sinirlarini biraz daha yukariya çekmistir. Simdilerde artik gençlik 15–30 yas arasi olarak degerlendirilebilmektedir.

Birey yasamindaki bu dogal dönemin elbette ki toplumsal yasama kendi özellikleriyle yansimasi kaçinilmazdir. Gençlikle birlikte dinamik, enerjik, saglikli, uyanik ve atak bir kisilik verili oldugu için bu bireysel özelliklerin toplumsal ölçekte hayata yansimasi haliyle sosyal yasamda bir gençlik davranisi özelligi ortaya çikarmistir. Yaslilikla bir kiyaslama yapilirsa gençlik davranisinin sosyal özelligi daha iyi anlasilabilir; denir ki gençlik en derin düsünce halindeyken bile en canli davranisindadir, yaslilik ise en yüksek davranis halindeyken bile en derin düsünce içindedir. Yani sosyal zeminde gençlik bütün kesimleriyle toplumun en yüksek davranis kesimidir diye tanimlanirsa yanlis olmaz.

Bireysel ve toplumsal temelde bu yüksek davranis kesiminin içinde yasadigi kosullarla etkilesimi ve iliskisi de keza bu yüksek davranis düzeyine göre sekillenmektedir. Dolayisiyla toplumsal ölçekte gençlik, kendini ve en dar çevrede; ailesinden, en genis çevrede; ülkesine açilan bir genislikte toplumu ilgilendiren konulara pratik-davranis zemininde tepki gösterme refleksi yapisal olarak en geliskin toplum kesimidir. Kendi önünde uzun bir gelecek oldugu için toplumun gelecege dönük bugünüyle de ilgilenir, bu ilgisini davranis düzeyinde gösterir. Toplumun güncel ve gelecek gelisimi dogrudan verili siyasal yapi tarafindan sekillendirildigi için gençligin sosyal davranis düzeyi dolaysizca siyasetle iliskilenmis olur. Bu bir bilinçlenme düzeyi gerektirir, pratikten kaynakli kendiliginden bir bilinçlenme olusturur. Bu nedenle gençlik, toplumsal gelismelere en hizli davranissal ve buna bagli olarak hizla bilinç gelistiren kesimi, toplumun en hizli siyasallasan kesimi olarak da tanimlanabilir. Gençlik ve devrimcilik bu açidan birbirine oldukça yakin düsen kavramlardir.

Bu yapisal özellikleri itibarîyle toplumsal gelismeler tarihinde gençligin hep özel bir yeri olmustur ve haliyle toplumsal gelismeden rahatsiz olan verili sistem egemenlerinin de sürekli gençlige karsi daha ziyade bastirma, sindirme, yozlastirma ve enerji ve ilgisini sistemi rahatsiz etmeyecek kanallara yönlendirme amaçli bir politikalari olagelmistir. Gençligin yukarida yapisal olarak andigimiz hizli ve atak davranis ve bilinç halinin, özellikle yakin geçmis dönemlerde pratik politik bir çizgi halinden düsüsü ve bu düsük profilin bugün hala sürmekte olmasi yerel ve uluslar arasi çapta gençlige karsi yürütülen bu politikalardan kaynaklidir. Simdi yaptigimiz gibi, bir toplumsal kesimin toplumsal varligi ile onun davranis boyutundaki degisik tezahürlerinden bahsediyorsak orada bu toplumsal kesimin tarihinden bahsediyoruz demektir. Bu nedenle gençligin içinde devindigi toplumla birlikte olan yapisal gelisimi ile bu yapisalligin bütün düzeyleriyle toplum hayatinda kendini gerçeklestirme tarzlari arasindaki dogrusal uyum ya da dolayli uyumsuzluk çizgilerinin zaman içinde izlenmesi bir gençlik tarihinden bahsetmeyi ya da gençligi ayni zamanda bir tarihsel olusum olarak da ele almayi gerektirir.

Böylece geçerken, ayni zamanda, Ingiliz tarihçi E.H. Thompson’un, bati solunun, haliyle Türkiyeli devrimci aydinin toplumu algilayisindaki mekaniklige, vülgerlige bir itiraz olarak yeniden vurguladigi tarih bakisinin, yani tarihsel maddeciligin aslinda Thompson’un yaptigi gibi salt isçi sinifi üzerinden degil, burada yapa geldigimiz gibi gençlik üzerinden de, ama giderek, en genisligine tüm toplum varliksal gerçeklikleri bilimsel olarak çözümlemede kullanilacak yegâne tarih bakisi olarak geçerligini bir kez de biz burada belirtmis olalim.

Bu durumda dogal, sosyal ve siyasal düzeylerde gençlik tarifinde evrensel çapta az çok bulusma mümkün iken tarihsel düzeyde gençlik meselesini ele alis her ülkenin kendi tarihsel olusuna birebir bagli bir konu oldugu için tümüyle özgün çözümlemelere, tariflere gerek duyulacaktir. Ilerleyen bölümlerde sanirim daha ayrintili inceleyebilecegimiz gibi bütün dünya çapinda bir gençlik eylemciligi olan 68 dalgasinin bizde ve dünyada gerçeklesme tarzi arasindaki fark -68 bütün dünyada üç gün sürdü, bizde 30 yil.. ve hala niçin sürmüyor diye sorguluyoruz- gençlik tarifinin sadece dogal, sosyal ve siyasal olarak degil ayni zamanda hiç degilse bizim toplumumuzda bir de tarihsel olarak ele alinmasini kosullamaktadir. Yukaridaki kiyaslamanin da gösterdigi gibi bu tarihsel olusu dünyada en iyi biz ifade edebiliriz, çünkü siyasal tarihimizde pratik bir devrim orijinalligi olan jön türk-genç türk gelenegi bu topraklarin gerçegidir. Simdi özellikle Kürt gençligine hitap eden bir çalismanin dogrudan bu ulusu imha ve inkâra yönelen sömürgeci bir toplumun bir özelligini kendi siyasal yapilanmasi açisindan olumlu degerlendirmesinin ne kadar sorunlu, itici ve alerjik olacagi ortadadir. Öncelikle söylememiz gereken, bu kavramin artik uluslar arasi siyasal literatüre geçmis ve örnegin nihilizm nasil Ruslardan, jakobenizm nasil Fransizlardan askin bir kavram olarak kullaniliyorsa öyle, etnik Türklügü askin dogrudan siyasal içkinligi üzerinden kullanilmakta olan bir kavram oldugudur. Bu içerik özellikle geç modernlesen toplumlarda toplumsal gelismeyi tikayan egemen feodal ya da oligarsik yapilara karsi modern sosyal sinif gerçeginin disinda kalan asker ya da sivil aydin gençligin sosyal sinif gerçegindeki halk adina müdahale ederek gerici yapiyi alasagi eden vurucu güç eylemidir ve uluslar arasi siyasal literatürde bu tür eylemler, örnegin 70’li yillarda Guatemala’daki, Gine’deki genç subaylar hareketi, Portekiz karanfil devriminin örgütlenmesi ve benzeri siyasal momentler bu isimle tanimlanirlar. Yani toplumu dönüstürme sirasi gelen sosyal sinif yerine o sinifin organik olarak disinda kalan bir kesim olarak gençlik kesiminin egemen iktidara karsi vurucu güçlüge soyunmasinin adidir, jöntürklük.. Bu kavramin kendi cografyasinda bu denli örtük kalmasi bir yaniyla gerici egemen siniflarin olayi hem olgusal hem de bilinç düzeyinde toprak etme çabalarindan kaynaklidir ve bu elbette anlasilir bir sinif tepkisidir, ama onun ötesinde kendisi dogrudan bu gelenegin bir ürünü olan Türkiyeli sol aydin da keza geleneksel bati hayranligi, Tanzimat taklitçiliginin sonucu bu siyasal tanimlamaya uzak kalmaya özel bir gayret göstererek kismî ve yüzeysel benzerlikler göstermesinden dolayi kimi siyasal momentleri bati benzerlikli jakobenizmle ya da bonapartizmle açiklamayi önde tutarak burjuvazinin bilinç çarpitma girisimlerine ortak olmustur. Dolayisiyla bugün gençlik devrimciliginin karsi devrim yararina sindirilmesinde, en genis kullanimiyla Türkiye solunun ve aydinin günahi vardir.

Burada özel olarak suna dikkat çekilmelidir; bu tartisma kuru bir kavram tartismasi degildir.. Bir tarihsel gerçegin, devrimden yana kullanilabilecek bir tarihsel gerçegin bilince çikartilmasidir. Tarihin bu toplumsalligi yasayan insanlarina verdigi bir avantaji siyasal olarak, pratik politik bir deger olarak istihdam etme becerisinin gösterilip gösterilemeyecegi tartismasidir, çünkü gençlik, yukarida söyledigimiz gibi yapisal olarak her yerde bir devrimci ise bu topraklarda bin devrimcidir. Özellikle uluslar arasi ve ulusal karsi devrimin ve yerel gericiligin kendi ölümünü gördügü için en sinirsizca saldirdigi ve onu iskencehanelerde, zindanlarda, daragaçlarinda, pusularda bastirdiktan sonra kendi sisteminin egemenligini iyice kurumlastirdigi bir sosyal kesimden, gençlikten bahsediyorsak, onun yeniden devrimcilestirilip devrimcilestirilemeyeceginden bahsediyorsak, toplumsal muhalefetin yükseltilmesinde halkin öncü ve vurucu bir gücü olarak gençligin siyasal stratejilerimizde yeniden nasil istihdam edebilecegimizi kendimize dert ediyorsak, bütün bunlari yapiyorsak gençligi ve onun devrimciligini tarihsel bir olus olarak bilince çikartmak zorundayiz. Bu tarihsel olusu kavrayamadikça Türkiye ve Fransa 68’i arasindaki ayrimi ya da “gençlik heyecanidir, gelir geçer” tarzi gericiligin ve burjuvazinin aynilastirma çabalarini ya da gençlik, özellikle aydin gençlik ve sosyalizm kavramlarinin bu topraklarda dünyanin hiçbir yerinde olmadigi kadar nasil iç içe geçtigini anlayamayiz. Bu anlamanin çabasina girmeyince kendi bölgemizdeki söz gelimi Baasçiligi ne jakobenizmle, ne bonapartizmle izah edemeyen batilinin en ultra askeri makinesiyle düstügü çaresiz durumu bir devrim çikisina dogru projelendiremeyiz. Bu cografyada bir yandan fütüvvet ehlinden, medrese fodlasindan gelip jöntürklüge oradan da dev genç’e çikan gençlik eylemciligi çizgisini anlamak, dogulu toplum dinamiklerini kendi tarihsel olusu içinde anlamak çabasidir. Bu çaba gösterilmeden tarihsel gerçeklere yönelmek tarihi salt ansiklopedik bir ampirizmle ele almaktir, tarihi devrim için bir malzeme kilma, bir üretici güç kilma gerçeginden düsmektir.

Bugün, özellikle 60–80 arasindaki gibi güçlü bir gençlik devrimciliginin görülmedigi bir konjonktürde bu konulari konusmak, olayi bilince çikartmak açisindan sanildiginin aksine daha uygundur, çünkü gürül gürül bir gençlik enerjisinin militanca okullarda, mahallelerde, fabrika önlerinde aktigi zamanlarda bu tarz devrimciligin siyasal yasamin dogalligindan oldugu sanisiyla üzerinde düsünmek imkâni olamadi, zaten olmazdi da, çünkü gençlik devrimciliginin oldugu yerde daha önce de belirttigimiz gibi önce davranis gelirdi. Bugün özellikle uluslar arasi karsi devrimin 70’lerin ortalarindan itibaren baslattigi ve sonu sosyalist sistemin çöküsüyle biten düsük yogunluklu savas konseptinin Türkiye’deki uygulanis momenti olan 12 Eylül sonrasinda sindirilmis olan pratik politik gençlik devrimciliginin yapisal avantaj ve handikaplari üzerine düsünmek imkâni ve zorunlulugu vardir. Imkâni vardir, çünkü akar pratik gençlik alanlarinin disinda cereyan etmekte ve davranisin düsük profili ister istemez düsünceye daha çok alan tanimaktadir. Zorunlulugu vardir, çünkü keza devrimci davranisin düsük profilini, devrimci faaliyetin düsük konjonktürünü asmak için gençligin devrimci enerjisini yeniden açiga çikartabilmeyi bilmek gereklidir. O zaman bu enerjinin çikis ve sönüs dinamiklerini kendi tarihselligi içinde bilince çikartmak bir görev olmaktadir.

Bugünkü eksikliginin bize arattigi pratik gençlik devrimciliginin tarihsel iz sürüsünü kaybettigimiz noktadan itibaren geriye dogru sürdürürsek önce dev-genç’e, dev-genç öncesi 27 Mayis’in “hürriyetçi” gençligine, giderek onun öncesinde bir gelenege baglayacak sekilde jön türk hareketine kadar variriz. Bir sey neredeyse süregen bir gerçeklik olarak pratikte varsa onun mutlaka bir teorik karsiligi da olmalidir. Ancak bu teorik karsiligin bilince çikarildigi kosullarda pratik gerçeklik salt nesnel ve kendiliginden bir gerçeklik olmaktan çikarak bilincin, bilinçli insanin etkisi ve yönlendirmesi altina girer. Yakin geçmise kadar neredeyse çizgisel bir pratik deger olan gençlik devrimciligini bugünkü asamada yeniden pratik deger kilabilmek için bu teorik karsiligin bilince çikarilmasi gerekmektedir. Bu teorik karsilik Anadolu topraklarinin 9.yüzyildan itibaren göçebe kavimlerin eliyle devletlestirilmesinde karsimiza çikar. Ilkel komünal göçebe gelenekleriyle Anadolu’daki üretici halki kendi yönetimi altinda devletlestiren Osmanli’nin yönetici devlet siniflari olan ilmiye ki bugünkü üniversite’yi olusturuyor ve seyfiye ki bugünkü orduyu olusturuyor, toplum ve siyaset yönetiminde asil ekonomi belirlenimli siniflara egemen bir kesim olusturuyor. Bu devletlesme batili, klâsik devletlesme tarzlarindan farkli oldugu için batili teorilerin gelip buralarda tikanmasi ve açiklayici olamamasi bu tarih ve toplum gerçeginden kaynaklaniyor. Üzerinden neredeyse bir yüzyil geçecek, cumhuriyet kapitalizmi hala bu tarihsel arka plâninin geleneklerini asamadigi için ordu’nun ve üniversitelerin ülkeyi seçime ve darbelere sürükleyecek agirligindan kurtulamamaktadir. Böylece türk devletlesmesi modern ve kadim tarzlarin içiçeliginde melez bir devletlesme olarak, 7 yüzyili askin kurulus gelenekleri itibarîyle bu devlet siniflarinin vesayeti ve korumasi altinda varsayilmakta, bu vesayet tüm toplum kesimlerince mesru görülmektedir. Elbette her sey karsiligiyla vardir; bugün egemen siniflarin kendi çikarlarina kullandiklari bu devletlesme geleneginin elbette emekçilerden ya da daha genel bir deyisle toplumsal muhalefetten yana ortaya çikan tarihsel politik tezahürleri de söz konusudur. Örnegin devlete tabi alt emekçi siniflarin isyanlari ki bunlarin en bilindigi celâli ayaklanmalaridir, bu ayaklanmalar bile yerel dogal celâli önderligin toprakta bozulma sonrasinda çifti bozulmus sipahinin ya da fodlasi kesilmis medrese ögrencisinin yani sosyo-ekonomik yapi bozulmasindan etkilenen genç ilmiye ve genç seyfiyenin yukarida kesimlesmis, derebeylesmis devlet ve ekonomi belirlenimli siniflara karsi insiyatifle harekete geçirilmesiyle olusmustur. Yani gençlik devrimciligi, bir ucu Orta dogu’nun Baasci yapilanmasina, diger ucu dogulu sivil toplumun Gramsci’nin deyimiyle peltelesmesine çikan, üretimde yer alan asil siniflarin yerine bu siniflarin disindaki devlet siniflarini sosyal ve siyasal hayatta öne çikartan kadim tarihin tarihsel devrimcilik gerçeginin güncel uzantisi olmaktadir. Bölge tarihini daha genelleyici ve daha derinlikli bir çerçevede ele alacak olursak, Apo’cu tarih bakisinda da önemli bir öge durumunda olan neolitik dönemin komünal barbar toplumlariyla toprak ekonomisi üzerinde çökkünlesmis bezirgân kent imparatorluklari arasindaki iliskinin bir siyasal cografyada, bir ülkede yasanma halidir, güncel izdüsümüdür. Kadim tarihsel arka plânin, tamamlanmis tarihsel süreçlerle, modern sosyal devrimlerle tasfiye edilememesi nedeniyle güncele tasinmasi ve modern ve kadim melezliginin toplumsal kesimlerin kendilerini disa vurus tarzi olarak davranis boyutunda gerçeklesmesidir.

Teorik yogunlugu daha fazla koyultmadan konuyu gündemimize tasiyacak olursak, her seyden evvel bu ülkede gençlik devrimciligi, yasamin belirli bir kusaginin içine aldigi degisik sinif ve tabakalardan erkeklerin ve kizlarin olusturdugu salt bir eylemcilik çizgisi degil, dogrudan aydin gençligin olusturdugu bir bilinç ve eylem tasiyiciligidir. Yani bizim anlatimimiz içinde gençlik dedigimizde anlasilan dogrudan özgün gelenek ve isleviyle aydin gençlik olmaktadir ve konuya ülke gerçegi temelinde yaklasmak isteyenlerin de böyle yaklasmasi kaçinilmazdir. Ardindan ikinci vurgu itibarîyle, bizim ülkemizde gençlik devrimciligi, diyelim Fransa’nin 68’i gibi kendine ait oldukça özel konjonktürlerde gelisebilecek bir momentcil olus olarak degil, kisaca açiklamaya çalistigimiz gibi bir tarihsel olus olarak ele alinmak zorundadir. Her tarihsel olus, adi üstünde keza bizzat tarihin dogrudan inkârina ugramamissa potansiyel olarak geçerligini korur. Ama bu demek degildir ki bu potansiyel olus her sekilde kendini somut olarak da bütün toplumsal hayati etkileyecek kertede pratik bir olus olarak yasatacaktir. Tarih sadece kendiliginden süreçler olarak degil, içinde devinen öznelerin de etkisiyle sekillenen bir belirlenimcilik içinde akar. Iste önce 68’de, sonra uyak oldugu haliyle söylenen 78’de gençlik devrimciliginin sistemi tehdit eden bir gerçeklige, sosyalizme yönelmesi üzerine uluslar arasi ve yerel gericiligin operasyonlariyla gençlik devrimciligi bir taraftan pratik olarak sindirildi, diger taraftan gericilik özellikle bu devrimci dalgalarin içinden çikardigi sözcüler eliyle gençlik devrimciligi, bu devrimciligin jakoben tarzi üzerine öylesine mahkumiyet kararlari gelistirildi ki, artik gençlik devrimciligi toplum adina uygun gördügünü kendini bütün varligiyla ortaya koyup topluma dayatan olmaktan çikarildi, sistemin kendisine tanidigi yoz, liberal, bireyci tarzi kendi içinde yasayan bir bilince sahip kilindi. Yani eskilerin deyisiyle “kafadan gayri müsellah”: kafadan silâhsiz hale getirildi. Biz bugünkü kusaklara efsanevî önderleri ve destansi eylemciligiyle sözelde tasidigimiz gençlik devrimciligini güncel pratik haline getirmek istiyorsak, iste önce Türkiye devrimci gençliginin bu tarihsel olusunu bilince çikartmaliyiz. Gençlik devrimciligini burjuvazinin sikistirmaya çalistigi gibi bir dönem heyecani olarak görmekten çikabilmek, gençlige inanç bu tarihsel bilinçle mümkündür. Ve bu bilinç bize sarttir, çünkü devrimci gençlik, son bir tanimi da Kivilcimli’dan verecek olursak, bir orta çag köylüsü gibi despotlukla yildirilamaz, o modern proletaryanin en yilmaz müttefikidir.


1968 GENÇLIK HAREKETININ GELISTIGI SIYASAL SÜREÇ VE TOPLUMSAL DURUM NASILDI? BÖYLE KITLESEL BIR ÇIKISTA ISIN SIRRI NEREDEYDI?

68 hareketinin ortaya çikisinda, bu hareketi oldukça olumlu etkileyen hem iç, hem de dis kosullar mevcuttu. Içerdeki olumlu kosullar aslinda 27 Mayis’la gerçeklesmisti. Demokrat Parti’nin yaptigi büyük 59 devalüasyonu Osmanli sosyo-politik çevrimini harekete geçirmis, her züyuf akçenin basimindan sonra yeniçerinin kazan kaldirmasi tekerrür etmis ve 27 Mayis’ta ordu yönetime el koymustu. DP’nin tek parti döneminden beri getirdigi despot yönetim tarzi, bezirgân ekonomisini finans kapitalizme ortak kilmanin sosyal yapidaki tepkileri aydinlanma ve demokrasi söylemlerini 27 Mayis’a egemen kildi. Bu süreçteki tikanikliklar 61 ve 63 yillarinda ordu gençliginin yeni müdahalelerine yol açti. Sistem bu zorlayici dalgalari infaz hücrelerine yasasin sosyalizm sloganlarini kaziyan Talat Aydemir ve Fethi Gürcan’in idamiyla yatistirabildi. Ama genel olarak aydin gençligin ve proletaryanin daha iyi bir ülke, daha iyi bir toplum arayisinin önü açilmisti. Sanayilesme sürecine bagli olarak isçi eylemleri ve mayis günlerinden beri sürekli bir arayis ve dinamizm içindeki gençlik eylemciligi giderek yükselen bir konjonktür izliyordu. Bu dönemde özellikle geri ülke devrimciligi bir tür kavimler göçü halinde ülkeleri daha henüz tam kapitalistlesmeden dogrudan sosyalizme ve ulusal kurtulusa tasiyordu. Küba’yla tetiklenen Lâtin devrimciligi, Filistin merkezli Orta dogu’da anti Siyonist motivasyonlu Arap ulusal uyanisi, uzak doguda Vietnam direnisi özellikle ikinci savastan büyük prestijle çikan uluslar arasi proleter hareketin ideolojik ve politik küresel agirligini katlayarak çogaltan ve dünya insanligini etkileyen bir atmosfer olusturuyordu. 60–63 arasinda toplumu reforme etme çizgisinde tavir sergileyen gençlik o güne kadar kullandigi kemalist söylemin ülke ve dünya sorunlarini tarif ve çözümlemede yetersizligini uluslar arasi devrimci konjonktürün de etkisiyle asti. O güne kadar mesrutiyetçi, kuvayi milliyeci, hürriyetçi olan gençlik devrimciligi artik sosyalizm düzlemine geçmisti. Yani 68 gençlik hareketinin öncellerinden farki kitleselligi degildi, 27 Mayis’in hürriyetçi gençlik hareketi de kitlesel ölçekteydi. 68’i öncellerinden ayiran dogrudan sosyalizm temelinde devrimci gençlik hareketi olmasiydi. Kendinden öncekiler gibi toplumu reforme etmeyi degil, mülkiyet iliskileri basta olmak üzere dönüstürmeyi hedefleyen bir gençlik hareketi olmasiydi. Bu haliyle içinden geldigi devleti kurtarma felsefeli müdahil gelenege bir açi yaparak devleti yikma felsefesini geçirme hareketiydi. Bunu kendi gelenek çizgisinde bir kopus olarak anmak çok dogru olmayacaktir, dolayisiyla “açi yapma” ifadesini kullaniyorum, çünkü proletaryanin toplumsal varligi üzerine formüle edilmis olan bilimsel sosyalizmin ideolojik ve siyasal çizgisi elbette ki egemen ekonomi disi varligiyla aydin gençlik yapisalliginda, bu yapisalligin açiklamaya çalistigimiz gibi tarihsel ve sosyal prizmalarinda bir kirilmaya ugrayarak egilim ve eylem üretmesi kaçinilmazdi. Bugünden o günlerin söylem ve eylemine bakista marksizmin kara kaplilarini kullananlarin bu tarihsel ve öznel gerçekligi görmezden gelmemeleri ve kiyaslamayla 68 gençlik eylemini ve onun güncele uzanan artçi çizgilerini mahkûm etmemeleri için bu belirlemenin özellikle altini çizmek gerekmektedir.

60’larin ortalarindan itibaren Türkiye’nin çarpik kapitalist yapilanmasindan kaynakli kriz sarmali sosyo-ekonomik yapida giderek hissedilen daralmalara yol açmaya baslamisti. Iç piyasaya göre sekillenen Türkiye sanayisi bir taraftan dis borçlarini karsilayacak döviz degerlerini elde etmekte zorlanirken diger taraftan iç piyasada karliligi özellikle ticaret mallarinin dolasim mekanizmasinda tekelci sermayeyi kendine mahkûm eden geliskin tefeci-bezirgân sermayeyle paylasmak zorunda kaliyordu. Özellikle Vietnam savasiyla zorlanan Amerikan savas makinesini ayakta tutma çabasi ve bütün dünyada yükselen ulusal ve sosyal kurtulus savaslari uluslar arasi finans kapitalizmi yerel burjuvazilerin krizlerini finanse etme gücünden düsürüyordu. Zaten bu gidis 70’lerin basi itibarîyle dünya kapitalizminin derin bir bunalimi olarak iktisat tarihlerine geçmistir. Bu uluslar arasi ve yerel sermaye krizi Türkiye’de özellikle isçi ve toprak üreticilerinin eylemlerinde ve örgütlenmesinde çok hizli bir artis ve yogunlasmaya neden oluyordu. Ülkenin hem toplumsal hem ekonomik yasamindaki bu krizin Türkiye kapitalizminden ve onun uluslar arasi emperyalist sistemin bir ortagi olmasindan kaynaklandigini küresel çapta yüksek bir devrimci dalganin hâkim oldugu bir konjonktürde aydin gençligin kavramasi elbette kolay oldu. Gençlik kendi tarihinden gelen yüksek kolektif aksiyon gücünü bu ideolojik ve siyasal çerçeveyle birlikte harekete geçirdi. Yani isin, 68 devrimci gençlik eylemciliginin sirri tarihsel olarak hazir bir kolektif aksiyon gücünün 27 Mayis’tan beri süren pratik tezahürünün 60’larin ortalarindan itibaren dünyanin içine girdigi devrimci türbülânsla antiemperyalist, antifasist siyasal eylemciligi olarak somutlanmasindaydi.

68 GENÇLIK HAREKETI GELISIMINDE ROL OYNAYAN GENÇLIK HAREKETININ ÖRGÜTSEL DURUMU, DURUSU NEYDI? ÖNEMLI ROL OYNAYAN GÜÇLERIN ETKILEYICILIKLERI HANGI NOKTADAYDI?

27 Mayis’in Türkiye siyasal hayatina kazandirdigi en önemli gelisme sosyalist hareketin artik yasal siyasal zeminde örgütlenme imkâni idi. TIP bu imkânin adi oldu. 65 ve 69 seçimlerinde sosyalizm dogrudan Türkiye emekçi halklarina propaganda edildi. Hatta 65 seçimlerinde TIP, parlâmentarizmi güçlü bir siyasal dalga haline getirecek kertede önemli bir güçle, 13 milletvekili ile meclise girdi. Sosyalizmin kitlelerin hayatina bir mesruiyet zemininde sokulmasinin elbette toplum örgütlenmesi ve siyasalligi açisindan karsiliklari oldu. Örnegin sanayi proletaryasi, o zamana kadar kontrolü altinda tutuldugu Türk-Is konfederasyon yapisinin altindan çikarak DISK çatisi altinda örgütlenmeye basladi. Bu örgütlenme sinifin militan ekonomik mücadelesini oldukça güçlendirdi. Keza gençlik o zamana kadar 27 Mayis’in hürriyetçi gençlik örgütlenmesi olarak kendini var eden, Kemalist devletçi ideolojik ve siyasal zemindeki TMGT (Türkiye Milli Gençlik Teskilâti)disina çikarak, özellikle Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinde TIP zemininde FKF (Fikir Kulüpleri Federasyonu)’nda örgütlenmeye basladi. Ancak TIP’in ideolojik ve siyasal tutumu ülkede hizla yükselen sinif mücadelesine ve gençligin bu mücadeleye müdahil olma isteginin derecesine çok karsilik gelmiyordu. Özellikle 65 seçimlerinin sonucu üzerinde sekillenen TIP’in burjuva sosyalizmi zeminindeki politik yaklasimlari yükselen isçi ve gençlik eylemine karsi egemen siniflarin gelistirdigi devlet zoru ve sivil fasist örgütlenme ve saldiri politikalarini çok karsilamamaktaydi. Bu nedenle dogrudan egemen yapiyi degistirmeyi hedefine alan gençlik eylemciligi açisindan TIP’in ve onun gençlik zemini olan FKF’lerin asilmasi çok sürmedi. Gençlik eylemciligi örgütsel kimligini, devrim tarihimize geçmis haliyle Dev-Genç’e tasidi.

68 devrimciligi daha çok Ankara damgasini tasir. Ankara, baskent sekillenmesiyle bir devlet kenti idi. Dolayisiyla ülke siyasetine iliskin tavir alisin, devleti halklastirma faaliyetinin Ankara merkezli olmasi, Ankarali üniversite gençliginin gençlik mücadelesinin Dev-Genç’lesmesinde basi çekmesi dogal olandi. Gençlik mücadelesinin politik çerçevesi daha çok Ankara’da olusturuldu. Istanbul ise bu kentin Türkiye’nin kapitalist gelisiminin bütün iliski ve çeliskilerini tasimasi nedeniyle mücadeleyi militanlastirma ve sonuç alacak stratejiyi taslak halinde de olsa öngörme konusunda gençligi daha birikimli kiliyordu. Her ne kadar Ankara ve Istanbul gençlik örgütlenmeleri esas zemin olarak Dev-Genç bünyesinde faaliyet gösteriyordu ise de, o dönem özellikle Deniz Gezmis önderliginde Istanbul’da kurulan ve Dev-Genç’in gölgesinde kaldigi için çok bilinmeyen DÖB’ ün varligi gençlik tarihine bakan bir çalisma açisindan mutlaka kayda geçilmelidir. Bu sadece unutulmus bir örgütü hatirlamak açisindan degil artik gençligi de asarak Türkiye devrimci hareketinin devrimci siyasallasmasinda tarz farkliliklarinin embriyonik sekillenmelerini içermesi açisindan da çok önemlidir. Kisaca çerçeveleyecek olursak Istanbul merkezli DÖB, ögrenci gençligin militan kadrolarinin çekirdek örgütlenmesiydi, Ankara merkezli Dev-Genç ise bir kategori olarak, bir bütün olarak aydin gençligin kitlesel devrimci siyasal tavir alisi idi.

Dev-Genç, gençligin geleneksel siyasal tavir alisinda, kendi tarihine uygun bir akisin verili asama itibarîyle son duragi oldugu için artik olusmaya baslayan farklilasma egilimlerine karsin bütünü temsil eden ve bütünün de kendi ifadesini içinde buldugu kolektif bir yapi idi. Bu yapiya bugünkü literatürde çogulcu karsiligi pek düsmez, çünkü farkliliklar tam olgunlasmamisti, haliyle farkliliklar üzerinde saglanan bir bulusmanin yarattigi bir örgütlenme tarzi degildi. Dogalliginda, kendiliginden, gençligin kendi yapisalliginin ürettigi siyasal eylemin, siyasal akisin kendisi bu oldugu için kolektif idi, gençligin tümünü temsil ediyordu ve gençlik kendi temsiliyetini dev genç yapisinda bulabiliyordu.

Ancak bu durum ne yazik ki ilk kongreye kadar sürdü. Türkiye’de hem egemen yapinin krizi derinlesiyordu, hem sinif mücadelesi degisik boyutlarda keskinlesiyordu. Bu sürecin gençlik hareketi içinde yansimasi artik giderek ideolojik muhteva da kazanmaya baslayan farklilasmalarin giderek belirginlesmesi seklinde oluyordu. Diger taraftan her sosyo-ekonomik krizin dogal sonucu yasaniyor; hem iktidar sahibi siniflar açisindan hatta hem de bunlarin içindeki degisik hiziplerin iktidara dogrudan sahip çikma çabalari giderek öne çikmaktaydi. Haliyle bu kesimlerin toplumda önemli bir vurucu güç potansiyeli ve sokak hâkimiyeti tasiyan gençlik eylemciligi üzerinde hesaplar yapmalari kaçinilmazdi. Ilk Dev-Genç kongresine gidilirken kurulusun kolektif gençlik egilimini temsil eden yönetici ve kadro yapisi polisiye bir tedbirle gözaltina alinarak kongreye katilimlari engellendi ve Dev-Genç’i daha daraltilmis bir siyasal çerçeveye ait kilmak isteyen kadrolarin yönetime gelmelerinin önü açilmis oldu. Atilla Sarp’dan Ertugrul Kürkçü’ye yönetim devrinin az bilinir bir yönü budur.

Gençligin kolektif siyasal davranisinin örgütsel zeminindeki bu yirtilma artik gençlik egilimlerinin kendi farkliliklarinda derinlesme ve giderek her birinin kendi çizgisini bir devrimci örgüte dönüstürme sürecinin baslangicini olusturdu. Kongre sonrasin dönemde Dev-Genç giderek gençligin kitlesel egilimini temsilden düserken gençlik eylemciligi hizla dogrudan devrim örgütlenmesine dogru evrilmekteydi ve bu noktada keza ilk çikisi DÖB bünyesindeki kadro yapisini ve tarzini THKO’ya tasiyan Deniz Gezmis yapti. Yalniz burada belki gençlik devrimciligi içindeki kimi kilcal akislari da yakalayabilmek açisindan geçerken de olsa belirtmeliyiz ki, THKO tarzi aslinda Türkiye devrimci hareketinin kendi özgün yapisalligi boyutuyla tümüyle tartisilmamis ama devrimin örgütlenmesinin sosyal yapiya uyumu zemininde yürütülecek bir tartismada önemli ölçüde zihin açacagi kesin olan bir paragraf olmaya devam etmektedir. DÖB böyleyken, Dev-Genç de kadro ve iliski yapisini THKP-C’ye evriltti.

Sanirim özellikle yeni kusaklar açisindan çok yaygin olan bir bilinç ve bilgi sapmasini düzeltmenin yeri burasi olmaktadir. Aslinda gençligin kolektif eyleminin ve örgütlenmesinin adi olan Dev-Genç zamanla Parti-Cephe çizgisinin bir örgütlenmesi olarak algilanir oldu. Yasanan agir yenilgilerin ardindan, gençligin yapisal devrimciligi bir siyasal çizginin ideolojik ve örgütsel tezahürüymüs gibi görülerek ve gösterilerek, genel gençlik eylemciligi kolektif dev-genç kimligine, ve asil olarak da bu dolayim üzerinden, gençlik bizzat kendi tarihinin derinliklerinden getirdigi kendi pratik devrimci özelliklerine yabancilastirildi. Dev-Genç’in özel bir ideolojik-politik çizgi eliyle yaratilmis özel bir örgütsel momentmis gibi algilanmasinin yol açtigi kendiliginden bilinç ve bilgi sapmasi, yasanan agir yenilgi momentlerinin ardindan ideolojik, siyasal planda kurumlasarak devrimci gençlik eylemciliginin, onun jakoben tarzinin genel devrim stratejilerine içkin kilinmasinin önüne set çeker oldu.

Bugün itibariyle artik kesinlikle dogru olarak bilinmelidir ki, ne kolektif devrim tarihimize kazinan 68 dev-genç’i parti-cephe çizgisinin bir organik uzantisi idi, ne de parti-cephe çizgisinin öncül ve ardillarinin 70’de ve 80’deki yenilgileri üzerinden gençligin devrimci tarzini mahkum etmek mümkündür, çünkü anilan siyasal momentlerde yenilen bir bütün olarak Türkiye devrimci hareketi idi, onun sadece özel bir kolu degildi. Devrimci hareketimizin gençlik devrimciligini içine alan bir otokritigi sadece onun bir devrimci kolunu degil, bir bütün olarak devrimci hareketin tamamini içerecek sekilde, strateji, taktik, teknik lâfizlari öteleyerek yapisal bir temelde ele alinmak zorundadir.

Daha da genelleyici bir toparlama yaparsak, 70’e dogru gelinen belli bir momentten itibaren 68 gençlik eylemciligini gençligin güncel ontolojik varligini askin bir siyasal tarihin konusu olarak izlemek daha dogru olandir. Ama asil konu bu siyasal tarihin islenmesi oldugunda da bu ontolojik varligin en basinda belirttigimiz tarihsel olusunun yarattigi özgünlügü muhakkak analizlerimizin önemli bir etkeni olarak, hatta sosyal varligin bilinci ve giderek eylemi belirleyen özelligi göz önüne getirildiginde birincil etkeni olarak ele almak gereklidir. Solun 12 Mart yenilgisinden dersler çikartamamasi, 80’de ayni kaderi bir kez daha yasamasi ve hala bugün çok özel iç ve dis olumsuz konjonktürlerin varliginda da olsa çeyrek asri askin bir süredir devrimi yükseltememesinin altinda devrimimizin bu yapisal özgünlüklerini ve bunlarin bize sagladigi avantajlar kadar dezavantajlarini da bilince çikartarak gerekli yapisal tedbirlerle olayin üzerine gidememek de vardir. Bu bölümü baglamak üzere yineleyecek olursak, bizim burada merkezdeki konumuz gençligin gençlik olarak eylemciligi oldugu için üniversite gençliginin üniversite merkezli eyleminin 70 öncesine iliskin tarihinin anlatimi burada biter. Bundan sonrasi az önce ifade ettigimiz gibi üniversite kaynakli insan malzemesini kendine kadro, iliski ve tarz belirleyeni kilmis bir siyasal tarihin; 1920’lerden beri gelen devrimci hareketimizin 60’larin sonlarindan itibaren yükselen ikinci dalgasinin kritigini yapmaya girer.

***

1968 – 1978 GENÇLIK HAREKETLERI ARASINDA AMAÇ, YOL-YÖNTEM ARASINDA NE TÜR FARKLAR VAR ? PRATIK KARSILASTIRMALARLA CEVAPLAYABILIR MISINIZ?

Burada önce söyle bir düzeltme yapmak sanirim özellikle çok degerli çabalari olan 78’liler Vakfi girisimcisi yoldaslarca da makul görülebilir. Daha önce de belirttigimiz gibi hem gençlik devrimciliginin kendi çizgiselligini vurgulamak açisindan, hem de finans kapitalizmin on yillik periyotlarla ülkede estirdigi karsi devrimci dalgaya keza onar yillik periyotlarla karsi çikisi simgelemesi açisindan uyak gözetilerek 68’e 78 baglantisi denk görülmüs olabilir ama bu, anilan momentlerin politik düzeyleri açisindan çok denk gelen bir bagdastirma degildir. Arkadaslar belki bunlari gözeterek, tartisarak gene de bu isimlendirmeye gitmis olabilirler. Izleyemedigimiz için bilemiyoruz. Eger öyleyse gene de bugünkü kusaklari aydinlatmak açisindan sorunun kendisine de sadik kalinarak söyle devam edilebilir: 68 her seyden önce döneme adini verecek kertede gençlik eylemciliginin uluslar arasi çapta doruklasmasiydi ve bizde 68 eylemciligi adi zaten daha çok bu uluslar arasi baglami itibarîyle kalmistir. Ancak elbette diger taraftan yukarida da degindigimiz tarzdaki konjonktürel baglanti itibarîyle Türkiye’de de 68’in gençlik eylemciliginin yeniden yükselise geçtigi, döneme damgasini vuracak güçlü bir sürecin baslangici olmasi itibarîyle genel kabul görmüstür. Oysa 78, neredeyse gençlik eylemciliginin artik düsüse geçtigi bir trende dâhil kilinabilir. Uluslar arasi karsi devrimin özellikle 70’lerin ortalarindan itibaren, uluslar arasi boyutta baslattigi düsük yogunluklu savasin gençlik eylemi üzerinde etkisi böyle oldu. Özellikle daha net bir tarih vermek gerekirse, ABD emperyalizmi 70’lerin ilk yarisinda Lâtin Amerika ülkelerinde fasist cuntalarla cephe gerisini ve uluslar arasi sermayenin Friedmanci para politikalari dedigimiz yeni birikim modelini kurumlastirdiktan sonra giderek yönünü hem pazarini yeni birikim modeline göre organize etmeye hem de uluslar arasi sosyalist sisteme karsi bir cephe saldirisina dogru çevirmeye basladi. Gözleyebildigimiz kadariyla, 1977 karsi devrimin Avrupa’da ve Sovyet ülkesinin kusatan cografyada açik saldiri momentini olusturmustu. Almanya’da Baader Meinhof, Italya’da Kizil Tugaylar en agir darbeleri 77’de aldilar. Ülkemizde de biliyorsunuz 77, 1 Mayis’i, ardindan Ecevit’e dönük darbenin açiga çikarilmasi ve ilk defa hükümet yetkilileri agzindan kontrgerillâ örgütlenmesinin desifre edilmek zorunda kalisi asil olarak 77’yi düsük yogunluklu savasin hiç degilse Türkiye’de devrimini geriletme sürecinin baslangici olarak degerlendirmemize imkân tanimaktadir. Bu dönemde gençlik eylemciligi zaten çoktan basit bir gençlik eylemciligi olmayi asmis, degisik strateji, taktik, ideoloji ve örgütler halinde dogrudan devrim mücadelesinin öznesi haline gelmisti. Bu nedenle 78 gençlik eyleminin düsüs trendine daha uygun bir kodlama olacagi için edebi bir kaygi gütmedigimiz takdirde 80 öncesi gençlik mücadelesini çok da dogru tarif edebilecek bir takvimsel kodlama olmamaktadir. 74 ya da 75, özellikle Kerim Yaman’in katline karsi -ki katillerinden olan Murat Basesgioglu uzun dönemlerdir parlâmentodadir ve keza son dönem hükümetlerinin karakterini tanimamizi kolaylastiracak tarzda uzun dönemlerdir hükümet üyesidir- Istanbul Üniversitesi’nin isgaliyle verilen cevap sanirim gençlik eylemciliginin konjonktürel yükselisine daha uygun bir takvimleme olacaktir. 68’den sonra gelen ikinci dalga devrimci gençlik eylemciliginin baslangiç tarihinin böyle erken tarihlere dogru çekilmesi aslinda 70 sonrasi gençlik eylemciliginin 68’in hemen biraktigi yerden basladigini ve hizla kendi sürecinin kaçinilmaz asamalarina dogru evrildigini belirtebilmek açisindan da daha imkân saglayicidir. Bununla birlikte ifade kolayligi tasimasi açisindan bu dönem gençlik eylemciligini burada da ama bu serh esliginde 78 eylemciligi olarak adlandirmayi, anlatimi pratik kilacagi yerlerde elbette, özellikle bu eksenli bir emege saygimiz açisindan kullanabiliriz.

68’li gençlik devrimciligi siyasal örgütlenmelere dönüsüp ardindan 12 Mart 70 darbesiyle Nurhak’larda Kizildere’lerde, idam sehpalarinda tüketilmesinin ardindan biriken toplumsal muhalefet “Ak günlere” sloganiyla 73 yilinda Ecevit’i iktidara getirdi ve 12 Mart fasizminin toplum üzerine çökmüs psikolojik agirligi hizla dagilmaya basladi. Ve bu asamadan itibaren gençlik, keza hizla önce akademik-demokratik temelli ama arka plâninda 70’e kadar sekillenmis ideolojik ve örgütsel bir tarihle örgütlenmeye basladi. Önceleri, Istanbul’da IYÖKD ardindan IYÖD, Ankara’da ADYÖD gibi demokratik kitlesel zeminli baslayan örgütlenmeler hizla Dev-Genç kimligine ve bu kimligin Parti-Cephe siyasalligi zeminindeki yapilari haline dönüstü. Kisa tarih, aydin gençligin toplumsal bilincinde kitlesel eylem ve örgütlenme arayisini, alanda yani üniversitede Dev-Genç’e, oradan devrimci siyaset arayislarini da Parti-Cephe’nin güncel degisik tezahürlerine çikariyordu. Yani neredeyse gençlik eylemciligi, dev-genç, parti-cephe çizgisini birlestiren kendiliginden bir yol kurulmus gibiydi. Dolayisiyla üniversite gençliginin en ileri, en militan, en seçkin ögeleri agirlikla Ankara ve Istanbul merkezli parti-cephe çizgisindeki örgütlerde, adlariyla anacak olursak Dev-Yol ve Dev-Sol’da toplaniyordu. Haliyle bu kalite birikiminin bu örgütlerin faaliyetine kattigi deger keza ideolojik ve siyasal bir örgütlenme gücü olarak yeniden üretiliyor, bu yapilar 80 öncesi devrimci hareketin en önde gelen özneleri oluyorlardi.

Bu sürece diger siyasal egilimlerin katilimi kendi devrimci gençlik derneklerini kurmak seklinde oldu. Yani kendiliginden gençlik siyasallasmasinin avantaji daha çok parti cephe çizgilerine yazarken diger yapilar gençligin devrimci geleneginden güç almayi 12 Mart’taki örgütsel ve politik tutumlarin elestirisi üzerinden ve devrimci siyasal ideolojik ve strateji ayrimlarinin propagandasi üzerinden saglayabiliyorlardi. Simdi söyle bir paradoks söz konusuydu; demokratik alandaki gençlik örgütlenmesi, devrimci gençlik eyleminin artik ideolojik, stratejik, örgütsel bir kimligi olan dogrudan devrimci siyasete tekabül etmesi nedeniyle ki artik bu kimliklerin çogu destansi bir tarihi de vardi, asagidan gençlik örgütlenmesi yukaridan politik yapilar eliyle yapiliyor oluyordu, daha dogru bir fotografta ise gençligin demokratik örgütlenmesiyle Türkiye devrimci hareketinin siyasal yapilanmasi ayni sosyal temel üzerinde iç içe gelisiyordu.

Özetle, 68 ve 78 devrimci gençlik eylemciligi ve örgütlenmesi arasindaki en belirgin fark birincinin örgüt ve eylemlilikte kolektif bir sürecin ismi olmasi ikincisinin ise ayni zeminlerde parçali bir sürecin ismi olmasidir. 70’de sekillenen siyasal yapilar, 70 yenilgisinin sonrasindaki degerlendirmeler, çikartilan sonuçlar itibarîyle kendi içlerinde de parçalanmalar gösterince haliyle daha en basindan çok parçali bir siyasal ve örgütsel süreç 78 gençlik devrimciliginin aslî ortamini olusturuyordu. Ortaligi bir sürü proletaryanin öncü örgütü ve onun demokratik gençlik örgütü olan ama sosyalist örgüt hukuku itibarîyle de komsomol formelligine daha uygun keza bir sürü gençlik örgütü kaplamisti.

Bu belirleme, bu dönemi gençlik zemininde salt bir örgüt teorisi çerçevesinde degerlendirmek açisindan degil, daha da öte ayni sosyallik üzerinde yükselen kimi dogrudan bu sosyallige ait olan, kimi yakistirilmis, çogu kez saf ve yalin halleriyle taninip tanimlanamayacak kertede iç içe geçmis birden fazla bilinç ve eylem düzeyini yakalayabilmek açisindan önemlidir, çünkü bir taraftan 60’larin sonlarinda baslayan gençlik devrimciligi sürecinin olgunlasmasi 78 gençlik devrimciligini, 70 sonrasi Türkiye devrimci hareketinin dogrudan kendisi, en olgun süreci kilarken, diger taraftan tarih bu çizgiyi kendini taniyip, yapisal otokritigini yapip asamadigi için hala 80 muhasebesinin altindan kalkamamis olmakla kayitlara geçirmistir. Devrimimizin yeni bir çikisi için bu yapisal muhasebe sarttir.

68–78 oluslari üzerine bir baska kiyaslamayi, 68 için daha önce yaptigimiz gibi bu dönemlerin Ankara ve Istanbul yogunlasmalarinin kendi iç yapilanmasinda yarattigi farkliliklar üzerinden 78’i isleyerek gelistirilebiliriz. 78 gençlik eylemciligi, 68’den görece daha yogun ve daha sistemli olarak halk siniflariyla ilgilenmeye yönelmistir, çünkü artik her gençlik örgütü dogrudan Türkiye devriminin bir öncü örgütü olma iddiasindadir. Ankara merkezli gençlik egilimi, Ankara’nin sosyo-politik dokusuna uygun olarak bir taraftan devlet siniflariyla, onlarin reformist kesimleriyle daha yakin iliskili olmus, diger taraftan da Anadolu emekçilerine açilimda en basarili olmustur. Halkçi bir zorlayisla sosyal reformlara sistemin kendi ideolojik ve siyasal yapisi içinde mesruiyet bulabilecegine ihtimal veren bir siyasal yaklasim sergilemistir. Istanbul gençlik devrimciligi ise, hem devletten daha uzak ve devlete dogrudan tavir alista daha kararli ve öncü olmus, hem de Istanbul’daki yüksek sanayilesme ve bagli olarak düzensiz kentlesme nedeniyle düzenli sanayi proletaryasiyla ve mahallelerin yari-proleter gençlik ve halk kesimleriyle daha güçlü etkilesimler içinde bulunmustur, yani ideolojik baglamlar itibariyle olmasa da siyaseti kavrayis ve uygulayis tarzinda daha proleter, daha sinif duruslu bir tutum içinde olmustur. Gençlik eylemciliginin bu iç düzey farklilasmasi, dogrudan devrimci siyasal harekete dönüsmeyle birlikte aslinda Türkiye komünist hareketinin tarihinde var olan bir iç düzey farklilasmasini verili asamada bir tür yeniden üretir. Bildiginiz gibi Kivilcimli, Türkiye komünist hareketinin baslangiç konaklarini degerlendirirken bir proleterci Istanbul sosyalizmi’nden bahseder, bir de toprak ekonomisi üzerindeki farkliliklara yaslanan, halkçi Anadolu sosyalizmi’nden söz eder. Gençligin 78 yogunlasmasinin siyasal düzeydeki tezahüründe de sosyo-historik, sosyo-politik baglamlariyla cografyanin bir tür üretici güç gibi, ayni zeminli siyasal hareketleri bile günceldeki ortakliklarina çok aldirmaksizin ve de tarih içindeki organik uzanimlarina çok bakmaksizin iç farkliliklara ugratabildigini gözlemlemek mümkündür. Ayni gençlik ana damarindan beslenen Anadolu ve Istanbul devrimcilikleri az çok tarz farklilasmasina dogru gitmistir. Bunu örnegin 80 karsi devrimi ortaminda bir miktar gözlemek mümkündür. 80 darbesi geldiginde dogrudan bir direnis alani haline gelen cezaevleri tarihinde Mamak’in direnissizligiyle daha devlete dönük ve halkçi kadro ve siyaset yapilanmasinin tutsakligini, Istanbul cezaevlerinin direnisçiliginde ise daha devlete dis, daha proleter etkilenimli kadro ve siyaset yapilanmasinin tutsakligini kiyaslama imkani bulabiliriz. Yani is sadece soyut ideolojik yapilar, kuramsal siyasal çerçeveler üzerinden bir tartismayla birinin daha devrimci, öbürünün daha teslimiyetçi olmasina baglanabilmekten öte bu tür yapilanma ve toplumsallasma dinamikleriyle de ilgili bir degerlendirmeyi gerektiren bir farklilik düzeyi tespitidir. Keza 80 ve 90 çöküslerinin ardindan Dev-Yol’un ve paralelindekilerin daha 80 öncesinde angaje olduklari post modern ideolojilere uygun olarak liberal sol çerçeveye yerlesmeleri, Istanbul devrimciliginin ise bütün irili ufakli kollariyla belki artik tarihsel zamani dolmus olan ikinci kanal devrimciligine denk düsen tarzda ama ayni zamanda proleter devrimciligin de özü olan bitimsiz kararlilik ve ataklik çizgisini sürdürmekteki israri keza tarihsel yapisalligin cografya zeminli farklilasmasiyla alâkalidir. Bu zeminli bir baska kiyaslamayi sömürgeci politikalara karsi hassasiyet düzeyinde de izlemek mümkündür; örnegin 70’li yillarin baslarinda Viransehir’de tipki 33 Kursun hadisesi gibi Kürt köylülerin jandarma tarafindan kursuna dizilmesine Istanbul gençligi büyük çatismali mitinglerle tavir gösterirken ayni dönemde ADYÖD içinde Kürt Özgürlük hareketinin çekirdek kadrolari bir tür tecride ugratilmaktaydilar.

Daha nicel düzeyde, ülkenin en ücra alanlarinin dahi sosyalizm ve devrimcilik adina fethinin, aslinda bir zaaf olan sol içi rekabet anlayisinin olumlu bir motivasyon etkisi göstermesiyle de siddetlenmesi sosyalizmi 68’e kiyasla 78’de daha fazla gündemlestirdi. Ögrenci gençlik, devrimcilik ve sosyalizm kavramlarini halk gözünde iyice özdes kildi. Bunun salt metropol Türkiyesi’ni degil Türkiye Kürdistani’ni dahi etkisine alan bir dalga oldugunu, PKK tarihine dair belgelerde parti kurucu kadrolarinin halk iliskileri tarafindan “talebeler geldi” seklinde karsilandigini anlatan satirlardan ögreniyoruz. Zaten diyebiliriz ki 70’ler Türkiyesi’nde Türkiye devrimci hareketi ile Kürdistan özgürlük hareketinin örgütlenmesi asagi yukari ayni dinamiklerle; gençlik yapisalligi ile yola çikmistir. Devrimci Kürt gençleri son isyaninin üzerinden 40 yil geçen sömürge bir halkin birikmis öfkesini ve tarihen egemen devlete karsi sekillenmis bilincini arkalarina alarak partilesmis, ordulasmis ve halklasmistir. Türkiye devrimci hareketi ise 7 yüzyilin biat kültürü içinde, devlete isyan gelenegi olmayan bir halkin tevekkül felsefesine çarpmis ve dogrudan yalniz kendi eylemini stratejilestirerek güçlü karsi devrim tarafindan çarpilmis bir siyasal tarihe mahkûm olmustur. Ayni hassas maddenin farkli esas maddelerde yol açtigi farkli sosyal patlama düzeyleri sosyal mücadelede belirleyici olanin halk gerçekligi oldugunu, devrimci hareketin kendi devrimci potansiyelini bu halk gerçegini patlatacak sekilde halka yöneltmek zorunda oldugunu ve Türkiye halk gerçegi üzerinden bunun tarz ve yöntemlerinin nasil olmasi gerektigine dair strateji plânina iliskin bilinç netliklerine ulasmamiz gerektigi sonucunu bu kiyaslamadan kolayca çikarilabilmeliyiz.

Bu konuyu noktalamadan önce 78’de 68’e kiyasla daha güçlü ve organize bir burjuva sosyalist gençlik egiliminin varligini belirtmezsek dönemi tam anlatamamis oluruz. 70’lerin ortalarindan itibaren o zamanki TKP’nin özellikle DISK’e bagli sendikalar eliyle kendine politik alanda bir yer açmasi gençlik içinde de karsiligini buldu. IGD (Ilerici Gençlik Dernegi) adi altindaki bu örgütlenme bir taraftan devrimci gençlik faaliyetinin artik agirlikla siyasal alanlara çekilmesi nedeniyle akademik-demokratik alanda biraktigi boslugu degerlendirerek, diger taraftan sendikal örgütlenmeler üzerinden yaratilmis genç isçi potansiyelini gençlik örgütlenmesi çatisi altina çekerek yarattigi bilesimi Sovyetik kampin uluslar arasi imkan, prestij ve ideolojik desteginde ama özellikle sivil ve resmi fasist saldirilarin iyice yogunlastigi bir ortamin sürekli güncelledigi bir 70 yenilgisinin elestirisi ile siyasal ve ideolojik çerçeveye oturtan reformist bir örgütlenme idi. IGD’nin, miting alanlarina kayda deger kalabaliklar indirebilir bir haldeyken bile gençlik eksenli politik süreç üzerinde hiçbir etkileyici yoktu, denilebilir. IGD’nin dahil oldugu siyasal bütüne ait esas etki agirlikla sendikali isçi eylemi üzerinden yürüdügü ve bu bütün gençlik eylemciligine hos bakmayan revizyonist bir ideolojik çerçeveye sahip oldugu için hem kendileri gençlik alaninda önemli bir deger olamadilar hem de devrimci gençligin isçilesme çabalarini, fabrika önlerindeki faaliyetini geleneksel gericiligin yapa geldigi tarzda isçiyi gençlere karsi kiskirtmak gibi bir taktikle engelleyici olmaya çalistilar. Yani TKP ve IGD devrimimizin yapisal handikaplarini kurumlastiran ve siddetlendiren bir temelde varligini sürdürüyordu. Haliyle özel olarak gençlik politikasinin içinde gelecege ait bir deger olusturamadilar. Zaten kolayca görebileceginiz gibi, IGD’yi tanimlarken kullandigimiz bütün olgu ve esaslar o döneme ait özel, güncel pratik politik degerlerdir. Ve bu nedenle de IGD kendini ne ideolojik, ne organik, ne tarihsel olarak bugüne tasiyamayan, sadece o döneme ait pratik-politik bir deger olarak kayitlarda kaldi.

Sanirim 68–78 kiyaslamasi üzerine söylenebilecekler bunlardir.


***

EGEMEN SÖMÜRGECI GÜÇLERIN 12 EYLÜL DARBESIYLE ASIL HEDEFLERI NEYDI? BUNU HANGI YÖNTEMLERLE YAPTILAR? BUNA KARSI GENÇLIK HAREKETI NEDEN BIR CEVAP OLAMADI? NEYI HESAPLAYAMAMISTI?

Aslinda bu sorunun cevabini diger sorulari cevaplarken önemli miktarda vermis olduk. Ama gene de toparlamak açisindan söyle kisa bir çerçeve sunulabilir: 12 Eylül, emperyalizmin hem iç yapisal kurgulari nedeniyle hem de güçlü bir ulusal ve sosyal kurtulus savaslari konjonktürü nedeniyle küresel çapta tikanmis olan ve yaygin olarak ithal ikameci model olarak adlandirdigimiz birikim modelini ihracatçi sanayilesme olarak adlandirilan yeni bir modelle degistirerek sistemi tehdit eden borç ve petrol krizini asma sürecinin Türkiye ayagi olarak görülmelidir. Ikinci savas sonrasi emperyalist dünya pazari Amerika’nin hegemonyasinda oldugu için ABD kendisi için uygun politikalari önce Lâtin Amerika ülkelerinde uygulamaktaydi. Lâtin Amerika bir tür ABD lâboratuari islevi görmekteydi. Oradaki uygulamalar kurumlasip, sonuçlar alinmaya dogru diger ülkelere tasinmaktaydi. Dolayisiyla Türkiye’nin emperyalist politikalar açisindan gelecegini bir dönemler Lâtin Amerika’nin günceline bakarak kestirmek mümkün olabilirdi. Bir zamanlar diyoruz, çünkü artik tarihin merkezi Orta dogu’ya kaydigi için büyük bir yanilsamayla Lâtin Amerika’da bugün esen demokratik ve halkçi rüzgârlarin kendiliginden beklentisi içine aman ha girilmemelidir. Bizim andigimiz dönem emperyalizmin ikinci savas sonrasi yeni sömürgeci dönemidir. Artik bir tür klâsik ve yeni sömürgecilik karmasasi ve “yeniden sömürgecilik” diyebilecegimiz bir döneme giris söz konusudur. Bu asamanin ortaya çikan özelliklerini kabaca siralarsak; her seyden önce keza klâsik sömürgecilik gibi dogrudan iktidara el koyma yok ama askeri isgal var. Yeni sömürgecilikte oldugu gibi siyasal yapi isbirlikçi yerel sinif üzerinden gitmekte ama ekonominin kontrolü dogrudan isgalcinin elinde. Bu ekonomik kontrol de yerel pazari degil, o yerellige ait olan ama küresel ekonomi için stratejik olan kaynaklar, ticaret yollari gibi ekonomik degerlerin dogrudan kontrol ve tasarrufu seklinde tezahür etmektedir. Sovyetik çöküs sonrasinda tarihin merkezi artik doguya, özellikle Orta dogu’ya kaydigi için belki bu dönem için söylenebilecek türev bir sonuç artik bu bölgenin lâboratuar olmasi ve Lâtin Amerika’nin geleceginin bugünün Orta dogu’su üzerinden izlenmesi gerektigi seklinde ifade edilebilir. Ama yeni sömürgecilik döneminde Lâtin Amerika ve bölge tarihinde öncelik Lâtin Amerika’da idi. Orada 70’li yillarin baslarindan itibaren askeri fasist cuntalar eliyle kurumlastirilan yeni birikim modeli Türkiye’ye 12 Eylül’le getirildi. Biliyorsunuz Türkiye’de egemen düzene balans ayari hep ordu üzerinden verilmektedir, çünkü Türkiye kapitalizminin çarpik yapilanmasi yerel finans kapitalizmle kadim ortagi tefeci bezirgânlik arasini her sosyo-ekonomik yapi daralmasinda bozar. Sistem buna karsi bazi sosyo-ekonomik yapi restorasyonlarini finans kapital adina önüne koyar ama egemen blok içi dengelerde bu zümre bunu uygulayacak siyasal güçte degildir. O zaman ordu finans kapitalizm adina tefeci-bezirgânligin dinci ideolojisine karsi modernist-lâikçi söylemlerle yapiya müdahale eder. Finans kapitalin gücünün yetmedigi degisimleri onun adina yapar; tefeci bezirgânligin finans kapitalizm aleyhine piyasadan çektigi kar payini küçültür, finans kapitalin finansman krizini çözer. 27 Mayis’in 59 devalüasyonunun, 12 Mart’in 10 Agustos kararlarinin ve 12 Eylül’ün çok iyi bilindigi gibi 24 Ocak kararlarinin ardindan gelmesinin gösterdigi gibi 60, 71 ve 80 müdahaleleri bu tarihsel iç kurguya göre yasanmistir. Son dönemde yasanan AKP-Genel Kurmay çeliskisi de bu kurgunun güncel veriler itibarîyle yeni asamadaki bir tezahürüdür. 27 Mayis’tan 28 Subat’a kadar çizilen bir ordu müdahaleleri çizgisindeki farklilasmada temel kavsagi 80 müdahalesi olarak kayda geçirmek sanirim tarihi ve günceli anlamak açisindan önemli olacaktir. Bir kere hemen kolayca yapilabilecek bir gözlem bütün ordu müdahalelerinin devlet partisinin muhalefette, egemen siniflar blokunun iktidarda oldugu dönemde gerçeklestigidir. 60’da DP’ye müdahale edilmis ve blokun kadim tarafina dönük basbakani asilmistir. 71’de Demirel’in sapkasini alip gitmesine bozulan kadim sermaye bir dönem keza Demokratik Parti adi altinda ayri yapilanmasini sürdürmüstür. Bütün bunlar ithal ikameci küresel birikim modelinin içyapiya göre egemen blok içi çeliskilerinin ve çözümünün sergilenmesidir. Ancak 80’de emperyalizm küresel pazari borç ödeme gücü ve mallarin dolasim, ticaret serbestîsine göre sekillendirmeye yönelince uluslar arasi finans kapitalizm yerel ortagini buna uygun yapisal degisime zorladi. Buradaki direnç karsiliginda bir taraftan yeni birikim modeline uygun modern sermaye kesimlerini öne çikardi, bunlar o dönem Kutlutas, Enka gibi dis piyasada çalisan insaat sirketleri idi diger taraftan özellikle sehir kodaman tefeci bezirgânligini ki bunlar da daha ziyade o zaman Sirkeci’deki Dogu Bank han sermayesi ve Çukurova holding gibi yapilari içeriyordu. Özal, eski birikim döneminin klâsik sermaye gruplarindan degil bu gruplardan destek aldi ve yeni birikim modeli itibarîyle küresel piyasada bu iki sermaye kesiminin sorunsuz entegrasyonunun saglanmasi mümkün oldugu için iki elini havada birlestiren sembolizmini ortama sundu. Cuntanin ekonomi bakaniyken yaptigi bu girisim özellikle geleneksel finans kapitalizmi zorladi için Koç’tan ve Sabanci’dan agir elestiriler aldi. Belirli bir asamada bu kesim kendi isini gene devlet siniflarina gördürdü ve bir tür saray darbesiyle görevden alinarak yerine geleneksel kesimleri de gözetecek bir ekonomi yönetimi için Adnan Baser Kafaoglu getirildi. Ardindan Özal, yeni finans kapital + kent kodaman bezirgânligi ittifakini ANAP adiyla partilestirdi. Benzer süreç on yil öncesinden neredeyse aynisiyla Sili’de geleneksel oligarsiye karsi Piranha’lar denilen yeni bir oligarsinin yapilanmasinda da izlenebilmistir. Emperyalizm kendi iç yapilanmasinda bu degisiklikleri zorlarken ayni zamanda uluslar arasi sosyalist sisteme yönelik saldirilarini da yükseltiyordu. Düsük yogunluklu savas konseptiyle halklarin özgürlük mücadelelerine saldirirken uluslar arasi proletaryaya da uzay savaslari konseptiyle saldiriyordu. Revizyonizmin buna karsi politikasi teslimiyet oldugu için bundan firsat bulan emperyalizm geleneksel siniflarin tepkilerini de absorbe edecek daha yumusak düzenlemelere geçme imkani buldu. Reaganomics olarak adlandirilan bu dönemin dis islerine Baker getirildi. Su son dönem Amerikan politikalarina ayar verme amaciyla Hamilton’la birlikte rapor hazirlayan Baker.. Baker’in veya temsil ettigi güçlerin politik tarzini o günkü islevi içinde izlemek çok mümkündür. Reaganomics’le yapisal dönüsüm zorlamalarinin yarattigi direnci verili politik ögeleri az çok yeni programa yaklastirarak yatistirmak, verili asamada geçerli olani esas almak, yeniden yapilandirmaktan ziyade daha iyilestirmeyi öne çikarmak Baker’in tarzi olarak ortaya çikti. Gördügünüz gibi nereden nereye?!. 25 yil önceki Türkiye’den küresel yapilanmaya ve oradan onun güncel politikalarinda somutça izlenen ayak izleri.. Günceli tarihsel baglami üzerinden izlemenin keyfi de bu olmakta, çünkü böylece gelecege dair güçlü projektörler tutmak mümkün olmaktadir. Simdi BOP süreci üzerinde Baker düzenlemesinin olduguna dair bir bilgimiz varsa diyebiliriz ki Amerika bölgesel politikasinda dönüstürücü zorlamalardan ziyade veril olan, geleneksel olanla bu politikalari hayata geçirmeye, bunun için gerekli esneklikleri göstermeye daha yatkindir. Yani bölgesel çeliskisinin çözümünde TC ve Kürt Özgürlük Hareketi arasinda bir tercih yapmak zorunda kalacaksa bunun tartismasiz TC olacagini, bu isleri bugün sürdüren kadro ve tarz yapisinin 80’lerin birikim modelini uygulamaya soktugu zamanki politikalarindan da çikartmak mümkün olmaktadir. Konumuza dönersek 80’le yeni birikim modeli bir kez daha geleneksel finans kapitalizm+tefeci bezirgânlik üzerinden yapilandirildi. Bunun Türkiye uygulamasi 90 sonrasinda ANAP’in alasagi edilerek Inönü-Demirel hükümetiyle geleneksel finans kapitalin yillardir pesinde kosturdugu milli koalisyon formülüyle hayata geçirildi. Simdi geleneksel AP ve yakin dönem ANAP politikalari AKP içinde mes edildiginden artik iki parti de siyasal piyasadan aslî olarak düstüler, herhangi bir politik krize stepne olarak varliklarini sürdürebiliyorlar.

Bu anlatim 12 Eylül’ün içine yerlesecegi asil baglami ifade eder. Ancak bizde sol kültürde karsi-devrimin güçlü ataklarinin devrimin iktidarini engellemek için yapildigina dair bir genel anlayis vardir ki bu yanlistir. Aksine karsi-devrimin son ve en güçlü darbesi, devrimin güçlü yükselisini taktik hamlelerle engelledikten ve onun iktidar sansini tikadigini hissettikten sonra gündeme gelir. Klâsik fasizmin Italya’da, devrimin 20 hamlesinin bos düsmesinden sonra yükselmesi, Almanya’da keza Spartaküs ayaklanmanin bos düsmesinden ve devrimci trendin inise geçmesinden sonra iktidara gelmesi, uluslar arasi sosyalizmin bile emperyalizmin Lübnan ve Afganistan saldirilari karsisinda politikasiz kalmasindan sonra çözülmesi gibi kronolojik takipler karsi devrimlerin aslinda devrimlerin güçlü anlarini karsilamak üzere degil, onlarin daha ziyade politik ve ideolojik yetersizlikler itibarîyle bayagilasmaya basladiklari dönemlerde iktidara geldigini göstermektedir. Türkiye’de 12 Mart’in 9 Mart’in hemen arkasindan gelmesi gibi, 12 Eylül’de daha önce söyledigimiz gibi devrimin 77’den baslayan düsük yogunluklu savas sürecine, örnegin karsi devrimin 1 Mayis katliamina, ardindan 1Mayis’in sokaga çikma yasagi ilân edilerek yasaklanmasina, bugünden daha güçlü olunmasina karsin bugünkü gibi Taksim zorlamalariyla bile karsilik verilmedi. Ecevit’e yönelik darbe girisimine ki bu olaya egemen blok arasindaki, onun siyasal egemenlik aygitlari içindeki bir çatlak olarak degerlendirilerek çatlagi büyütecek tarzda müdahil olmak politik olmanin bir geregi idi ama bizler onu egemen siniflar içindeki bir tepisme deyip ertesi gün hangi okulu boykota, hangi fabrikayi isgale götürecegimiz ya da hangi mahalleyi fasistlerden temizleyecegimiz gibi gündelik faaliyet yogunlasmasinin disina çikma beceri ve öncü anlayisina sahip degildik, keza Maras katliamina verilen cevap bile Gazi katliamina, Madimak katliamina verildigi kadar etkili degildi. Kitlelerin sisteme karsi hareketlendirilmesinden ziyade kalici etkisi düsük olan bazi askeri tarzlarla geçistirildi. Düsük yogunluklu savasin ilkesi geregi devrimin güç aldigi alanlarin kurutulmasi ilkesinin belki de ülkemizdeki ilk uygulamalari olarak en ufak bir nedenle, bir boykot, bir direnis, bir çatisma bahane gösterilerek okullar kapatiliyordu. Her gün muhakkak bir devrimci, bir demokrat fasist çeteler tarafindan katlediliyordu. Ama asil önemli olan, eskiden cenazelerimizi yüz binlerle, bir süre sonra on binlerle kaldirirken artik adli tip önüne birkaç yüz kisiyle gider olunmustu ve onlarin da içlerinde büyük bir kismi mücadelenin geregi silahli oldugu için polis pusu ve aramalarinda tutuklaniyorlardi. Yani gençlik devrimciligi kendi kitlesinden de yoksunlastirilmisti. Daha ilginci ve belki traji-komik olani, o dönemin bütün devrimci edebiyati gelmekte olan bir askeri fasist darbenin haberciligi üzerine ajitasyonunu yükseltirken örgütsel ve siyasal tarzda buna iliskin hiçbir hazirlik yapilmiyordu. Bu bizim iktidar ve devrim mantiginin ne kadar uzaginda oldugumuzun, en devrimci yükselis altinda bile bir sosyal devrim düzeyi itibarîyle ne denli vülger, kaba bir düzey olusturdugumuzu göstermektedir. Kisacasi devrim daha 12 Eylül gelmezden önce yenilmisti, zaten. Dolayisiyla karsi devrim kendi zorunlu hamlesi açisindan zamanlamayi bizim artik kendisi için bir tehdit olmaktan çiktigimiz bir zamani kollayarak ve örgütleyerek yaptigini söylemek daha dogru olacaktir.

Kürdistan devriminin bugünkü basarili çizgisi bu momentte Türkiye devrimci hareketinden farkli bir rota tutturmasinin eseridir diyebiliriz. PKK’nin 79’da Orta dogu’ya çekilmesi karsi devrim dalgasindan stratejik olarak korunmasini ve sabirla daha sonraki saldirisinin hazirliklarini yapmasini sagladi. Bizler ise hem hazirlik yapmadik hem de çizgisel bir analoji kurmak adina da söyleyebiliriz ki en tarihsel yok olus momentinde bile elinde kiliçla Bolsevik mitralyözlerine karsi saldiran Enver Pasa gibi kendimizi kirdiran saldiri çizgimizden vazgeçmedik. Artik saldiracak gücümüz kalmadiginda ise görüldü ki sadece pratik güç degil toplumsal saldiri ruhu ve mantigi da tüketilmisti. Siyasal bilinçlerde mahkûm edilmisti. Bugünlere bu ruh eksikligi ve bilinç mahkumiyetiyle geldik..

Bizim neden bu darbeyi gögüsleyemedigimizin ampirik olmayan, teknik, taktik olmayan cevabi ise keza önceki bölümlerden beri söyleye geldigimiz gibi, Türkiye devrimci hareketinin esas toplumsal varligini olusturan gençlik yapimizin tarihsel gelenekleri itibarîyle devrimci bir özne olmasina karsin sosyal bir devrimin gerektirdigi sekilde, toplumsal dönüsümü zorlayacak bir sinif sosyalliginde bir sosyal devrim öznesi olmamasindan kaynaklidir. Aydin gençlik güncel, pratik ontolojik yapi olmakla birlikte toplumsal uzamda ayni zamanda bir tarihsel olustur ve böyle oldugu için bu melez ontolojiye içkin kendiliginden tarihsel bilincinin praxisi onu bir taraftan siyasal hayata müdahil kilarken, diger taraftan, dogrudan dönüstürücü toplumsal siniflar için degisik ideolojik formatlarda üretilmis politik bilincin edinimini, egemen ekonomik yapiya dogrudan, dolaysizca, üretim üzerinden iliskilenip olusmayan ontolojisine içkinlestiremez, edinilmis bilincin geregini prat

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz